ÜCRET HİYERARŞİSİNİN KORUNMASI
Ücret hiyerarşisi, bir ekonomide emek piyasasının omurgasını oluşturan temel yapılardan biridir. Çalışanların eğitim düzeyi, deneyimi, sorumluluk alanı ve üretime katkısına göre farklı ücret düzeylerinde konumlanması, yalnızca bireysel adalet duygusunu değil; işletmelerin verimliliğini, sektörlerin rekabet gücünü ve makroekonomik istikrarı da doğrudan etkiler. Son yıllarda yüksek enflasyon, asgari ücrette yapılan sık ve yüksek oranlı artışlar, ücret artışlarının genellikle tabana odaklanması gibi gelişmeler, ücret hiyerarşisinin korunması meselesini ekonomi politikalarının merkezine taşımış durumda.
Bu çerçevede ücret hiyerarşisi yalnızca “kim ne kadar kazanıyor” sorusunun ötesinde; ekonomik teşvikler, sosyal barış ve sürdürülebilir büyüme açısından kritik bir denge mekanizması olarak ele alınmalıdır.
ÜCRET HİYERARŞİSİ NEDİR VE NEDEN ÖNEMLİDİR?
Ücret hiyerarşisi, aynı işyeri ya da sektör içinde farklı niteliklere ve sorumluluklara sahip çalışanlar arasında oluşan ücret basamaklarını ifade eder. Bu yapı, emeğin niteliğini fiyatlandıran bir sistemdir. Daha fazla eğitim, uzmanlık ve deneyim gerektiren işler daha yüksek ücretle karşılık bulurken; giriş seviyesindeki ya da düşük nitelik gerektiren işler daha düşük ücretle konumlanır.
Bu hiyerarşinin korunması, üç temel açıdan önem taşır. Birincisi, çalışanlar için güçlü bir motivasyon ve kariyer teşviki yaratır. İkincisi, işletmelerin nitelikli işgücünü elde tutmasını sağlar. Üçüncüsü ise ekonominin genelinde verimlilik artışını destekler. Ücret basamaklarının aşınması, yani farklı niteliklere sahip çalışanlar arasındaki ücret farklarının giderek kapanması, bu üç alanda da ciddi sorunlara yol açar.
ASGARİ ÜCRET ARTIŞLARI VE HİYERARŞİNİN AŞINMASI
Son dönemde asgari ücret politikaları, sosyal refahı koruma amacıyla önemli bir araç haline gelmiştir. Ancak asgari ücrette yapılan yüksek oranlı artışlar, ücret hiyerarşisini yukarıdan değil aşağıdan sıkıştıran bir etki yaratmaktadır. Asgari ücretle çalışanlarla bir üst kademe çalışanlar arasındaki ücret farkının hızla daralması, “ücret sıkışması” olarak tanımlanan bir olguyu beraberinde getirmektedir.
Bu durum, özellikle orta kademe beyaz yakalılar, teknisyenler ve ustalar açısından belirginleşmektedir. Yıllarca eğitim almış, deneyim kazanmış ve sorumluluk üstlenmiş çalışanların ücretlerinin asgari ücrete yaklaşması, emeğin niteliğinin yeterince fiyatlandırılamadığı algısını güçlendirmektedir. Bu algı, iş gücü piyasasında motivasyon kaybı, verimlilik düşüşü ve kayıt dışılığa yönelim gibi sonuçlar doğurabilmektedir.
ENFLASYON VE ÜCRET YAPISINDA BOZULMA
Yüksek ve oynak enflasyon ortamı, ücret hiyerarşisinin korunmasını daha da zorlaştırmaktadır. Enflasyon karşısında ücretler genellikle gecikmeli güncellenirken, taban ücretlerde yapılan ani ayarlamalar üst ücret gruplarına aynı ölçüde yansımamaktadır. Bu durum, ücret skalasının üst basamaklarında reel gelir kayıplarına yol açarken, alt basamaklarda göreli bir toparlanma yaratmaktadır.
Türkiye’de ücret yapısına ilişkin veriler, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan kazanç istatistiklerinde bu eğilimi açık biçimde ortaya koymaktadır. Ücret dağılımındaki sıkışma, uzun vadede nitelikli işgücünün yurt dışına yönelmesi ya da farklı sektörlere kayması riskini de artırmaktadır.
ULUSLARARASI DENEYİMLER VE DENGELİ ÜCRET POLİTİKALARI
Uluslararası karşılaştırmalar, ücret hiyerarşisinin korunmasının gelişmiş ekonomilerde temel bir politika önceliği olduğunu göstermektedir. OECD ülkelerinde asgari ücret artışları genellikle verimlilik artışı, sektör bazlı ücret pazarlıkları ve enflasyon hedefleriyle uyumlu biçimde tasarlanmaktadır. Bu sayede taban ücretler yükselirken, üst ücret gruplarının da reel olarak korunması sağlanmaktadır.
Benzer şekilde, Uluslararası Çalışma Örgütü raporlarında, ücret politikalarının yalnızca gelir dağılımını değil, beceri kazanımını ve iş gücü kalitesini de teşvik edecek şekilde kurgulanması gerektiği vurgulanmaktadır. Hiyerarşinin tamamen ortadan kalktığı bir ücret yapısının, uzun vadede ekonomik büyümeyi sınırladığına dikkat çekilmektedir.
ÜCRET HİYERARŞİSİNİN BOZULMASININ EKONOMİK SONUÇLARI
Ücret hiyerarşisinin aşınması, kısa vadede düşük gelirli çalışanlar için bir rahatlama sağlasa da orta ve uzun vadede ciddi maliyetler üretir. İlk olarak, işletmelerde terfi ve performans sistemleri anlamını yitirir. Çalışanlar için “daha fazla çaba, daha yüksek ücret” bağlantısı zayıflar. İkinci olarak, nitelikli işgücünün arzı azalır; eğitim yatırımlarının getirisi düşer. Üçüncü olarak ise kayıt dışı ödemeler ve yan haklar üzerinden denge sağlama çabaları artar.
Makroekonomik düzeyde bakıldığında, ücret hiyerarşisinin bozulması verimlilik artışının önünde bir engel oluşturur. Verimlilik artışı olmadan yükselen ücretler, enflasyonist baskıları güçlendirir ve fiyat-ücret sarmalını derinleştirir.
DENGE NASIL SAĞLANABİLİR?
Ücret hiyerarşisinin korunması, asgari ücret artışlarından vazgeçilmesi anlamına gelmez. Asıl mesele, ücret politikalarının bütüncül bir çerçevede ele alınmasıdır. Sektör bazlı toplu sözleşmelerin güçlendirilmesi, performansa ve beceriye dayalı ücretlendirme sistemlerinin yaygınlaştırılması ve verimlilik artışını merkeze alan bir yaklaşım bu dengenin temel unsurlarıdır.
Ayrıca, vergi ve sosyal güvenlik prim yapısının ücret skalasının üst basamaklarını aşırı baskılamayacak şekilde yeniden tasarlanması da önemlidir. Aksi halde brüt ücret artışları net gelire yeterince yansımamakta, bu da hiyerarşiyi fiilen zayıflatmaktadır.
SONUÇ: SOSYAL ADALET VE EKONOMİK RASYONALİTE ARASINDA
Ücret hiyerarşisinin korunması, sosyal adaletle çelişen bir hedef değildir. Tam tersine, emeğin niteliğini ve çabasını adil biçimde ödüllendiren bir sistem hem toplumsal huzuru hem de ekonomik verimliliği destekler. Taban ücretleri güçlendirirken, üst basamakları ihmal eden politikalar kısa vadeli çözümler üretse de uzun vadede yapısal sorunları derinleştirir.
Bu nedenle ücret politikalarında esas hedef, çalışanlar arasında uçurumlar yaratmak değil; anlamlı ve motive edici bir ücret yapısını sürdürülebilir kılmak olmalıdır. Ücret hiyerarşisinin dengeli biçimde korunması, Türkiye ekonomisinin rekabet gücü, istihdam kalitesi ve uzun vadeli büyüme potansiyeli açısından vazgeçilmez bir unsurdur.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar