Türkiye’de son yıllarda hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen motokuryeler, artık sadece restoranlardan yemek getiren çalışanlar değil. Market alışverişinden e-ticarete, evrak taşımacılığından ilaç teslimatına kadar çok geniş bir alanda hizmet veriyorlar. Bir anlamda şehirlerin görünmeyen lojistik ordusunu oluşturuyorlar. Ancak bu hizmetin arkasında ciddi bir risk var: Trafik kazaları.
Siparişimizin birkaç dakika içinde kapımıza gelmesini beklerken, o siparişi getiren insanın trafikte hangi şartlarda çalıştığını çoğu zaman düşünmüyoruz. Oysa motosiklet üzerinde çalışan bir kurye; yağmurda, sıcakta, soğukta, yoğun trafikte ve zaman baskısı altında görev yapıyor. Bir otomobil sürücüsünün küçük bir dikkatsizliği bile motokurye açısından ağır yaralanma veya ölümle sonuçlanabiliyor.
TÜİK’in 2025 yılı Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri bu konunun boyutunu açık biçimde ortaya koyuyor. 2025 yılında trafik kazalarında 1.334 motosiklet sürücüsü hayatını kaybetti, 130 bin 578 motosiklet sürücüsü ise yaralandı. Ayrıca ölümlü ve yaralanmalı kazalara karışan taşıtların yüzde 31,3’ünü motosikletler oluşturdu.
Bu rakamlar bize artık motosiklet kazalarını sıradan trafik haberleri olarak görmememiz gerektiğini gösteriyor.
Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak istiyorum. Her kazanın sorumluluğunu motokuryeye yüklemek doğru değildir. TÜİK verilerinde 2025 yılında ölümlü ve yaralanmalı kazalara neden olan kusurların yüzde 90,6’sının sürücü kusurlarından kaynaklandığı görülüyor. En sık görülen kusur ise aracın hızını yol, hava ve trafik şartlarına uydurmamak olarak kayıtlara geçmiş durumda.
Dolayısıyla mesele yalnızca “kurye hızlı gidiyor” meselesi değildir. Motosiklet sürücüsünün davranışı kadar otomobil sürücüsünün motosikleti fark etmesi, güvenli takip mesafesi bırakması, şerit değiştirme sırasında aynaları kontrol etmesi ve kavşaklarda dikkatli olması da önemlidir.
Bir başka konu ise çalışma koşullarıdır.
Motokurye sayısındaki artış, beraberinde iş sağlığı ve güvenliği açısından yeni sorunlar getirdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da motokuryelerde trafik kazalarına bağlı iş kazalarının artmasına dikkat çekerek önemli bir düzenleme yaptı. 21 Mayıs 2025 tarihindeki mevzuat değişikliğiyle motokurye faaliyetleri “az tehlikeli” sınıftan “tehlikeli” sınıfa geçirildi. Bunun sonucunda iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, sağlık gözetimi ve risk değerlendirmelerine ilişkin yükümlülükler artırıldı.
Bence bu düzenleme önemli olmakla birlikte, sahadaki uygulama daha da önemli.
Çünkü kuryenin üzerinde zaman baskısı varsa, siparişin belirli dakikada teslim edilmesi performans kriteri olarak kullanılıyorsa, çalışan yağmurda veya tehlikeli hava koşullarında da yola çıkmak zorunda hissediyorsa sadece mevzuat değişikliğiyle sorunu çözmek mümkün değildir.
Burada işletmelere de önemli görevler düşüyor.
Daha fazla sipariş, daha kısa teslimat süresi ve daha düşük maliyet hedeflenirken insan hayatının ikinci plana itilmemesi gerekir. Kurye başına düşen iş yükü, çalışma süresi, dinlenme imkânı, motosikletlerin bakım durumu, koruyucu ekipmanların niteliği ve hava koşullarında çalışma kriterleri yeniden ele alınmalıdır.
Çünkü bir siparişin birkaç dakika geç teslim edilmesinin ekonomik bir maliyeti olabilir. Fakat bir çalışanın hayatını kaybetmesinin telafisi yoktur.
Motosiklet kullanıcılarının da sorumluluğu elbette vardır. Hız kurallarına uymak, kask ve gerekli koruyucu ekipmanları kullanmak, motosikletin bakımını zamanında yaptırmak ve özellikle yağışlı havalarda sürüş biçimini değiştirmek hayati önem taşıyor. Ancak güvenli trafik kültürü sadece motosiklet sürücüsünün sorumluluğunda değildir.
Otomobil sürücülerine de büyük görev düşüyor.
Motosikletler trafikte daha küçük oldukları için kolay fark edilmeyebilir. Kör noktalar, ani şerit değişimleri, kapı açılması, kavşak ihlalleri ve takip mesafesinin korunmaması motosikletliler açısından çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Bence artık “kurye siparişimi ne kadar hızlı getirdi?” sorusunun yanında “bu teslimat güvenli biçimde gerçekleşti mi?” sorusunu da sormalıyız.
Türkiye’de e-ticaret büyüdükçe, hızlı teslimat beklentisi arttıkça ve şehir yaşamı hızlandıkça motokuryelere olan ihtiyaç da artacaktır. Dolayısıyla bu meslek geçici bir sektör olarak değil, şehir ekonomisinin önemli bir parçası olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak mesele sadece motosiklet kazaları değildir. Mesele, çalışma hayatı ile trafik güvenliğinin kesiştiği noktadır.
Kurye eve yemeğimizi, paketimizi veya alışverişimizi getirirken aslında bize bir hizmet sunuyor. Bizim yapmamız gereken ise bu hizmetin bedelinin insan hayatı olmamasını sağlamaktır.
Trafikte birkaç saniye daha dikkatli olmak, bir motosikletliyi fark etmek, takip mesafesini korumak veya hızımızı azaltmak bazen bir insanın hayatını kurtarabilir.
Unutmayalım; geciken bir sipariş telafi edilir, geciken bir fren ise bir insanın hayatına mal olabilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar