ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik ekonomik baskıyı daha da artıracağını açıklaması, Orta Doğu’daki gerilimi yeni bir aşamaya taşıdı. Trump, İran ekonomisini hedef alan çok daha sert bir yaptırım kampanyası başlatma tehdidinde bulunurken, İran’la ticaret yapan ülkelerin de ekonomik sonuçlarla karşılaşabileceğini söyledi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise İran’a karşı “tarihin en sert yaptırımları” olarak nitelendirilen yeni bir paketin hazırlanacağını açıkladı.
Trump’ın söylemi artık yalnızca İran yönetimini hedef alan klasik yaptırımların ötesine geçiyor. Washington, İran’ın petrol gelirlerini, finansal bağlantılarını, ticaret kanallarını ve yaptırımları aşmasını sağlayan şirket ve aracılık ağlarını daha fazla sıkıştırmayı amaçlıyor. Asıl dikkat çekici nokta ise İran’la ekonomik ilişki kuran üçüncü ülkelerin de baskı altına alınabilecek olmasıdır.
“Ekonomik savaş” ne anlama geliyor?
Ekonomik savaş denildiğinde akla ilk olarak yaptırımlar geliyor. Ancak burada söz konusu olan yalnızca birkaç şirketin veya kişinin kara listeye alınması değil. İran’ın petrolünü satmasını zorlaştırmak, elde ettiği paraya ulaşmasını engellemek, bankacılık sistemindeki bağlantılarını kesmek ve uluslararası ticaretini daraltmak hedefleniyor.
Trump’ın 11 Ağustos’taki açıklamalarında İran’ın ekonomik olarak çökmesine izin vermek ile daha ağır askeri adımlar atmak arasında seçeneklerden söz etmesi, ekonomik baskının Washington açısından ne kadar önemli hale geldiğini gösterdi.
Bu politikanın temel hesabı basit: İran’ın gelir kaynakları daralırsa ekonomik sıkıntılar artacak, ekonomik sıkıntılar da Tahran yönetimini geri adım atmaya zorlayacak.
Fakat bu hesabın ne kadar başarılı olacağı henüz kesin değil.
İran yıllardır yaptırımlarla yaşıyor
İran ekonomisi ABD yaptırmalarıyla ilk kez karşılaşmıyor. Tahran yönetimi onlarca yıldır yaptırımlar altında yaşamaya alışmış durumda. Petrol satışlarında alternatif kanallar, farklı ödeme yöntemleri, aracı şirketler ve özellikle Asya merkezli ticaret bağlantıları kullanılıyor.
Bu nedenle Washington’un önündeki en büyük sorun, İran’a yaptırım uygulamak kadar bu yaptırımların gerçekten uygulanmasını sağlamak.
Reuters’ın aktardığı bilgilere göre ABD yönetimi daha önce İran bağlantılı 1.000’den fazla kişi ve kuruluşu hedef aldı. Yeni planda ise İran petrolünü alan Çinli bağımsız rafinerilerin ve İran’la finansal ilişkisi bulunan bazı kuruluşların hedef alınması gibi seçenekler değerlendiriliyor.
Bu durum bizi ekonomik savaşın en kritik noktasına getiriyor: İran’a baskı yapılırken Çin ne yapacak?
Asıl büyük sınav Çin
Çin, İran petrolünün en önemli alıcılarından biri. Dolayısıyla Washington’un İran’ın petrol gelirlerini kesme planının başarılı olması büyük ölçüde Çin’in tavrına bağlı.
ABD’nin Çinli şirket ve bankalara yönelik yaptırım tehdidini artırması, İran meselesini aynı zamanda Washington-Pekin rekabetinin bir parçası haline getiriyor. Çin ise yaptırım ve baskının çözüm olmadığını, tarafların diplomasi yoluyla hareket etmesi gerektiğini savunuyor.
Eğer Çin ile ABD arasında İran üzerinden yeni bir ekonomik mücadele başlarsa, mesele yalnızca Tahran ile Washington arasındaki bir kriz olmaktan çıkabilir. Küresel ticaret, enerji piyasaları ve finans sistemi de bu mücadeleden etkilenebilir.
Petrol fiyatları yeniden gündemde
İran’a yönelik ekonomik baskının dünya açısından en önemli sonucu enerji piyasalarında görülüyor.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ve enerji ticareti açısından kritik bir geçiş noktası. Bölgedeki çatışmalar ve boğazdaki belirsizlik, petrol arzına ilişkin endişeleri artırıyor. Trump’ın yeni ekonomik savaş açıklamalarının ardından petrol fiyatlarında da yükseliş görüldü; Brent petrolün varil fiyatı 94 doların üzerine çıktı.
Bu nedenle İran’a yönelik ekonomik savaş yalnızca İran ekonomisini ilgilendiren bir konu değil.
Petrol yükseldiğinde bunun etkisi;
kadar uzanıyor.
Yani Washington ile Tahran arasındaki ekonomik mücadele, dünyanın farklı ülkelerinde vatandaşların günlük hayatına kadar ulaşabiliyor.
Türkiye açısından da dikkat edilmesi gereken bir gelişme
Türkiye, İran’a komşu olması nedeniyle gelişmeleri yakından takip etmek zorunda.
İki ülke arasındaki enerji ve ticaret ilişkileri, bölgesel ulaşım hatları ve sınır ticareti düşünüldüğünde İran’a yönelik yaptırımların genişlemesi Türkiye açısından da ekonomik sonuçlar doğurabilir. Reuters’a göre Türkiye ile İran arasındaki yıllık ticaret hacmi yaklaşık 5-6 milyar dolar seviyesinde ve enerji ticareti bu ilişkide önemli bir yer tutuyor.
Bu nedenle Türkiye açısından temel mesele, bir taraftan uluslararası yaptırım risklerini yönetirken diğer taraftan enerji güvenliğini ve bölgesel ticaret kanallarını koruyabilmek.
Özellikle petrol fiyatlarının yükselmesi Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için ek maliyet anlamına geliyor.
Yaptırımın bedelini kim ödüyor?
Ekonomik yaptırımların en önemli tartışmalarından biri de burada ortaya çıkıyor.
Yaptırımların hedefi hükümetler ve ekonomik yapılar olsa da sonuçları çoğu zaman toplumun tamamına yayılabiliyor. Para biriminin değer kaybetmesi, ithalatın pahalanması, üretim maliyetlerinin yükselmesi ve işsizliğin artması vatandaşların yaşamını doğrudan etkileyebiliyor.
İran tarafı da Trump’ın yeni ekonomik operasyonunu “ekonomik terörizm” olarak nitelendirerek karşı çıktı.
Dolayısıyla ekonomik savaşın sadece rakamlardan ibaret olmadığı unutulmamalı. Bir ülkenin ekonomisi zayıflarken bunun bedelini sıradan vatandaşların da ödeme ihtimali bulunuyor.
Ekonomik savaş diplomasiye alternatif mi?
Trump yönetiminin hesabı, ekonomik baskının İran’ı masaya dönmeye zorlaması.
Ancak tarihte yaptırımların her zaman beklenen siyasi sonucu doğurmadığını gösteren çok sayıda örnek bulunuyor. Ağır ekonomik baskı bazen hükümetleri geri adım atmaya zorlayabilirken bazen de ülkelerin daha fazla kapanmasına, alternatif ticaret ortakları aramasına ve siyasi gerilimin yükselmesine neden olabiliyor.
İran da yıllardır yaptırımlar altında yaşadığı için bu konuda önemli bir deneyime sahip.
Bu nedenle ekonomik baskının ne kadar artırılacağı kadar, baskının hangi noktada diplomasiyle destekleneceği de önem taşıyor.
Dünya yeni bir ekonomik cephe istemiyor
Bugün dünya ekonomisinin zaten ciddi sorunları var. Enerji fiyatları, tedarik zincirleri, yüksek kamu borçları, jeopolitik gerilimler ve ticaret savaşları küresel ekonomiyi kırılgan hale getiriyor.
İran’a yönelik yeni ekonomik savaşın daha geniş bir ticaret savaşına dönüşmesi ise bu sorunları büyütebilir.
Özellikle Çin gibi büyük ekonomilerin yaptırımlara karşı çıkması, ABD ile yeni bir ekonomik cepheleşme yaratabilir. Bu da dünya ticaretinde yeni bölünmelere yol açabilir.
Sonuçta Trump’ın İran’a yönelik ekonomik savaş söylemi yalnızca Tahran yönetimine verilmiş bir mesaj değil. Aynı zamanda Çin’e, bölge ülkelerine ve İran’la ticaret yapan diğer devletlere de verilmiş bir uyarı niteliği taşıyor.
Dünyanın önündeki asıl soru ise şu: Ekonomik baskı İran’ı masaya mı getirecek, yoksa bölgedeki ekonomik ve siyasi çatışmayı daha da mı büyütecek?
Bu sorunun cevabı yalnızca İran’ın değil, petrol fiyatlarından küresel ticarete kadar birçok alanın geleceğini belirleyebilir. Ekonomik savaşın kazananı olup olmayacağını zaman gösterecek; ancak kaybeden tarafın dünya ekonomisi olmaması için diplomasi kanallarının açık tutulması gerekiyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar