Dünya genelinde ekonomik büyüme ve kalkınma kadar, gelir dağılımının adil olup olmadığı da toplumsal huzurun ve sürdürülebilir refahın temel göstergelerinden biri olarak ön plana çıkıyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, sadece yoksulluğu derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumsal güveni zayıflatıyor, ekonomik dinamizmi frenliyor ve siyasal istikrarı tehdit ediyor. Türkiye’de ve birçok gelişmekte olan ülkede gelir dağılımı sorunları yıllardır tartışılıyor; fakat çözümler, yalnızca ekonomik büyüme rakamlarıyla değil, yapısal ve sosyal politikalarla sağlanabiliyor.
Gelir dağılımı eşitsizliği, genellikle Gini katsayısı ve quintile (beşlik) dağılım gibi göstergelerle ölçülüyor. Gini katsayısı 0 ile 1 arasında değer alıyor; 0 tam eşitliği, 1 ise gelir adaletsizliğinin uç seviyesini ifade ediyor. TÜİK verilerine göre Türkiye’nin Gini katsayısı 2024’te 0,41 civarında seyrederken, bu oran OECD ortalamasının üzerinde bulunuyor. Bu, gelir eşitsizliğinin halen ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor. Özellikle büyük şehirlerde gelir farkları daha belirgin; İstanbul, Ankara ve İzmir gibi metropollerde zengin ve yoksul arasındaki uçurum, kırsal alanlara göre daha yüksek.
Eşitsizliğin temel nedenlerinden biri gelir kaynaklarının yapısal dağılımı. Ücretler, sermaye geliri ve devlet destekleri arasındaki dengesizlik, toplumda gelir farklarını artırıyor. Türkiye’de çalışan nüfusun önemli bir kısmı asgari ücret veya düşük ücretli işlerde yer alırken, sermaye gelirleri ve üst düzey yöneticilerin kazançları giderek artıyor. Bu durum, orta sınıfın daralmasına ve yoksulluk riskinin yükselmesine yol açıyor.
Gelir adaletsizliği sadece ekonomik bir problem değil; toplumsal bir meseledir. Araştırmalar, gelir eşitsizliğinin yüksek olduğu toplumlarda sağlık hizmetlerine erişimin, eğitime ulaşımın ve sosyal güvenlik imkanlarının da sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, fırsat eşitsizliğini artırıyor ve kuşaklar arası yoksulluğun kalıcı hale gelmesine neden oluyor. Örneğin, düşük gelirli ailelerin çocukları, kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine erişemediklerinde, ekonomik sistem içinde üst basamaklara çıkma şansları ciddi ölçüde azalıyor. Bu, sadece bireylerin değil, ülkenin uzun vadeli kalkınmasının da önünde bir engel oluşturuyor.
Sosyal bilimciler, gelir adaletinin sağlanmasının toplumsal barış ve ekonomik verimlilik için kritik olduğunu vurguluyor. Gelir dağılımında adalet, bireylerin ekonomik fırsatlara erişimini kolaylaştırırken, tüketimi ve yatırım motivasyonunu artırıyor. Ayrıca, sosyal uyumu güçlendirerek toplumsal çatışmaları ve gelir odaklı gerilimleri azaltıyor.
Türkiye’de gelir dağılımını iyileştirmeye yönelik politikalar çeşitli alanlarda yoğunlaşıyor. Bunların başında asgari ücret düzenlemeleri, sosyal transferler, vergi politikaları ve eğitim yatırımları geliyor. Son yıllarda uygulanan gelir destek paketleri ve vergi teşvikleri, düşük gelirli hane halklarının alım gücünü artırmayı amaçlıyor. Ancak bu önlemler, tek başına uzun vadeli eşitsizliği gidermeye yetmiyor.
Uzmanlar, gelir adaletinin sağlanabilmesi için çok boyutlu bir yaklaşım gerektiğini savunuyor. Buna göre:
Eğitim ve beceri geliştirme programları ile gelir elde etme kapasitesi artırılmalı.
Vergi sistemi daha adil hale getirilmeli; yüksek gelir gruplarından daha etkin vergi alınmalı, düşük gelir gruplarına yönelik dolaylı vergiler azaltılmalı.
Sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri yaygınlaştırılmalı; herkes temel hizmetlere eşit erişim sağlayabilmeli.
Kırsal kalkınma ve yerel üretim destekleri, şehir ile kırsal arasındaki gelir farklarını azaltacak şekilde uygulanmalı.
Bu önlemler hem kısa vadede yoksulluğu azaltabilir hem de uzun vadede ekonomik büyümeyi daha kapsayıcı ve sürdürülebilir kılabilir.
Küresel Perspektif ve Sonuç
Gelir dağılımında adalet, sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın ortak sınavı. Gelişmiş ülkelerde bile eşitsizlik, sosyal ve politik krizlerin temel nedeni haline gelebiliyor. COVID-19 pandemisi ve enerji krizleri, gelir uçurumlarını derinleştirirken, küresel ekonomik sistemde sürdürülebilirliğin önemini yeniden gözler önüne serdi.
Türkiye için gelir adaleti, ekonomik büyümeden bağımsız düşünülemez. Yapısal reformlar, sosyal politikalar ve kapsayıcı ekonomi modelleri bir araya geldiğinde, toplumun tüm kesimleri bu büyümeden pay alabilir. Gelir dağılımındaki adalet, sadece fakir ile zengin arasındaki uçurumu kapatmakla kalmaz; aynı zamanda ülkenin ekonomik dayanıklılığını, toplumsal barışını ve geleceğe dönük umutlarını güçlendirir.
Sonuç olarak, gelir dağılımında adalet, bir sosyal sorumluluk değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasi istikrarın vazgeçilmez temeli. Türkiye’nin ve dünyanın önünde duran en önemli görev, ekonomik büyümeyi adil ve kapsayıcı bir şekilde toplumun her kesimine yayabilmekten geçiyor. Bu, yalnızca vergi ve transfer politikalarıyla değil, eğitimden sağlığa, fırsat eşitliğinden yerel kalkınmaya kadar geniş bir vizyon gerektiriyor. Adil bir gelir dağılımı, sadece bireylerin değil, ülkenin tamamının refahını ve geleceğini güvence altına alır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com