Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 21 Ağustos 2026 tarihli Menkul Kıymet İstatistikleri, finansal piyasaların görünümüne ilişkin önemli ipuçları ortaya koydu. Veriler; devlet iç borçlanma senetleri, şirketlerin borçlanma araçları ve yurt dışında yerleşik yatırımcıların Türkiye’deki hisse senedi ve borçlanma senedi portföylerini kapsıyor. Bu nedenle rakamlar yalnızca borsa yatırımcısının davranışını değil, Türkiye ekonomisine yönelik sermaye hareketlerini ve kamu finansmanının yapısını da anlamak açısından önem taşıyor.
Haftanın dikkat çeken gelişmelerinden biri, yurt dışında yerleşik yatırımcıların Türkiye’deki menkul kıymet portföyünün büyüklüğü oldu. 21 Ağustos itibarıyla yabancıların toplam menkul kıymet stoku piyasa değeri üzerinden 154,8 milyar dolar seviyesine yükseldi. Bir hafta önce bu rakam 153,2 milyar dolar düzeyindeydi. Böylece yaklaşık 1,6 milyar dolarlık artış görüldü. Temmuz sonundaki 149,6 milyar dolarlık seviyeye göre bakıldığında ise yabancı portföyünün daha belirgin biçimde genişlediği görülüyor.
Bu toplamın 65,5 milyar dolarlık bölümü yurt içi piyasalardaki menkul kıymetlerden oluşuyor. Bunun içinde hisse senetlerinin piyasa değeri 43,1 milyar dolar olarak gerçekleşirken, kesin alım yöntemiyle tutulan Devlet İç Borçlanma Senetleri’nin değeri 17,8 milyar dolar oldu. Yabancı yatırımcıların hisse senetlerindeki pozisyonunun bir hafta içinde 41,7 milyar dolardan 43,1 milyar dolara çıkması, Türkiye piyasalarına yönelik risk iştahının belirli ölçüde güçlendiğine işaret ediyor.
Ancak yabancı ilgisini değerlendirirken yalnızca fiyat hareketlerine bakmak doğru olmaz. TCMB’nin yayımladığı net değişim verileri, piyasa fiyatı ve kur/parite hareketlerinden arındırılmış gerçek portföy hareketlerini gösteriyor. 21 Ağustos haftasında yabancıların toplam menkul kıymetlerinde net değişim 430 milyon dolar oldu. Bunun 295 milyon doları yurt içi piyasalardan, 135 milyon doları ise yurt dışı piyasalardan kaynaklandı. Yurt içindeki hisse senetlerinde 150,2 milyon dolarlık net giriş gerçekleşirken, kesin alım yöntemiyle tutulan DİBS tarafında 1,2 milyon dolarlık sınırlı net çıkış görüldü.
Bu tablo, yabancı yatırımcı açısından Türkiye’de hisse senetlerinin son haftada daha fazla tercih edildiğini gösteriyor. Ancak tahvil tarafında aynı ölçüde güçlü bir hareketten söz etmek mümkün değil. Dolayısıyla piyasaya gelen yabancı sermayenin niteliği de en az miktarı kadar önemli. Uzun vadeli ve istikrarlı yatırımcıların payının artması, finansal istikrar açısından kısa vadeli portföy girişlerinden daha değerli olacaktır.
Menkul kıymet istatistiklerinin diğer önemli başlığı ise devlet iç borçlanma senetleri. 21 Ağustos itibarıyla DİBS’lerin toplam yazılı değeri 9,62 trilyon TL’ye ulaştı. Bir hafta önce bu rakam 9,45 trilyon TL idi. Piyasa değeri ise 11,71 trilyon TL seviyesinde gerçekleşti. 14 Ağustos’ta piyasa değeri 11,49 trilyon TL düzeyindeydi. Böylece bir haftalık dönemde yaklaşık 217 milyar TL’lik artış yaşandı.
DİBS stokunun büyük bölümünün finansal kuruluşların elinde bulunması dikkat çekiyor. Finansal kuruluşların piyasa değeri üzerinden sahip olduğu devlet iç borçlanma senetleri 9,14 trilyon TL seviyesinde. Bunun 6,80 trilyon TL’si bankalara, yaklaşık 719 milyar TL’si yatırım fonlarına, 973 milyar TL’si ise emeklilik fonlarına ait. Bu tablo, bankacılık ve kurumsal yatırımcıların kamu borçlanma piyasasındaki ağırlığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Hane halkının DİBS portföyü ise 501 milyar TL civarında. Bir hafta önce bu tutar 490 milyar TL düzeyindeydi. Artış, bireysel yatırımcıların doğrudan veya dolaylı biçimde devlet tahvili ve benzeri araçlara yönelik ilgisinin devam ettiğini gösteriyor. Özellikle yüksek faiz ortamında sabit getirili yatırım araçlarının cazibesi, tasarruf sahiplerinin tercihlerini önemli ölçüde etkiliyor.
Burada asıl mesele, önümüzdeki dönemde faizlerin ve enflasyon beklentilerinin nasıl şekilleneceği. Faizlerin düşmeye başlaması tahvil fiyatlarını destekleyebilir ve mevcut tahvil yatırımcılarına değer kazancı sağlayabilir. Buna karşılık enflasyon beklentilerinin yeniden bozulması veya risk priminin yükselmesi, tahvil piyasasında satış baskısını artırabilir.
Dolayısıyla 21 Ağustos verileri Türkiye finans piyasalarında iki önemli eğilimi birlikte gösteriyor: Yabancı yatırımcıların toplam portföyü yükselirken, kamu borçlanma senetlerinin toplam büyüklüğü de artmaya devam ediyor. Bu gelişmeler, finansal piyasaların Türkiye ekonomisinin geleceğine ilişkin beklentilerinin yakından izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Önümüzdeki dönemde kritik konu yalnızca sermaye girişlerinin miktarı değil, kalıcılığı olacak. Yabancı yatırımcının hisse senedi ve tahvil piyasalarına ilgisinin sürdürülebilir hale gelmesi; enflasyonla mücadelede ilerleme, öngörülebilir para politikası, mali disiplin ve finansal istikrarın birlikte güçlenmesine bağlı. Menkul kıymet istatistikleri bu açıdan ekonominin nabzını tutan önemli göstergelerden biri olmayı sürdürecek.
Kaynak: TCMB
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar