Türkiye ekonomisinin finansal görünümünü değerlendirmek açısından haftalık para ve banka istatistikleri önemli göstergeler sunuyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan 30 Ekim 2026 tarihli veriler, bankacılık sektöründe kredi genişlemesinin devam ettiğini, buna karşılık mevduatlarda gerileme yaşandığını ortaya koyuyor. Özellikle tüketici kredilerindeki artış ve takipteki alacakların yükselmesi, finansal dengeler açısından üzerinde durulması gereken gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor.
Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 30 Ekim haftasında 227 milyar 635 milyon lira artarak 28 trilyon 222 milyar liraya yükseldi. Bir haftalık dönemde yaklaşık yüzde 0,81 oranındaki bu artış, kredi kullanımının ekonomik sistem içerisindeki ağırlığını koruduğunu gösteriyor. Ancak kredi hacmindeki büyümeyi tek başına ekonomik canlılığın göstergesi olarak değerlendirmek doğru olmaz. Kredilerin hangi amaçlarla kullanıldığı, üretime mi yoksa tüketim harcamalarına mı yöneldiği de büyük önem taşıyor.
Mevduattaki gerileme ne anlatıyor?
Aynı hafta bankacılık sektörünün toplam mevduatı 109 milyar 732 milyon lira azalarak 34 trilyon 105 milyar liraya geriledi. Yüzde 0,32’lik bu düşüş, kredi hacmindeki artışla birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir tablo oluşturuyor.
Yurt içi yerleşiklerin Türk lirası mevduatları 18 trilyon 821 milyar lira seviyesinde gerçekleşirken yabancı para mevduatlarının TL karşılığı 11 trilyon 116 milyar liraya ulaştı. Burada önemli olan nokta, tasarruf sahiplerinin tercihlerini yalnızca toplam mevduat üzerinden değerlendirmemektir. Faiz getirisi, enflasyon beklentisi, döviz kuru hareketleri ve tasarrufların alternatif yatırım araçlarına yönelmesi mevduat davranışlarını doğrudan etkiliyor.
Yabancı para mevduatları dolar bazında 261,2 milyar dolara geriledi. Bununla birlikte parite etkisinden arındırılmış hesaplamalarda yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatlarında 585 milyon dolarlık artış görüldü. Dolayısıyla toplam rakamdaki gerilemenin tamamını dövizden TL’ye geçiş olarak yorumlamak yanıltıcı olabilir.
Tüketici kredileri ve kredi kartları alarm veriyor
Verilerin en dikkat çekici bölümlerinden biri tüketici kredilerindeki gelişmeler. Tüketici kredileri bir haftada 114 milyar 251 milyon lira artarak 7 trilyon 45 milyar liraya çıktı.
İhtiyaç kredileri 2 trilyon 655 milyar liraya, konut kredileri 851,7 milyar liraya, taşıt kredileri ise 42,6 milyar liraya ulaştı. Bireysel kredi kartı bakiyeleri de 81,9 milyar liralık artışla 3 trilyon 496 milyar liraya yükseldi.
Bu rakamlar, hane halkının tüketim harcamalarını finanse etmek için kredi kanallarına önemli ölçüde başvurduğunu gösteriyor. Özellikle yüksek yaşam maliyetleri karşısında kredi kartlarının günlük ihtiyaçların karşılanmasında kullanılması, borçluluk sorununu daha görünür hale getiriyor.
Takipteki alacaklarda yükseliş
Bankacılık sektörünün takipteki alacakları 17 milyar 317 milyon lira artarak 981,5 milyar liraya ulaştı. Takipteki tüketici kredileri 405,2 milyar lira, ticari ve diğer kredilerden kaynaklanan takipteki alacaklar ise 576,4 milyar lira oldu.
Bu gelişme, ödeme güçlüğünün yalnızca bireysel tüketicilerle sınırlı olmadığını, işletmeler açısından da finansman baskısının devam ettiğini düşündürüyor. Özellikle yüksek faiz ortamında borçların çevrilmesi, küçük ve orta ölçekli işletmeler için önemli bir sorun haline gelebiliyor.
Para arzındaki daralma ve ekonomi politikası
Dar tanımlı para arzı M1, 11 trilyon 321 milyar liraya gerilerken geniş tanımlı M2 para arzı 29 trilyon 865 milyar lira seviyesine indi. M3 para arzı ise 33 trilyon 44 milyar lira olarak gerçekleşti.
Para arzındaki haftalık gerileme, parasal sıkılaşma politikası açısından izlenmesi gereken göstergelerden biridir. Ancak tek haftalık değişimlerden hareketle kalıcı bir eğilim bulunduğunu söylemek doğru değildir.
Sonuç olarak 30 Ekim haftasının verileri Türkiye ekonomisinin önemli bir ikilemini ortaya koyuyor: Krediler büyürken mevduatlar geriliyor, tüketici borçları artarken takipteki alacaklar yükseliyor. Bu tablo, para politikasının yalnızca enflasyonu düşürmeye değil, finansal istikrarı korumaya da odaklanması gerektiğini gösteriyor.
Önümüzdeki dönemde kredi büyümesinin niteliği, tasarrufların TL’ye yönelimi ve tahsilat performansı yakından izlenmelidir. Ekonomide kalıcı iyileşme, yalnızca kredi hacminin büyümesiyle değil, üretimin, gelirlerin ve tasarrufların dengeli biçimde gelişmesiyle mümkün olacaktır. Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir bankacılık sistemi, borçlanmanın sürekli arttığı değil, tasarrufların güçlendiği ve kredilerin üretken yatırımlara dönüştüğü bir ekonomik yapıyla mümkündür.
Kaynak: TCMB
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar