Günümüz ekonomilerinin en çarpıcı gerçeklerinden biri, belirsizlik arttıkça sadece risklerin değil, bazı fırsatların da büyümesidir. Ancak bu fırsatların adil bir şekilde dağılmadığı, tam tersine toplumsal bir eşitsizlik mekanizması yaratabildiği sıklıkla gözden kaçar. “Korunma refleksi ile zenginleşen azınlık” ifadesi de tam olarak bu duruma işaret ediyor: Ekonomik dalgalanmalar, politik gerilimler ve finansal güvensizlik dönemlerinde geniş kitlelerin tasarruf eğilimi artarken, aynı ortamda belirli bir kesim krizden pay devşirerek servetini büyütüyor.
Fırtınalı Dönemlerin Görünmez Kazananları
Küresel ölçekte belirsizlik arttığında bireylerin ilk tepkisi “kendini güvene alma” refleksidir. Tasarruf artar, harcamalar kısılır, riskli varlıklardan uzak durulur. Bu refleks, sağlıklı bireysel bir davranış gibi görünse de makro ölçekte bir paradoksu beraberinde getirir: Toplumun büyük kesimi korunmaya çekilirken küçük bir finansal sınıf tam tersine oyunu büyütür.
Bu azınlık, belirsizliği fırsata çeviren üç temel mekanizma üzerinden zenginleşir:
Varlık Fiyatlarındaki Ani Düzeltmelere Hızlı Müdahale
Kriz anlarında hisse, tahvil, gayrimenkul ve emtia gibi varlıkların fiyatı sert dalgalanır. Nakitte güçlü olan kesim bu panik anlarını “ucuz toplama” fırsatı olarak görür. Geniş kitlelerin korkudan hareketsiz kaldığı dönemde, bu kesim pozisyon alarak kriz sonrası toparlanmanın en büyük getirilerini toplar.
Güvenli Liman Arayışının Yarattığı Asimetrik Getiriler
Altın, dolar, devlet tahvili, bazı teknoloji hisseleri gibi varlıklara olan talep artarken, bu varlıklarda zaten pozisyonu olanlar servetini otomatik olarak korur ve büyütür. Korunma refleksi, geniş kitle için yalnızca değer kaybından kaçınma aracıyken, bu azınlık için çarpan etkisiyle servet transferine dönüşür.
Finansal Enstrüman Bilgisi ve Erişim Farkı
Vadeli işlemler, opsiyonlar, algoritmik emirler, volatilite stratejileri… Geniş kitle için karmaşık olan pek çok aracın, belirsizlik dönemlerinde muazzam getiriler yaratabildiği bilinir. Bu enstrümanlara erişimi olan ve risk yönetimi disiplinine sahip kesim, krizlerin “teknik avantajını” kullanır.
Toplumsal Psikoloji: Kitleler Korkarken Sermaye Büyür
Ekonomik krizler sadece finansal olaylar değildir; aynı zamanda toplumsal psikolojiyi dönüştüren süreçlerdir. Kitleler için kriz, belirsizliğin büyüdüğü, iş güvencesinin azaldığı, fiyat istikrarının bozulduğu bir dönemdir. Bu psikoloji davranışsal olarak üç sonuç yaratır:
Tüketim ertelenir, ekonominin çarkları yavaşlar.
Tasarruflar güvenli limanlara çekilir, sermaye piyasaları geniş kesim için cazibesini kaybeder.
Risk alma iştahı çözülür, fırsatlar kaçırılır.
Bu davranışlar bütünü, finansal okuryazarlığı yüksek ve risk hesaplamayı bilen azınlık için büyük bir avantaj doğurur. Ekonomik dalgalanma aslında tarafsızdır; ancak ona verilen tepkiler eşitsizdir. Bu eşitsizlik, kazananları da kaybedenleri de belirler.
Krizlerin Sessiz Servet Transferi
Ekonomide “servet transferi” genellikle politika değişiklikleriyle ilişkilendirilir; fakat en büyük servet transferleri çoğu zaman kriz dönemlerinde gerçekleşir. Çünkü:
Varlık fiyatları aşırı dalgalanır.
Panik satışı yapan kitle ile fırsat toplayan sermaye arasında dev bir makas açılır.
Krizden önce finansal varlığı olanla olmayan arasındaki fark, krizden sonra iki katına çıkabilir.
Bu süreç, görünmez ve çoğu zaman sessiz bir sermaye kaymasıdır. Siyasi söylemlerde yer almasa da ekonominin alt katmanlarında derin izler bırakır.
Eşitsizliğin Kalıcılaşma Riski
Korunma refleksiyle zenginleşen azınlık olgusu, sadece geçici bir durum değil; uzun vadeli bir sosyoekonomik riskin habercisidir. Çünkü:
Servet arttıkça bilgiye erişim, teknolojiye erişim ve profesyonel yönetim kapasitesi de artar.
Geniş kitleler varlık sahibi olamadıkça kriz sonrası toparlanmaya ortak olamaz.
Ekonomik ayrışma keskinleşir, orta sınıf aşınır ve toplumsal güven geriler.
Bu mekanizmanın sıklaşması, ekonomilerde fırsat eşitliği algısını zedeler. Ekonomik sistemin adil olmadığına dair algı derinleştiğinde, sosyal ve politik kırılganlıklar artar.
Topluma Yansıyan Sonuç: Güven Erozyonu
Geniş kesimler için krizler yalnızca ekonomik bir tehdit değil, sistemsel bir sorgulama dönemidir. “Krizde herkes aynı bedeli ödemiyor” algısı, kurumlara güveni aşındırır. İstikrarsızlık dönemlerinde servetini katlayan küçük bir kesim, büyük çoğunluğun zihninde şu soruyu uyandırır:
“Bu sistem kimin için çalışıyor?”
Bu soru, demokrasinin, piyasa ekonomisinin ve sosyal sözleşmenin sürdürülebilirliği açısından kritik bir ağırlık taşır.
Sonuç: Korunma Refleksi Bir Kalkan, Ama Herkes İçin Değil
Belirsizliğin arttığı dünyada korunma refleksi doğal ve gerekli bir davranış. Ancak bu refleksin geniş kitleler açısından bir savunma mekanizmasına, belirli bir azınlık için ise büyüme fırsatına dönüşmesi üzerinde durulması gereken bir meseledir.
Ekonomik krizlerin adaleti yoktur; fakat krizlere hazırlıklı olma kapasitesinin adaletsizliği ekonomilerin geleceğini şekillendirir. Bu nedenle:
Finansal okuryazarlığın güçlendirilmesi,
Fırsat eşitliğini artıran politikaların tasarlanması,
Kriz dönemlerinde varlık piyasalarının daha şeffaf bir şekilde yönetilmesi
Toplumsal eşitsizliğin derinleşmesini önlemek için kritik önemde.
Aksi halde, her yeni belirsizlik dalgası, korunma refleksiyle zenginleşen bu azınlığı daha da güçlendirirken, geniş kitlelerin ekonomik yükünü artırmaya devam edecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar