EMEKLİLİK SİSTEMİNDE DEĞİŞİKLİK SİNYALİ
Türkiye’de emeklilik sistemi bir süredir hem kamu maliyesinin hem de milyonlarca emeklinin gündeminde ilk sıralarda yer alıyor. Artan yaşam maliyetleri, enflasyonun gelirler üzerindeki baskısı ve sosyal güvenlik dengesindeki bozulma, mevcut yapının sürdürülebilirliğini yeniden tartışmaya açtı. Son dönemde kulislerde ve resmi açıklamalarda sıkça dile getirilen “ortak zam” ve “prim dengesi” vurguları ise, emeklilik sisteminde kapsamlı bir değişikliğin ayak sesleri olarak okunuyor.
Bu sinyaller, yalnızca emekli maaşlarının nasıl artırılacağına dair teknik bir düzenlemeden ibaret değil. Aksine, çalışan-emekli dengesi, prim ödeme gün sayıları, bütçe transferleri ve kuşaklar arası adalet gibi pek çok başlığı içinde barındıran yapısal bir dönüşüm arayışına işaret ediyor.
Mevcut sistemin sınırları zorlanıyor
Türkiye’de sosyal güvenlik sistemi uzun yıllardır açık veren bir yapıya sahip. Aktif çalışan sayısının emekli sayısını finanse etme kapasitesi giderek azalırken, bütçeden Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) yapılan transferler rekor seviyelere ulaşmış durumda. Bir başka ifadeyle, sistem giderek daha fazla genel bütçe kaynaklarıyla ayakta tutuluyor.
Bu tabloyu ağırlaştıran unsurlardan biri de emekli maaşlarının enflasyon karşısında hızla erimesi. Özellikle son yıllarda uygulanan dönemsel zamlar, farklı emekli grupları arasında ciddi gelir farklarının oluşmasına yol açtı. En düşük emekli maaşı alanlarla nispeten yüksek maaş alanlar arasındaki makas daralmak yerine, karmaşık bir yapıya dönüştü. Aynı prim gün sayısına ve benzer çalışma geçmişine sahip kişilerin farklı maaşlar alması, “adalet” tartışmalarını da beraberinde getirdi.
İşte bu noktada “ortak zam” kavramı devreye giriyor.
Ortak zam ne anlama geliyor?
Ortak zam yaklaşımı, tüm emeklilere belirli bir oranda veya belirli bir taban artışın eş zamanlı uygulanmasını ifade ediyor. Amaç, enflasyon karşısında özellikle düşük maaşlı emeklileri korurken, sistem içindeki dengesizlikleri azaltmak.
Bugüne kadar yapılan düzenlemelerde genellikle iki farklı yöntem izlendi: Enflasyon oranında zam ve taban maaş artışı. Ancak bu iki yöntem bir arada kullanıldığında, prim-maaş ilişkisi zamanla zayıfladı. Daha fazla prim ödeyen ile daha az prim ödeyen arasındaki farkın kapanması, uzun vadede kayıtlı çalışmayı ve yüksek prim ödemeyi teşvik etmeyen bir sonuç doğurdu.
Ortak zam modeli ise bu soruna yeni bir denge noktası arıyor. Hem herkes için geçerli bir artış mekanizması hem de prim gün sayısı ve ödenen prim tutarını tamamen göz ardı etmeyen bir yapı hedefleniyor.
Prim dengesi neden yeniden gündemde?
Emeklilik sisteminin bel kemiğini prim dengesi oluşturuyor. Çalışanların ödediği primlerle emeklilere maaş ödenmesi esasına dayanan bu yapı, demografik değişimlerden doğrudan etkileniyor. Türkiye’de nüfus yaşlanırken, çalışma çağındaki nüfusun artış hızı yavaşlıyor. Bu durum, “kaç çalışan bir emekliyi finanse ediyor?” sorusunu her geçen yıl daha kritik hale getiriyor.
Prim dengesi tartışması, yalnızca prim oranlarının artırılması anlamına gelmiyor. Daha geniş bir çerçevede;
Gibi başlıkları kapsıyor.
Bu bağlamda ortak zam ile prim dengesi arasındaki ilişki kritik. Eğer zam mekanizması prim yapısından tamamen kopuk olursa, sistemin finansman yükü daha da artıyor. Tam tersine, prim merkezli ama sosyal boyutu zayıf bir yaklaşım ise emeklilerin alım gücünü korumakta yetersiz kalıyor.
Kamu maliyesi açısından tablo
Emeklilik sistemindeki her düzenleme, doğrudan bütçe dengelerini etkiliyor. Son yıllarda emekli maaşlarına yapılan artışlar, bütçeden SGK’ya aktarılan kaynakların hızla yükselmesine neden oldu. Bu durum kısa vadede sosyal rahatlama sağlasa da orta ve uzun vadede kamu maliyesi üzerinde baskı oluşturuyor.
Ortak zam ve prim dengesi ekseninde yapılacak bir reformun en hassas noktası da burada yatıyor: Sosyal adalet ile mali sürdürülebilirlik arasındaki denge.
Uzmanlara göre, kalıcı bir çözüm için yalnızca maaş artışlarına odaklanmak yeterli değil. Emeklilik yaşı, prim ödeme süresi, tamamlayıcı emeklilik modelleri ve bireysel emeklilik sisteminin (BES) rolü gibi unsurların birlikte ele alınması gerekiyor.
Emekliler ne bekliyor?
Emeklilerin temel beklentisi oldukça net: Alım gücünü koruyan, öngörülebilir ve adil bir gelir yapısı. Bugün birçok emekli, maaş artışlarının enflasyonun gerisinde kaldığını ve günlük yaşam giderlerini karşılamakta zorlandığını dile getiriyor.
Ortak zam söylemi, özellikle düşük maaşlı emekliler için umut verici bir mesaj olarak algılanıyor. Ancak bu yaklaşımın, prim ödeyerek sisteme uzun yıllar katkı sunmuş kesimlerde “hak kaybı” endişesi yaratmaması gerekiyor. Aksi halde, reform beklentisi yeni bir memnuniyetsizlik dalgasına dönüşebilir.
Önümüzdeki dönemde ne olabilir?
Kulislerde konuşulan senaryolara göre, önümüzdeki dönemde emeklilik sistemine ilişkin adımların kademeli olması bekleniyor. İlk aşamada zam mekanizmasının sadeleştirilmesi ve ortak bir çerçeveye oturtulması, ikinci aşamada ise prim yapısına yönelik daha derin düzenlemeler gündeme gelebilir.
Bu süreçte sosyal taraflarla, yani sendikalar, meslek örgütleri ve emekli dernekleriyle yapılacak istişareler belirleyici olacak. Toplumsal mutabakat sağlanmadan atılacak adımların uzun ömürlü olması zor görünüyor.
Sonuç: Zor ama kaçınılmaz bir denge arayışı
Emeklilik sisteminde değişiklik sinyalleri, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu demografik ve ekonomik gerçeklerin bir yansıması. Ortak zam ve prim dengesi kavramları, bu gerçeklerle yüzleşme çabasının anahtar başlıkları olarak öne çıkıyor.
Önümüzdeki dönemde asıl soru şu olacak: Sistem hem bugünün emeklilerini koruyacak hem de yarının çalışanlarına adil ve sürdürülebilir bir gelecek sunabilecek mi? Bu soruya verilecek yanıt, yapılacak düzenlemelerin kapsamı ve niteliğiyle şekillenecek. Kesin olan şu ki, emeklilik sistemi artık ertelenebilir değil; kapsamlı, dengeli ve uzun vadeli bir reform kapıda.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar