AB,ABDE ve Japonya Kritik Hammaddelerde Güçbirliği

Ekonomist yazar
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

AB, ABD VE JAPONYA KRİTİK HAMMADDELERDE GÜÇ BİRLİĞİ

Küresel ekonomi, son yıllarda yalnızca büyüme oranları, enflasyon verileri ya da faiz kararlarıyla şekillenmiyor. Asıl kırılma, üretimin görünmeyen ama vazgeçilmez girdilerinde yaşanıyor. Lityumdan kobalt ve nadir toprak elementlerine, nikelden grafite uzanan “kritik ham maddeler”, artık yalnızca sanayinin değil, jeopolitiğin de merkezinde yer alıyor. Bu bağlamda Avrupa Birliği (AB), Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Japonya’nın kritik ham maddelerin tedarikine yönelik iş birliği kararı, klasik bir ticaret anlaşmasının çok ötesinde anlamlar taşıyor.

Bu üç ekonomik güç, söz konusu ham maddeler konusunda tedarik güvenliği, stratejik bağımsızlık ve teknolojik üstünlük hedefleri etrafında ortak bir zeminde buluşuyor. Atılan adım, yalnızca bugünün sanayi politikalarına değil, önümüzdeki on yılların küresel güç dengelerine de yön verme potansiyeline sahip.

Kritik Ham Maddeler Neden Bu Kadar Önemli?

Kritik ham maddeler, modern ekonominin adeta “sinir sistemi” konumunda. Elektrikli araç bataryalarından rüzgâr türbinlerine, yarı iletkenlerden savunma sanayisine kadar geniş bir yelpazede bu maddelere bağımlılık giderek artıyor. Dijitalleşme ve yeşil dönüşüm hedefleri derinleştikçe, bu bağımlılık daha da kritik hale geliyor.

Sorun ise arz tarafında düğümleniyor. Küresel üretim ve işleme kapasitesinin büyük bir kısmı sınırlı sayıda ülkede yoğunlaşmış durumda. Özellikle Çin, nadir toprak elementleri başta olmak üzere birçok kritik ham maddede hem üretim hem de rafinasyon aşamasında baskın bir konuma sahip. Bu durum, son yıllarda yaşanan ticaret savaşları, pandemi kaynaklı tedarik zinciri kırılmaları ve artan jeopolitik gerilimlerle birlikte, Batılı ekonomiler açısından ciddi bir kırılganlık yaratmış durumda.

AB, ABD ve Japonya’nın iş birliği kararı tam da bu kırılganlığı azaltmaya yönelik stratejik bir hamle olarak okunmalı.

Üçlü İş Birliğinin Temel Hedefleri

Ortak açıklamalarda öne çıkan başlıklar dikkat çekici. İlk hedef, tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi. Yani tek bir ülkeye ya da dar bir coğrafyaya aşırı bağımlılığın azaltılması. Bu kapsamda Afrika, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya gibi bölgelerde yeni madencilik ve işleme yatırımlarının teşvik edilmesi gündemde.

İkinci önemli hedef, işleme ve rafinasyon kapasitesinin artırılması. Ham maddenin çıkarılması kadar, yüksek katma değerli işleme aşamaları da kritik önem taşıyor. Bugün birçok Batılı ülke, ham maddeyi çıkarabilse dahi işleme aşamasında dışa bağımlı. İş birliği, bu açığı kapatmayı hedefliyor.

Üçüncü başlık ise stratejik stoklama ve erken uyarı mekanizmaları. Tedarik zincirlerinde yaşanabilecek ani kesintilere karşı ortak stoklar oluşturulması ve piyasalardaki risklerin önceden tespit edilmesi amaçlanıyor.

Jeopolitik Arka Plan: Çin Faktörü

Bu iş birliğini anlamak için Çin’i paranteze almak mümkün değil. Son yıllarda Pekin yönetimi, kritik ham maddeleri açık biçimde bir dış politika ve ticaret aracı olarak kullanabileceğini gösterdi. İhracat kısıtlamaları, lisans zorunlulukları ve fiyatlama stratejileri, bu alandaki kırılganlıkları gözler önüne serdi.

AB, ABD ve Japonya’nın attığı adım, doğrudan bir “karşı blok” oluşturma niyeti taşımadığını vurgulasa da fiili sonuçları itibarıyla küresel rekabetin sertleşeceği açık. Bu durum, kritik ham maddelerin artık serbest piyasa koşullarında alınıp satılan sıradan emtialar olmaktan çıktığını; stratejik varlıklar haline geldiğini gösteriyor.

Yeşil Dönüşüm ve Sanayi Politikalarıyla Bağlantı

Üçlü iş birliği, aynı zamanda iklim politikalarıyla da doğrudan bağlantılı. AB’nin Yeşil Mutabakat hedefleri, ABD’nin Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) ve Japonya’nın temiz enerji yatırımları, devasa miktarda kritik ham madde ihtiyacı doğuruyor. Elektrikli araç üretimi, batarya teknolojileri ve yenilenebilir enerji yatırımları, bu maddelere erişim olmadan sürdürülebilir değil.

Dolayısıyla mesele yalnızca arz güvenliği değil; iklim hedeflerinin gerçekçi olup olmadığı sorusuna da bağlanıyor. Tedarik zinciri güvence altına alınmadan iddialı yeşil dönüşüm hedeflerinin hayata geçirilmesi neredeyse imkânsız.

Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Fırsatlar ve Riskler

Bu iş birliği, ham madde zengini gelişmekte olan ülkeler açısından hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Yeni yatırımlar, altyapı projeleri ve teknoloji transferleri, bu ülkeler için önemli bir ekonomik ivme yaratabilir. Ancak geçmiş deneyimler, madencilik faaliyetlerinin çevresel tahribat ve sosyal sorunlar doğurabileceğini de hatırlatıyor.

AB, ABD ve Japonya’nın açıklamalarında sürdürülebilirlik, çevre standartları ve yerel halkların korunmasına yapılan vurgular dikkat çekiyor. Ancak bu ilkelerin sahada ne ölçüde hayata geçirileceği, iş birliğinin inandırıcılığı açısından belirleyici olacak.

Küresel Ticaret Sistemi Yeniden Şekilleniyor

Kritik ham maddeler ekseninde kurulan bu yeni ittifak, küresel ticaret sisteminin giderek daha fazla bloklaşma eğilimine girdiğini de gösteriyor. Serbest ticaretin yerini, stratejik sektörlerde korumacı ve yönlendirici politikalar alıyor. Devlet destekleri, sübvansiyonlar ve yerli üretim şartları, artık istisna değil, kural haline geliyor.

Bu durum, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi çok taraflı kurumların etkinliğinin sorgulanmasına yol açarken, ikili ve çok taraflı “stratejik ortaklıkların” önemini artırıyor.

Sonuç: Ekonomiden Güvenliğe Uzanan Bir Dosya

AB, ABD ve Japonya’nın kritik ham maddelerde iş birliği kararı, basit bir tedarik anlaşması değil; ekonomik güvenlikten teknoloji politikalarına, iklim hedeflerinden jeopolitik rekabete uzanan çok katmanlı bir strateji belgesi niteliği taşıyor. Önümüzdeki dönemde bu iş birliğinin kapsamı genişledikçe, küresel emtia piyasalarında dalgalanmalar, yeni yatırım rotaları ve siyasi gerilimler kaçınılmaz olacak.

Görünen o ki, 21. yüzyılın küresel rekabeti artık yalnızca petrol ve doğalgaz üzerinden değil; lityumdan nadir toprak elementlerine uzanan görünmez ama hayati hammaddeler üzerinden şekilleniyor. Ve bu yarışta geri kalanlar, sadece ekonomik değil, stratejik olarak da bedel ödeyecek.

Kaynak: Euronews

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

 

Yayınlama: 06.02.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.