Haziran Enflasyonunda 3 Farklı Tablo

Ekonomist yazar
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

Haziran ayı enflasyon rakamları açıklandı. Ancak yine her ay olduğu gibi vatandaşın karşısına tek bir enflasyon oranı değil, üç farklı veri çıktı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından açıklanan rakamlar birbirinden oldukça farklı olunca, vatandaşın kafası da karıştı.

Pazara çıkan, market alışverişi yapan, kira ödeyen ya da çocuğunu okula gönderen milyonlarca insanın aklındaki soru aynı: “Hangisi gerçek enflasyonu gösteriyor?”

Aslında bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü üç kurum da farklı yöntemlerle hesaplama yapıyor. Bu nedenle ortaya çıkan sonuçlar da birbirinden farklı oluyor.

Haziran ayında TÜİK yıllık enflasyonu yüzde 32,11 olarak açıkladı. Aylık artış ise yüzde 0,99 oldu. Bu rakam, son aylarda enflasyondaki yavaşlamanın sürdüğüne işaret ediyor. Özellikle Merkez Bankasının uyguladığı sıkı para politikasının fiyat artışlarını frenlemeye başladığı değerlendirmeleri yapılıyor.

Ancak ENAG’ın açıkladığı rakamlar oldukça farklı bir tablo ortaya koyuyor. ENAG’a göre yıllık enflasyon yüzde 51,49 seviyesinde gerçekleşti. Aylık artış ise TÜİK’in açıkladığı oranın oldukça üzerinde yer aldı. ENAG’ın hesaplamaları, özellikle vatandaşın günlük yaşamında hissettiği fiyat artışlarının resmi rakamlardan daha yüksek olduğu görüşünü savunan kesimler tarafından yakından takip ediliyor.

Bir diğer önemli veri ise İstanbul Ticaret Odası’nın açıkladığı İstanbul Ücretliler Geçinme Endeksi oldu. İTO’nun verileri yalnızca İstanbul’daki fiyat hareketlerini kapsıyor. Buna rağmen Türkiye ekonomisinin en büyük tüketim merkezi olan İstanbul’daki fiyat değişimlerini göstermesi bakımından önemli bir gösterge kabul ediliyor. İTO’nun açıkladığı enflasyon oranı da TÜİK’in üzerinde gerçekleşerek fiyat baskısının sürdüğünü ortaya koydu.

Peki aynı ülkede yaşayan insanlar için neden üç farklı enflasyon oranı ortaya çıkıyor?

Bunun en önemli nedeni hesaplama yöntemlerinin farklı olmasıdır. TÜİK, Türkiye genelinde binlerce ürünün fiyatını belirli kurallara göre takip ediyor. ENAG ise farklı veri toplama yöntemleri ve farklı istatistiksel teknikler kullanıyor. İTO ise yalnızca İstanbul piyasasını esas alıyor. Yani üç kurum aynı pazara baksa da farklı sepetlerle ve farklı yöntemlerle hesaplama yapıyor.

Vatandaş ise rakamlardan çok cebine bakıyor.

Emekli maaşı, memur zammı, işçi ücreti ya da kira artışı söz konusu olduğunda resmi olarak TÜİK’in açıkladığı veriler esas alınıyor. Buna karşılık vatandaş günlük alışverişte sebze, meyve, et, süt, peynir, ekmek, kira, ulaşım ve eğitim gibi temel harcamalarda hissettiği artışın daha yüksek olduğunu ifade ediyor.

Özellikle dar gelirli aileler için enflasyon yalnızca istatistiklerden ibaret değil. Market rafındaki etiketler her değiştiğinde, pazarda file daha az dolduğunda ya da elektrik ve doğal gaz faturaları yükseldiğinde enflasyon doğrudan hissediliyor. Bu nedenle birçok kişi açıklanan resmi rakamlarla kendi yaşadığı hayat pahalılığı arasında fark olduğunu düşünüyor.

Ekonomistler ise bu farklılığın önemli bir kısmının kişisel harcama alışkanlıklarından kaynaklandığını belirtiyor. Çünkü herkes aynı ürünleri satın almıyor. Emeklinin harcama kalemleriyle öğrencinin, büyükşehirde yaşayan bir ailenin giderleriyle küçük şehirde yaşayan bir vatandaşın giderleri aynı olmuyor. Bu nedenle herkesin hissettiği enflasyon da farklı olabiliyor.

Bunun yanında kira fiyatları, özel okul ücretleri, sağlık harcamaları ve hizmet sektöründeki zamlar özellikle büyük şehirlerde yaşayan vatandaşların bütçesini daha fazla etkiliyor. Bu durum da hissedilen enflasyonun resmi rakamların üzerinde algılanmasına neden olabiliyor.

Haziran ayı verileri aynı zamanda ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde nasıl bir yol izleyeceği açısından da önem taşıyor. Enflasyondaki düşüş eğiliminin devam etmesi halinde faiz politikalarında ilerleyen aylarda yeni değerlendirmeler yapılabileceği konuşuluyor. Ancak bunun için fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesi gerekiyor.

Öte yandan üretici fiyatlarındaki artışın tamamen sona ermemesi, döviz kurlarındaki hareketlilik, küresel enerji fiyatları ve gıda maliyetleri enflasyon açısından risk oluşturmaya devam ediyor. Bu nedenle uzmanlar, tek bir aylık veriye bakarak kesin sonuç çıkarmanın doğru olmayacağını ifade ediyor.

Sonuç olarak haziran ayı enflasyon rakamları yine farklı yorumları beraberinde getirdi. TÜİK, ENAG ve İTO’nun açıkladığı veriler farklı olsa da ortak nokta fiyatların hâlâ yükselmeye devam etmesi. Tartışma, fiyatların artıp artmadığı değil, ne kadar arttığı üzerinde yoğunlaşıyor.

Vatandaş için ise en önemli gösterge açıklanan istatistikler değil, ay sonunda cebinde kalan para oluyor. Marketten aldığı ürün sayısı azalıyor, faturaları yükseliyor ve alım gücü düşüyorsa, açıklanan oran ne olursa olsun hayat pahalılığı hissedilmeye devam ediyor. Bu nedenle enflasyonla mücadelede kalıcı başarı, sadece istatistiklerde görülen düşüşle değil, vatandaşın günlük yaşamında fiyat baskısının gerçekten hafiflemesiyle mümkün olacaktır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

 

Yayınlama: 04.07.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.