Ekonomik dalgalanmaların çoğu zaman arkasında karmaşık finansal süreçler ya da küresel politik gelişmeler olduğu düşünülür. Oysa ekonomiyi günlük hayatta en hızlı ve en sert biçimde etkileyen unsurlar, arz ve talep yönlü şoklardır. Bir ülkenin üretim kapasitesinden hane halkı tüketim alışkanlıklarına kadar geniş bir alanı etkileyen bu şoklar, fiyat seviyelerinden büyüme performansına, istihdamdan yatırım iştahına kadar neredeyse tüm göstergelerde belirleyici rol oynar. Bugün ekonomik istikrarın konuşulduğu her başlıkta, aslında bu iki şokun yarattığı etkileri okuyoruz. Dolayısıyla konu, yalnızca akademik bir teoriden ibaret olmayıp günlük yaşamın tam merkezinde yer alıyor.
Arz Şokları: Ekonominin Üretim Cephesindeki Sarsıntılar
Arz şoku, ekonomide mal ve hizmetlerin üretim kapasitesini aniden ve şiddetli biçimde etkileyen gelişmeler olarak tanımlanıyor. Bu şoklar genellikle üretimin azalmasına, maliyetlerin artmasına ve buna bağlı olarak fiyatlarda yukarı yönlü baskılara neden oluyor. Örneğin pandemi döneminde küresel tedarik zincirlerinin bozulması, çip üretiminde yaşanan kesintiler ya da tahıl koridorunun kapanması gibi olaylar birer arz şoku olarak tarihe geçti.
Arz şokları yalnızca üretimde bir daralma yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda maliyet yapısını doğrudan etkilediği için enflasyonist baskıları da tetikliyor. Maliyet artışı sadece hammadde fiyatlarıyla sınırlı değil; enerji, lojistik, işgücü, finansmana erişim gibi tüm alt başlıklarda kendini gösteriyor. Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde yaşanan küresel petrol ve doğalgaz fiyat artışları, bu etkinin yerel ekonomi üzerindeki ağırlığını daha da artırıyor. Bir başka ifadeyle arz şokları, ekonomik yapının kırılgan noktalarını doğrudan görünür kılıyor.
Ekonomideki bu tür sarsıntıların uzun vadeli etkileri ise çok daha derin. Üretici firmalar maliyet baskısı nedeniyle kapasite kullanım oranlarını düşürmek zorunda kalıyor, bazıları yatırımlarını erteliyor, hatta kimi sektörlerde faaliyetler tamamen durma noktasına geliyor. Bu durum istihdam kayıplarını tetiklerken, ekonomideki büyüme ivmesini aşağı çekiyor. Dolayısıyla arz şokları, ekonominin arz yönlü politikalarını, yatırım teşvik mekanizmalarını ve tedarik zinciri stratejilerini yeniden düşünmeyi gerektiriyor.
Talep Şokları: Tüketici Davranışlarının Ani Dönüşümü
Talep şokları ise hane halkı tüketimi, yatırım iştahı ve kamu harcamaları gibi talep yönlü kalemlerde ani değişimlere yol açan gelişmeler olarak öne çıkıyor. Bu şoklar bazen iç dinamiklerden, bazen dış ekonomik koşullardan, bazen de tüketici güvenindeki ani dalgalanmalardan kaynaklanıyor. Örneğin yüksek enflasyon dönemlerinde hane halkının harcanabilir gelirinde yaşanan erime, talep tarafında keskin bir daralmaya neden olabiliyor. Tüketici psikolojisinin bozulması, belirsizlik algısının artması ve kredi koşullarının sıkılaşması talep daralmasını daha da derinleştiriyor.
Talep şoklarının ekonomideki etkisi arz şoklarından farklı işliyor. Arz şokları üretimi baskılarken, talep şokları fiyatlarda aşağı yönlü baskı yaratabiliyor. Özellikle perakende sektöründe talebin sert düştüğü dönemlerde işyerleri indirim kampanyalarına yöneliyor, stok eritme eğilimi artıyor. Bu durum bazı kalemlerde enflasyonun geçici olarak gerilemesine yol açsa da ekonominin büyüme potansiyeli üzerinde negatif bir etki bırakıyor.
Talep şoklarının bir diğer önemli etkisi yatırım kararları üzerinde ortaya çıkıyor. Firmalar, iç pazarın daraldığı algısına kapıldığı dönemlerde yatırımlarını öteliyor, kapasite genişletme planlarını erteliyor. Bu ise uzun dönemde ekonomik dinamizmi zayıflatıyor. Kamu politikalarının talep yönlü şoklara verdiği tepki bu noktada kritik öneme sahip. Mali teşvikler, kamu harcamaları ve gelir destekleri, talep tarafındaki daralmayı sınırlamada etkili olabiliyor.
Arz ve Talep Şoklarının Birlikte Görüldüğü Dönemler: Çifte Etki
Ekonominin en zorlandığı dönemler ise arz ve talep şoklarının eş zamanlı yaşandığı süreçler. Pandemi bu açıdan en çarpıcı örneği oluşturdu. Hem üretim durdu hem tüketim davranışları sert biçimde değişti. Bir yanda hammadde ve enerji maliyetlerinde artış; diğer yanda tüketici harcamalarında belirsizlik ve geri çekilme ortaya çıktı. Böyle dönemlerde politika yapıcıların manevra alanı daralıyor, çünkü arz şokuna verilen bir politika tepkisi talep tarafını olumsuz etkileyebiliyor veya tam tersi.
Ekonominin bu iki farklı ama birbirine bağlı şoka aynı anda maruz kalması, fiyat istikrarının sağlanmasını güçleştiriyor. Merkez bankalarının faiz artırımları talep yönlü enflasyonu baskılasa da maliyet kaynaklı fiyat artışlarına karşı sınırlı etki yaratıyor. Dolayısıyla böylesi dönemlerde daha kapsamlı, çok bileşenli ve koordineli politikalar kaçınılmaz hâle geliyor.
Sonuç: Ekonomik Dayanıklılık Yeni Nesil Politika Tasarımı Gerektiriyor
Arz ve talep şokları, modern ekonomilerin en kritik kırılganlıkları arasında yer alıyor. Bu şokların etkilerini azaltmak için hem üretim tarafında hem tüketim tarafında daha esnek, daha dirençli ve daha öngörülebilir bir ekonomik mimari inşa edilmesi gerekiyor. Tedarik zinciri güvenliği, enerji arzının çeşitlendirilmesi, dijital üretim altyapısının güçlendirilmesi, gelir destek mekanizmalarının güncellenmesi ve tüketici güveninin korunması bu sürecin temel bileşenleri arasında.
Bugünün belirsizlik ortamında ekonomiyi ayakta tutan en önemli unsur, öngörülebilirlik ve dayanıklılıktır. Arz ve talep şoklarını yönetebilmek ise hem mikro hem makro düzeyde bu dayanıklılığı inşa etmekten geçiyor. Ekonomik politika tasarımının merkezine bu şoklara karşı dirençli bir yapı kurmak konulduğu sürece, ekonomik sarsıntıların toplumsal refaha etkisi daha sınırlı kalacak ve büyüme daha sürdürülebilir bir zemine oturacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar