Eylül ayını geride bırakırken Türkiye ekonomisi açısından oldukça yoğun bir ekim ayına giriyoruz. Yılın son çeyreğinin ilk ayı olan ekimde açıklanacak ekonomik veriler hem vatandaşın hemişletmelerin hem de finans piyasalarının önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini şekillendirecek.
Benim açımdan ekim ayının en önemli başlıkları enflasyon, Merkez Bankası’nın faiz kararı, piyasa beklentileri, sanayi göstergeleri, dış finansman ve kamu maliyesi olacak. Çünkü artık yılın son bölümüne giriyoruz ve ekonomi yönetiminin uyguladığı politikaların sonuçları daha belirgin şekilde ortaya çıkmaya başlayacak.
Ayın ilk önemli gündemi 1 Ekim’de açıklanacak imalat PMI ve İstanbul Ticaret Odası’nın fiyat göstergeleri olacak. Sanayide üretim koşullarının hangi yönde ilerlediğini gösteren PMI, özellikle işletmelerin yeni siparişler, üretim, istihdam ve maliyetler konusunda ne yaşadığını anlamak açısından önemli.
Ancak asıl kritik tarih 5 Ekim.
Bu tarihte eylül ayı enflasyon rakamları açıklanacak. TÜFE ve Yİ-ÜFE verileri, ekim ayının ekonomi gündemini büyük ölçüde belirleyecek. Çünkü enflasyon sadece fiyatların ne kadar arttığını göstermiyor; vatandaşın satın alma gücünü, şirketlerin maliyetlerini, ücret politikalarını, kira artışlarını ve para politikasının yönünü de doğrudan etkiliyor.
Eylül ayı sonunda işsizlik oranının yüzde 7,8 seviyesinde gerçekleşmesi ve tüketici güven endeksinin 91,9’a yükselmesi ekonomide bazı olumlu işaretlerin bulunduğunu gösteriyor. Fakat vatandaş açısından asıl mesele, gelir artışlarının fiyat artışlarını ne ölçüde karşılayabildiği. Bu nedenle ekim enflasyonu, özellikle dar ve sabit gelirli kesimler tarafından yakından izlenecek.
16 Ekim’de açıklanacak TCMB Piyasa Katılımcıları Anketi de önemli. Piyasanın yıl sonu enflasyon, faiz ve döviz kuru beklentilerinde nasıl bir değişiklik olduğu görülecek. Ekonomide beklentiler en az gerçekleşen rakamlar kadar önemli. Çünkü şirketler yatırım kararlarını, vatandaşlar harcamalarını, yatırımcılar ise portföylerini büyük ölçüde geleceğe ilişkin beklentilere göre şekillendiriyor.
Ekim ayının bir diğer önemli konusu sanayi olacak. Kapasite kullanım oranı ve reel kesim güven endeksi, üreticinin ekonomiye bakışını gösterecek. Reel sektörün güven kazanması yatırımların ve istihdamın devamı açısından önemli. Buna karşılık maliyetlerin yükselmesi, finansmana erişimin zorlaşması ve iç talepteki zayıflama üretim kararlarını olumsuz etkileyebilir.
Ve nihayet 22 Ekim…
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu faiz kararını açıklayacak. Piyasaların gözü yalnızca faiz oranında olmayacak. Karar metninde enflasyonun görünümü, iç talep, finansal koşullar ve para politikasının geleceğine ilişkin verilecek mesajlar da dikkatle okunacak.
Burada önemli bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Faiz kararını tek başına değerlendirmek doğru değil. Türkiye ekonomisinde faiz, enflasyon, döviz kuru, kredi hacmi, iç talep ve beklentiler birbirleriyle bağlantılı. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın kararını ekonominin tamamı içinde değerlendirmek gerekiyor.
Kamu maliyesi de ekim ayında gündemin önemli başlıklarından biri olacak. Hazine nakit dengesi ve merkezi yönetim borç stoku açıklanacak. Kamu harcamaları, bütçe açığı ve borçlanma ihtiyacı, ekonomi politikasının sürdürülebilirliği açısından önem taşıyor.
Dış finansman tarafında ise kısa vadeli dış borç ve uluslararası yatırım pozisyonu verileri takip edilecek. Türkiye açısından dış kaynak ihtiyacı ve döviz likiditesi konusu önümüzdeki dönemde de önemini koruyacak.
Küresel tarafta ise gözler ABD Merkez Bankası’nda olacak. Fed’in ekim ayındaki toplantısı dolar, altın, tahvil faizleri ve gelişmekte olan ülke piyasaları açısından yakından takip edilecek. ABD’den gelecek enflasyon, istihdam, perakende satışlar ve büyüme verileri de Türkiye piyasalarını dolaylı olarak etkileyebilir.
Özellikle altın ve döviz yatırımcısı açısından küresel faiz politikası kritik. ABD’de faiz beklentilerinin değişmesi, doların ve tahvil getirilerinin yönünü etkileyebileceği gibi gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarında da değişiklik yaratabilir.
Sonuç olarak ekim ayı, Türkiye ekonomisi açısından sıradan bir ay olmayacak. Enflasyonun seyri, Merkez Bankası’nın para politikası, reel sektörün beklentileri, kamu maliyesi ve küresel merkez bankalarının kararları aynı anda takip edilecek.
Benim düşünceme göre ekim ayının temel sorusu şu olacak:
Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele ile büyüme arasındaki denge nasıl kurulacak?
Çünkü fiyat istikrarı sağlanırken üretimin, istihdamın ve yatırımların korunması gerekiyor. Vatandaş açısından ise en önemli beklenti gelirlerin enflasyon karşısında erimemesi ve satın alma gücünün yeniden güçlenmesi.
Ekim ayında açıklanacak her veri, aslında yılın son iki ayına ve 2027’ye ilişkin beklentilerin de şekillenmesine katkı sağlayacak. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca tek bir rakama değil, bütün ekonomik tabloya bakması gerektiğini düşünüyorum.
Kısacası ekim ayı, ekonomi açısından “veriler ayı” olacak. Enflasyon, faiz, sanayi, güven, borç ve dış finansman göstergeleri Türkiye ekonomisinin yılın son çeyreğindeki fotoğrafını daha net ortaya koyacak.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar