İRAN SAVAŞI KÜRESEL EKONOMİYİ SARSİYOR
Ortadoğu’da İran etrafında şekillenen askeri gerilim, yalnızca bölgesel güvenliği değil küresel ekonominin temel dengelerini de sarsan bir gelişme olarak dikkat çekiyor. Enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı, bu krizin merkezinde yer alıyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolu, olası bir askeri çatışma veya deniz trafiğinin kesintiye uğraması durumunda küresel enerji piyasaları üzerinde ciddi bir şok etkisi yaratabilecek bir konuma sahip. Bu nedenle İran merkezli bir savaş senaryosu, yalnızca askeri bir çatışma değil aynı zamanda küresel ekonomik istikrarı tehdit eden bir gelişme olarak görülüyor.
Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemi, dünyanın enerji arz güvenliği açısından kritik bir rol oynamasından kaynaklanıyor. Basra Körfezi’nden çıkarılan petrolün büyük bir bölümü bu boğaz üzerinden dünya piyasalarına ulaşıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar ve Irak gibi enerji ihracatçısı ülkelerin petrol ve doğal gaz sevkiyatları büyük ölçüde bu dar geçide bağlı durumda. Dolayısıyla bölgedeki askeri gerilim veya boğazın kapanması ihtimali, küresel petrol fiyatlarında ani ve sert dalgalanmalara yol açabiliyor.
Son yıllarda enerji piyasaları zaten çeşitli jeopolitik gerilimler nedeniyle kırılgan bir yapı sergiliyor. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji arz zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, küresel enerji fiyatlarının nasıl hızlı bir şekilde yükseldiğini göstermişti. Benzer bir senaryonun Hürmüz Boğazı’nda yaşanması halinde, petrol fiyatlarında çok daha büyük bir şokun ortaya çıkması muhtemel görülüyor. Enerji piyasalarında oluşacak böyle bir dalgalanma, yalnızca petrol ithalatçısı ülkeleri değil aynı zamanda küresel enflasyonu da doğrudan etkileyecektir.
Enerji fiyatlarının yükselmesi, üretim maliyetlerini artırarak dünya genelinde enflasyon baskısını güçlendirebilir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından bu durum ciddi ekonomik sorunlar doğurabilir. Enerji ithalatına bağımlı ekonomiler, artan petrol fiyatları nedeniyle cari açık baskısıyla karşı karşıya kalabilir. Bu da döviz kurları üzerinde baskı yaratarak finansal istikrarı zayıflatabilir.
Küresel ticaret açısından bakıldığında da Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak bir kriz, deniz taşımacılığını doğrudan etkileyebilir. Petrol tankerleri başta olmak üzere çok sayıda ticari gemi bu rotayı kullanarak Asya, Avrupa ve Amerika pazarlarına ulaşmaktadır. Boğazın güvenliğinin tehlikeye girmesi, sigorta maliyetlerinin yükselmesine ve deniz taşımacılığının aksamasına neden olabilir. Bu durum küresel tedarik zincirlerinde yeni kırılmalara yol açabilir.
Enerji piyasalarının yanı sıra finansal piyasalar da böyle bir krizden doğrudan etkilenir. Jeopolitik risklerin artması, yatırımcıların risk iştahını azaltarak güvenli liman olarak görülen varlıklara yönelmesine yol açar. Altın fiyatlarının yükselmesi, hisse senedi piyasalarında dalgalanmaların artması ve gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarının hızlanması bu tür kriz dönemlerinde sıkça görülen gelişmelerdir.
Hürmüz Boğazı’nın kapanması veya ciddi şekilde tehdit altında kalması, küresel enerji arzında günlük milyonlarca varillik kesinti anlamına gelebilir. Bu büyüklükte bir arz daralması, petrol fiyatlarının kısa sürede çok yüksek seviyelere çıkmasına neden olabilir. Enerji fiyatlarında yaşanacak böyle bir artış ise küresel büyüme üzerinde baskı yaratabilir ve birçok ülkede ekonomik yavaşlamaya yol açabilir.
Bu noktada enerji güvenliği konusu yeniden dünya gündeminin üst sıralarına taşınmaktadır. Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok ülke, enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve alternatif tedarik yolları oluşturma politikalarına hız vermektedir. Yenilenebilir enerji yatırımları ve enerji verimliliği projeleri de bu çerçevede daha büyük önem kazanmaktadır. Çünkü enerji arzının birkaç kritik geçiş noktasına bağımlı olması, küresel ekonominin jeopolitik risklere karşı kırılganlığını artırmaktadır.
Türkiye açısından bakıldığında da Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler yakından takip edilmesi gereken bir konu olarak öne çıkmaktadır. Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke olduğu için petrol fiyatlarındaki artış doğrudan ekonomiyi etkileyebilir. Enerji maliyetlerindeki yükseliş, üretim maliyetlerini ve enflasyon baskısını artırabilir. Bu nedenle bölgedeki jeopolitik gelişmeler Türkiye ekonomisi açısından da kritik öneme sahiptir.
Ortadoğu’daki her büyük kriz, dünya ekonomisinin ne kadar birbirine bağlı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. İran etrafında şekillenen askeri gerilim de bu gerçeğin en son örneklerinden biri. Küresel enerji arzının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı, bu nedenle yalnızca bölgesel bir su yolu değil aynı zamanda dünya ekonomisinin nabzının attığı stratejik bir geçit olarak değerlendiriliyor.
Sonuç olarak İran merkezli bir savaş senaryosu, yalnızca askeri ve siyasi sonuçlar doğurmakla kalmayacak; aynı zamanda enerji piyasalarından finansal sistemlere kadar geniş bir alanda ekonomik etkiler yaratacaktır. Hürmüz Boğazı’nın güvenliği ise bu süreçte küresel ekonominin en kritik başlıklarından biri olmaya devam edecektir. Dünya ekonomisinin istikrarı açısından bu dar geçidin açık ve güvenli kalması, yalnızca bölge ülkeleri için değil tüm uluslararası sistem için hayati bir önem taşımaktadır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar