Geçen hafta “Lojistik öldü” dediğimde sektörün konfor alanına büyük bir taş attım. Gelen yorumlardan ve telefonlardan anladım ki; herkes bir değişim bekliyor ama kimse elindeki eski kullanım kılavuzunu bırakmaya cesaret edemiyor.
Meseleyi biraz daha derinleştirelim.
Bugün hangi işletme fakültesine gitseniz, hangi yüksek lisans dersine girseniz size Batılı yazarların steril laboratuvarlarında kurguladığı o meşhur teorileri anlatırlar: Just-in-Time, Lean Management, Six Sigma… Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi? Ama o teorileri yazanlar, bir sabah uyandığında döviz kurunun %10 oynadığına şahit olmadılar. Onlar, bir sınır kapısının bir tweet ile kapanabileceği, navlunun bir gecede üç katına çıktığı bir coğrafyada tır yürütmediler.
Bizim sanayicimiz, ihracatçımız yıllarca bu ithal teorilerle şirket yönetmeye zorlandı. Ama Kapıkule’de kuyruk başladığında, Kızıldeniz’de gemiler rota değiştirdiğinde veya bir regülasyonla tüm operasyon kilitlendiğinde o süslü kitapların sayfaları tek tek döküldü.
Çünkü Batı’nın stratejisi istikrar üzerine kuruludur; bizim stratejimiz ise kaos yönetimi üzerine kurulu olmak zorundadır. Bizim Stratejik Bağlantısallık dediğimiz kavram, tam da burada devreye giriyor. Bu bir akademik terim değil, bu topraklarda hayatta kalma refleksidir.
Karayolu lojistiğinde efsane olmak, en ucuz tırı bulmak değildir. O, işin nakliye kısmıdır ve nakliye artık bir emtiadır, fiyatı olan herkes yapar. Asıl mesele; Avrupa’daki regülasyon değişikliğini altı ay önceden okuyup, müşterisine bu rota kapanacak, gel seninle şu intermodal hattı kuralım diyebilen akıldır.
Anadolu sermayesi artık şunu anlamalı, Lojistiği satın alma birimine bağlı bir masraf kalemi olarak gördüğünüz sürece, global devlerin taşeronu olmaktan öteye gidemezsiniz. Lojistik, sizin yönetim kurulu masanızın en stratejik koltuğudur. Eğer o koltukta bir stratejist değil de sadece fiyat alan bir çalışan oturuyorsa, operasyonel köleliğe mahkumsunuz demektir.
Kitaplar yalan söylemiyor olabilir ama eksik söylüyorlar. Bu topraklarda ticaret yapıyorsan, teoriyi bilecek, sahayı koklayacak, kaosu ise yöneteceksin.
Harvard’ın kitaplarını rafa kaldırın demiyorum ama Kapıkule’den içeri girdiğinizde o kitabı kapatıp, Anadolu’nun adaptasyon zekasını devreye almazsanız; tırınız da yükünüz de geleceğiniz de o kuyrukta beklemeye devam eder.
Bizim yolumuz belli. Ezber bozacağız, sistem kuracağız ve bu kaosu avantaja çevireceğiz.
Çünkü lojistik bitti, şimdi stratejik bağlantısallık zamanı.