Ekonomide Kritik Hafta

Ekonomist yazar
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

19-24 Ekim 2026 haftası, Türkiye ekonomisinin enflasyonla mücadele, büyümeyi destekleme ve finansal istikrarı koruma hedefleri arasında nasıl hassas bir denge aradığını ortaya koydu. Merkez Bankasının faiz indirimi, borsadaki gerileme, yükselen petrol fiyatları ve küresel piyasalardaki belirsizlikler haftanın öne çıkan gelişmeleri oldu. Ancak ekonominin gerçek fotoğrafını yalnızca piyasa göstergeleriyle değerlendirmek yeterli değil. Asıl önemli olan, bu gelişmelerin üretime, istihdama, yatırımlara ve vatandaşın günlük yaşamına nasıl yansıdığıdır.

Haftanın en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 36 seviyesine çekmesi oldu. Faiz indirimi, finansman maliyetlerinin azalması ve ekonomik faaliyetlerin canlanması açısından önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak faiz kararının başarısı, enflasyon üzerindeki etkileri ve piyasanın güvenini ne ölçüde koruyacağıyla belirlenecek.

İşletmeler açısından daha düşük finansman maliyetleri, yatırım ve üretim kararlarını kolaylaştırabilir. Fakat bankaların kredi koşulları, risk değerlendirmeleri ve piyasanın enflasyon beklentileri bu sürecin hızını belirleyecektir. Enflasyon kalıcı biçimde düşmeden gerçekleştirilecek hızlı faiz indirimleri ise döviz talebi ve fiyatlama davranışları üzerinde yeni baskılar yaratabilir. Dolayısıyla mesele yalnızca faizi düşürmek değil, bunu fiyat istikrarını tehlikeye atmadan sürdürebilmektir.

Finansal piyasalardaki görünüm de temkinli yaklaşımın önemini gösterdi. BIST 100 endeksi 16 Ekim’deki 11.722 puan seviyesinden 22 Ekim’de 11.220 puana gerileyerek yaklaşık yüzde 4,3 değer kaybetti. Türkiye’nin beş yıllık kredi risk primi 249 baz puandan 256 baz puana yükselirken dolar/TL kuru 49,51’den 49,62’ye çıktı. Altının ons fiyatında yaklaşık yüzde 3,4’lük gerileme görülürken Brent petrolün varil fiyatının 113,2 dolara yükselmesi enerji maliyetleri açısından dikkat çekti.

Bu tablo, faiz indiriminin tek başına piyasalarda güven oluşturmaya yetmediğini gösteriyor. Yatırımcılar para politikasının yanı sıra enflasyon beklentilerini, şirketlerin kârlılığını, siyasi ve jeopolitik gelişmeleri, küresel finansman koşullarını da dikkate alıyor. Güvenin güçlenmesi için ekonomi politikalarının öngörülebilir ve tutarlı biçimde uygulanması gerekiyor.

Enflasyon beklentileri ise ekonomi yönetiminin önündeki temel sınavlardan biri olmayı sürdürüyor. Ekim ayı piyasa katılımcıları anketinde yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 29,63’e yükselmesi, fiyat istikrarına ulaşmanın kolay olmayacağını ortaya koydu. 2026 yılı büyüme beklentisinin yüzde 2,9’a gerilemesi de ekonomik aktiviteye ilişkin ihtiyatlı görünümü yansıtıyor.

Burada vatandaşın yaşadığı gerçekliği gözden kaçırmamak gerekir. Enflasyonun düşmesi, fiyatların eski seviyelerine dönmesi anlamına gelmez. Market alışverişi, kira, ulaşım ve enerji harcamaları yüksek kaldığında ücretlilerin ve emeklilerin alım gücü üzerindeki baskı devam eder. Hanelerin geleceğe ilişkin kaygıları arttıkça tüketim kararları ertelenebilir, tasarruf imkânı olmayan kesimlerde borçlanma eğilimi güçlenebilir. Bu durum iç talebi ve işletmelerin satış beklentilerini de etkiler.

Küresel gelişmeler de Türkiye ekonomisinin hareket alanını belirliyor. Orta Doğu’daki jeopolitik gerilimler enerji fiyatlarını yukarı taşırken Avrupa ekonomisindeki yavaşlama ihracatçılar açısından risk oluşturuyor. Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlılığı düşünüldüğünde petrol fiyatlarındaki kalıcı artış, cari dengeyi bozabilir, üretim maliyetlerini yükseltebilir ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırabilir.

Sonuç olarak 19-24 Ekim haftası, ekonomik göstergelerin birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini bir kez daha gösterdi. Faiz indirimi büyümeyi destekleyebilir; ancak kalıcı başarı için enflasyonun gerilemesi, üretimin güçlenmesi, istihdamın korunması ve gelir dağılımının iyileştirilmesi gerekiyor. Bunun yolu öngörülebilir politikalardan, mali disiplinin korunmasından, verimlilik artışından ve üretimi destekleyen yapısal reformlardan geçiyor.

Ekonomik başarı yalnızca borsanın yükselmesi veya faizlerin düşmesi değildir. Vatandaşın ay sonunu borçlanmadan getirebilmesi, işletmelerin güvenle yatırım yapabilmesi ve çalışanların geleceğe umutla bakabilmesi de başarının ölçüsüdür. Gerçek iyileşme, makroekonomik göstergelerdeki olumlu değişimin toplumun geniş kesimleri tarafından hissedilmesiyle mümkün olacaktır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

 

Yayınlama: 26.10.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.