Avrupa Birliği’nin 2025 yılına ilişkin göç ve geri gönderme verileri, Türkiye açısından dikkat çekici ve üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koydu. Avrupa Birliği İstatistik Ofisi Eurostat’ın verilerine göre, 2025 yılında AB ülkelerinden üçüncü ülkelere fiilen geri gönderilen yabancılar arasında Türk vatandaşları ilk sırada yer aldı. Yıl boyunca yaklaşık 13 bin 405 Türk vatandaşı AB dışındaki ülkelere geri gönderildi. Bu rakam, Türk vatandaşlarını Gürcistan, Suriye ve Arnavutluk gibi ülkelerin vatandaşlarının önüne taşıdı.
Ancak bu veriyi değerlendirirken önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor. Avrupa Birliği istatistiklerinde “ülkeyi terk etme kararı verilmesi” ile “fiilen geri gönderilme” aynı şey değil. Bir kişi hakkında AB topraklarını terk etme kararı verilebilir, ancak bu karar her zaman fiilen uygulanmayabilir. 2025 yılında yaklaşık 24 bin 950 Türk vatandaşı hakkında AB’den ayrılma kararı verilirken, yaklaşık 13 bin 405 kişi fiilen AB dışındaki bir ülkeye geri gönderildi.
Bu tablo, Türk vatandaşlarının Avrupa’ya yönelik hareketliliğinin yalnızca vize başvuruları ve turistik seyahatlerden ibaret olmadığını gösteriyor. Eğitim, çalışma, iltica, aile birleşimi ve daha iyi yaşam koşulları arayışı gibi farklı nedenlerle Avrupa’ya giden Türk vatandaşlarının bir bölümü, çeşitli nedenlerle yasal ikamet statüsünü kaybediyor veya ülkede kalma hakkını elde edemiyor.
2025 yılı boyunca Avrupa Birliği genelinde 491 bin 950 üçüncü ülke vatandaşı hakkında AB topraklarını terk etme kararı verildi. Bu sayı, 2024 yılına göre yüzde 5,8 artış anlamına geliyor. Aynı dönemde AB dışındaki ülkelere fiilen geri gönderilen kişi sayısı ise 135 bin 460’a ulaştı ve bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 20,9 arttı. Bu rakamlar, Avrupa Birliği’nin düzensiz göç ve yasa dışı ikamet konusundaki uygulamalarını daha etkin biçimde hayata geçirmeye başladığını gösteriyor.
Türk vatandaşlarının fiili geri göndermelerde ilk sırada yer alması ise özellikle dikkat çekici. Çünkü AB’den ayrılma kararı verilen vatandaşlıklar arasında ilk sırada Türkler bulunmuyor. Bu kategoride Cezayir vatandaşları ilk sırada yer alırken, Fas ve Türkiye onları takip ediyor. Buna karşılık, verilen kararların fiilen uygulanması söz konusu olduğunda Türk vatandaşları ilk sıraya yükseliyor.
Bu fark, geri gönderme süreçlerinin yalnızca göçmen sayısıyla açıklanamayacağını gösteriyor. Bir kişinin sınır dışı edilebilmesi için vatandaşlığının tespit edilmesi, seyahat belgelerinin hazırlanması, ilgili ülkenin geri kabul sürecindeki iş birliği ve idari prosedürlerin tamamlanması gerekiyor. Dolayısıyla hakkında ayrılma kararı verilen kişi sayısı ile fiilen geri gönderilen kişi sayısı arasında her ülkede önemli farklılıklar ortaya çıkabiliyor.
2025 verilerinin bir başka önemli yönü de Avrupa’daki göç politikalarının giderek daha sert ve daha sistemli hale gelmesi. Özellikle düzensiz göç, reddedilen iltica başvuruları ve yasal ikamet süresi sona erdiği halde ülkede kalmaya devam eden kişiler konusunda AB ülkeleri geri gönderme mekanizmalarını daha yoğun kullanıyor.
Nitekim 2025’in son çeyreğinde de Türk vatandaşları, AB’den üçüncü ülkelere en fazla geri gönderilen grup oldu. Sadece yılın dördüncü çeyreğinde 3 bin 155 Türk vatandaşının üçüncü ülkelere geri gönderildiği kaydedildi. 2025’in üçüncü çeyreğinde ise 3 bin 625 Türk vatandaşının geri gönderilmesi, yıl boyunca Türk vatandaşlarının bu kategoride üst sıralarda yer aldığını göstermişti.
Bu gelişmenin Türkiye açısından ekonomik ve sosyal boyutları da bulunuyor. Avrupa’ya gitmek isteyen insanların önemli bir bölümü daha yüksek gelir, daha iyi çalışma koşulları ve daha güvenli bir gelecek arayışı içinde hareket ediyor. Özellikle gençler arasında Avrupa ülkelerinde eğitim alma, çalışma veya yerleşme isteğinin güçlü olması, Türkiye’deki ekonomik beklentilerle doğrudan bağlantılı görülüyor.
Ancak yasal yollar dışında veya yasal statü kaybedildikten sonra Avrupa’da kalmaya çalışmak, kişileri ciddi risklerle karşı karşıya bırakıyor. Sınır dışı edilme yalnızca kişinin bulunduğu ülkeden ayrılması anlamına gelmiyor. Bazı durumlarda yeniden giriş yasakları, ekonomik kayıplar, ailelerin parçalanması ve yıllarca kurulan yaşam düzeninin sona ermesi gibi sonuçlar da ortaya çıkabiliyor.
Avrupa Birliği açısından bakıldığında ise mesele yalnızca göç kontrolünden ibaret değil. İş gücü ihtiyacı bulunan sektörler bir yandan yabancı çalışanlara ihtiyaç duyarken, diğer yandan düzensiz göçle mücadele politikaları sıkılaştırılıyor. Bu durum Avrupa’da göç konusunda çelişkili gibi görünen, ancak aslında seçici göç politikası olarak tanımlanabilecek yeni bir yaklaşımın güçlendiğini gösteriyor.
Türkiye açısından 2025 verilerinin verdiği en önemli mesaj, Avrupa’ya yönelen insan hareketliliğinin nedenlerinin doğru analiz edilmesi gerektiğidir. İnsanların neden başka ülkelerde gelecek aradığı, neden yasal olmayan yolları tercih edebildiği ve neden bir süre sonra ikamet statülerini kaybettiği ayrıntılı biçimde incelenmelidir.
Sonuç olarak 2025’te yaklaşık 13 bin 405 Türk vatandaşının Avrupa Birliği dışına fiilen geri gönderilmesi, yalnızca bir göç istatistiği olarak görülmemelidir. Bu tablo; Türkiye’nin ekonomik koşullarından gençlerin gelecek beklentilerine, Avrupa’nın göç politikalarından yasal göç kanallarının yeterliliğine kadar uzanan geniş bir tartışmayı gerekli kılıyor.
Rakamlar açık: Avrupa’ya gitme isteği sürüyor, Avrupa ise düzensiz ve izinsiz kalışlara karşı geri gönderme mekanizmalarını daha fazla kullanıyor. Türk vatandaşlarının 2025 yılında bu uygulamada ilk sırada yer alması, önümüzdeki dönemde hem Türkiye’nin hem de Avrupa Birliği’nin göç politikalarında daha fazla tartışılacak önemli bir gelişme olarak kayıtlara geçti.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar