Harvard’da yazılanların Anadolu’da neden çalışmadığını ve ihracatta oyun kurucu olmanın yeni kodlarını Onur Kurtay yazdı.
Harvard’da yazılanların Anadolu’da neden çalışmadığını ve ihracatta oyun kurucu olmanın yeni kodlarını Onur Kurtay yazdı.
Yıllardır aynı cümleyi duyuyorum.
İhracat kapılarında, liman sahalarında, yönetim kurulu masalarında;
Maliyetleri düşürelim, hızı artıralım.
Eğer vizyonunuz bu iki başlık arasına sıkışmışsa, bunu net söyleyeyim;
Siz lojistik yönetmiyorsunuz. Emtia satıyorsunuz.
Ve emtianın kaderi bellidir.
Eninde sonunda fiyat savaşında boğulur.
Dünya Just-in-Time’dan (Tam Zamanında) Just-in-Case’e (Her İhtimale Karşı) geçerken, sadece tırın tekerini döndürenler değil,
tedarik zincirini bir sinir sistemi gibi kurgulayanlar oyunda kalacak.
Batı kaynaklı yönetim kitaplarında her şey kusursuzdur.
Riskler yönetilir, sistemler çalışır, senaryolar tutarlıdır.
Ama Türkiye gerçeğinde tablo başkadır. Kur dalgalanması, jeopolitik fay hatları,
ve hala akrabalık üzerinden yürüyen iş modelleri bu teorileri ilk ciddi krizde çöpe atar.
Gerçek liderlik;
Harvard’ın steril teorilerini alıp Antep’in, Bursa’nın, Denizli’nin sanayi sitelerindeki sert gerçekle yüzleştirebilmektir.
Bizim ihtiyacımız olan şey şudur;
Adaptasyon Zekâsı.
Kızıldeniz kapandığında sadece navlun fiyatına bakan biri, küresel resmi okuyamıyordur.
Oysa o kriz; Yeni rota, yeni stoklama modeli ve yeni pazar penetrasyonu için verilmiş açık bir işarettir.
Krizi maliyet kalemi olarak görenle, stratejik eşik olarak okuyan arasındaki fark burada başlar.
Yıllardır sahadayım. Yük gördüm, kriz gördüm, masa gördüm. Ve şunu net söyleyebilirim.
Bir liderin başarısı, operasyonun içinde ne kadar terlediğiyle ölçülmez.
Operasyonu ne kadar gereksiz kıldığıyla ölçülür.
Lojistik bir taşıma işi değildir. Bir risk yönetimi sanatıdır.
İhracat bir satış kanalı değildir. Bir kültürel diplomasi biçimidir.
Tedarik zinciri bir departman değildir. Şirketin hayatta kalma içgüdüsüdür.
Bunu hala anlamayanlar, organizasyon şemasında doğru kutuyu aramaya devam eder.
Bu oyunda oyun kurucu olmak isteyenlerin kaçamayacağı üç gerçek var;
Herkes yapay zekadan söz ediyor, ancak kimse verinin ne kadar temiz olduğunu sorgulamıyor. Algoritmalar tek başına kurtarmaz.
Doğru veriyle alınmış cesur kararlar fark yaratır.
Yeşil Mutabakat kapıya dayandığında karbon ayak izi raporu hazırlamaya başlayanlar çoktan geç kalmış olacak.
Sürdürülebilirlik, çevre söylemi değil, verimlilik üzerinden maliyet düşüren bir yönetim disiplinidir.
Sadece İngilizce bilmek yeterli değildir.
Hedef pazarın nasıl düşündüğünü, kriz anında nasıl refleks verdiğini bilmeyen bir ekip, dünyanın en iyi yazılımını kullansa bile o pazarda kalıcı olamaz.
Geçmişte neyin yanlış yapıldığını tartışmak artık kimseyi ileri taşımıyor.
Asıl mesele, yarın neyin farklı yapılacağıdır.
Bu yazı bir operasyon çağrısı değil, bir bakış açısı çağrısıdır.
Çünkü doğru liderlik ve doğru strateji bir araya geldiğinde, dünya haritasında ulaşılamaz diye bir nokta kalmaz.
Soru basit;
Bu oyunda figüran mı olacaksınız, oyun kurucu mu?