Türkiye’de tüketici haklarının çerçevesini çizen Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK), 1995’te yürürlüğe girdiğinden bu yana birkaç kez güncellenerek ekonomik dönüşümlere, dijitalleşmeye ve küresel ticaret dinamiklerine uyum sağlamaya çalıştı. Ancak bugün gelinen noktada kanunun temel amacı hâlâ aynı yerinde duruyor: Tüketiciyi bilgi asimetrisinden, haksız şartlardan ve piyasa gücü karşısında doğabilecek mağduriyetlerden korumak. Ne var ki ticaretin neredeyse tamamen dijital kanallara kaydığı, sınır aşan satışların arttığı ve algoritmik davranışların tüketici tercihlerine yön verdiği yeni ekonomik ortam, TKHK’nin fonksiyonunu daha kritik hale getiriyor.
Bu makale hem mevcut Kanun’un ana ilkelerini hem de son yıllarda ihtiyaç duyulan yapısal dönüşümü ele alıyor; ayrıca dijital ekonomide tüketicinin korunmasına yönelik uluslararası eğilimlerle Türkiye’nin nerede durduğunu tartışıyor.
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un iskeletini oluşturan temel kavram, sözleşme özgürlüğünün sınırlandırılması. Normal koşullarda taraflar sözleşme hükümlerinde serbesttir; ancak tüketici ilişkilerinde satıcı veya sağlayıcının baskın konumu sebebiyle bu özgürlük sınırlanır ve tüketicinin lehine koruyucu hükümler devreye girer.
1. Haksız şartların yasaklanması
Kanundaki en kritik düzenlemelerden biri “haksız şart” ilkesidir. Tüketicinin ekonomik veya kişisel kararlarını kısıtlayabilecek, haklarını zayıflatabilecek tek taraflı hükümler geçersiz sayılır. Özellikle bankacılık, abonelik sözleşmeleri, üyelik temelli dijital hizmetler ve taşımacılık gibi alanlarda bu hüküm tüketici lehine bir güvenlik hattı oluşturur.
2. Açık ve anlaşılır bilgilendirme zorunluluğu
Tüketiciye sunulan ürün ve hizmetlerle ilgili açık, anlaşılabilir ve dürüst bilgilendirme esas kabul edilir. Paket tur sözleşmelerinden kredi işlemlerine, e-ticaretteki mesafeli satışlardan sağlık hizmeti sunumlarına kadar tüm işlem türlerinde satıcı; fiyat, teslimat koşulları, cayma hakkı, teknik özellikler ve ek masraflar konusunda “bilgi şeffaflığı” sağlamakla yükümlüdür.
Bu ilke, özellikle dijital pazaryerlerinin karmaşık fiyatlama yapıları, dinamik gösterimler ve kişiye özel teklif mekanizmaları nedeniyle geçmişe kıyasla çok daha önemlidir.
TKHK’nin en çok bilinen ve tüketicinin gerçek anlamda korunduğu alanlardan biri cayma hakkıdır. Mesafeli satışlarda 14 günlük süre içinde hiçbir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı, Türkiye’nin AB standartlarıyla uyumlu bir uygulamasıdır.
Ancak dijitalleşme ile birlikte cayma hakkının sınırları daha da tartışmalı hale geldi. Örneğin:
Dijital içeriklerin indirilmesi sonrası cayma hakkının nasıl tanımlanacağı,
Abonelik iptallerinde platformların kullanıcıyı zorlayan tasarımlarının (dark pattern) nasıl engelleneceği,
Hediye çekleri ve kuponlarla yapılan karma işlemlerde tüketicinin iadeye yönelik beklentisinin nasıl karşılanacağı,
Gibi konular yeni düzenleme ihtiyacının en görünür alanlarıdır.
Tüketicinin korunmasının bir diğer önemli ayağı garanti, ayıplı mal, onarım, değişim ve bedel iadesi haklarıdır. Kanun, ayıplı ürünlerde tüketiciye dört alternatif sunar: ücretsiz onarım, değişim, bedelden indirim veya sözleşmeden dönme. Ne var ki özellikle elektronik ürünlerde garanti süreçlerinin yavaş işlemesi, servis ağının yetersizliği ve rapor süreçlerindeki bürokrasi hâlâ en önemli şikâyet konularından biridir.
Telekomünikasyon, enerji ve dijital platform abonelikleri, günümüzde hane halkı bütçelerini doğrudan etkileyen bir yapı arz ediyor. TKHK, abonelikten çıkışı kolaylaştırmayı hedeflese de özellikle dijital hizmetlerde kullanıcıların iptale yönlendirilmediği, arayüz tasarımlarının tüketici aleyhine düzenlendiği örnekler görülüyor.
Dünya genelinde tartışılan “karanlık desenler” (dark patterns) Türkiye’de henüz kanun düzeyinde detaylı bir çerçeveye kavuşmuş değil.
Bankacılık ve sigorta sektörleri Kanun kapsamında tüketicinin en çok şikâyet ettiği alanların başında geliyor. Kredi tahsis ücretleri, poliçe kesintileri, kredi kartı ek hizmet bedelleri ve faiz dışı masraflar sık sık gündeme geliyor.
TKHK’nin amacı, tüketicinin finansal ürünleri karşılaştırılabilir biçimde değerlendirebileceği şeffaf bir ortam yaratmak. Ancak bu noktada piyasanın karmaşıklığı ve ürün yelpazesinin genişliği, düzenlemenin etkinliğini sınırlandırabiliyor.
E-ticaret, sosyal medya üzerinden satış, platform ekonomisi, yapay zekâ destekli öneri sistemleri… Günümüz tüketici davranışlarını belirleyen ekosistem tamamen dijital bir yapıya kavuşmuş durumda. Bu dönüşüm, TKHK’nin geleneksel tüketici koruma çerçevesine yeni kavramlar eklenmesini zorunlu kılıyor.
1. Algoritmik şeffaflık
Platformların tüketiciye sunduğu içeriklerin nasıl şekillendiği, fiyatların nasıl belirlendiği ve hangi verilerin hangi amaçla kullanıldığı artık tüketici güveni açısından merkezi önemde. Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası ve Dijital Piyasalar Yasası’nda gördüğümüz algoritmik açıklık prensipleri, Türkiye’nin de uyum sürecinde dikkate alması gereken unsurlar arasında.
2. Veri koruma ve tüketici haklarının kesişimi
Kişisel veriye dayalı fiyatlandırma modelleri –örneğin geçmiş arama davranışına göre değişen fiyatlar– tüketiciyi haksız karşılaştırmalı dezavantajlara sürükleyebiliyor. KVKK ile TKHK arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi, bu alandaki en büyük ihtiyaçlardan biri.
3. Sınır aşan ticaret
Yurtdışından yapılan alışverişlerde tüketicinin iade süreçlerinin belirsizliği, kargo süreçlerinin zorluğu ve satıcıya erişimin güçlüğü, TKHK’nin uygulama alanını sınırlıyor. Bu nedenle uluslararası iş birliklerinin artırılması kritik önem taşıyor.
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un etkinliği yalnızca hukuki altyapıya değil, toplumun hak arama bilincine de bağlı. Türkiye’de son yıllarda tüketici mahkemelerine ve Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuru sayılarındaki artış hem sorunların büyüdüğüne hem de tüketicinin haklarının farkına vardığına işaret ediyor.
Özellikle genç tüketicilerin:
Fiyat karşılaştırma alışkanlıklarının artması,
Dijital platform yorumlarını etkin kullanması,
Abonelik iptal süreçlerinde hakkını araması,
Bankacılık ürünlerinde masraf detaylarını takip etmesi
Gibi davranışlar, tüketici bilincinin giderek yükseldiğini gösteriyor.
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Türkiye’de piyasa düzeninin temel taşlarından biri olmaya devam ediyor. Ancak dijital ekonominin yarattığı yeni riskler, Kanun’un dinamik şekilde güncellenmesini zorunlu kılıyor. Bu sadece tüketici refahını korumak için değil, sağlıklı ve güvenilir bir piyasa yapısının sürdürülebilirliği için de kritik.
Ekonomik istikrar ile tüketici güveni arasında güçlü bir ilişki var. Tüketicinin korunmadığı bir piyasada güven azalır, güven azaldıkça ekonomik faaliyet yavaşlar. Bu nedenle TKHK, sadece hukuki bir metin değil; Türkiye ekonomisinin geleceğinde belirleyici bir güven mimarisidir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com