Yeni depo yatırımları, büyüyen filo ve artan demiryolu kapasitesiyle 2026’ya güçlü bir giriş yapan Mars Logistics, sürdürülebilir büyüme hedefini intermodal taşımacılık üzerine kuruyor.
Yeni depo yatırımları, büyüyen filo ve artan demiryolu kapasitesiyle 2026’ya güçlü bir giriş yapan Mars Logistics, sürdürülebilir büyüme hedefini intermodal taşımacılık üzerine kuruyor. Mars Logistics Yönetim Kurulu Üyesi Gökşin Günhan, sektörün dönüşümünü ve şirketin yol haritasını değerlendirdi.
Sürdürülebilir hizmet anlayışımız doğrultusunda, intermodal ve demiryolu taşımalarında kapasitemizi artırmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda hedeflerimize ulaşmak amacıyla vagon, yeni römork ve çekici yatırımlarımızı gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

Yılın başında Bursa ve Trabzon depomuzu açtık. Yıl sonuna kadar ilave 2 depo yatırımımız daha olacak. Son aylarda yaptığımız römork, çekici ve vagon yatırımları ile birlikte filomuzdaki toplam özmal ekipman sayısı 5.773’e çıkacak. Intermodal ve demiryolu taşımacılık alanındaki yatırımlarımızı da sürdüreceğiz.
Avrupa’daki demiryolu ve Ro-Ro bağlantılarımızda kapasite artışı planlanmaktadır.
Karbon emisyonlarının karayoluna kıyasla daha az olması, mobilitenin artması, sürüş süreleri ve sınır geçişleri gibi operasyonel kısıtlamalardan etkilenmemek müşterilerimizin intermodali tercih etme sebeplerinden bazıları.
Sürdürülebilirlik vizyonumuzla uzun yıllar önce çıktığımız bu yolculukta 2026 itibarıyla hem paydaşlarımızın beklentileri hem de sektörün değişen gereklilikleri doğrultusunda proaktif bir şekilde pozisyon almaya devam edeceğiz.
Önümüzdeki dönemde intermodal taşımacılık alanındaki tecrübemizle birlikte kapasitemizi daha da ileri taşımayı ve demiryolu yatırımlarımıza devam etmeyi planlıyoruz. Bu yatırımlar, sürdürülebilirlik performansımızı ve sürdürülebilir lojistik yaklaşımımızı güçlendirecek en önemli unsurlardandır. Bunun yanı sıra alternatif yakıt teknolojileri, dijitalleşme uygulamaları, rota optimizasyon çözümleri, izleme sistemleri ve operasyonel verimliliği artıran inovasyonları da stratejik bir çerçevede ele alarak gündemimizde tutacağız.

İklim değişikliği ve etkileriyle mücadele, küresel çapta iş birlikleri gerektiren bir konu. Avrupa Birliği tarafından hayata geçirilen Avrupa Yeşil Mutabakatı ve buna bağlı olarak uygulamaya giren Sınırda Karbon Düzenlemesi (SKD), bu dönüşümün en somut adımları arasında yer alıyor. Bu kapsamda müşterilerimizin artık yalnızca maliyet, hız ve operasyonel verimliliğe odaklanmadıklarını, bunların yanı sıra emisyon azaltım stratejilerinin uygulandığı lojistik çözümleri talep ettiklerini gözlemliyoruz. Yüksek hizmet kalitesi anlayışımızla, müşterilerimizden gelen talepleri iş yapış modellerimize entegre ederek iş birliğimizin sürdürülebilirliğini sağlamaya devam ediyoruz.
Intermodal taşımacılık ağlarıyla faaliyetlerimizi geliştirmek, sürdürülebilir taşımacılığa odaklanmak, yakın ve orta vadeli stratejik planlarımızda ilk sıralarda yer aldığı için gerçekleştirdiğimiz iş birliği bu anlamda stratejik planlarımızla ve çözüm odaklı operasyonel bakış açımızla örtüşüyor.
Romanya Craiova ve Türkiye arasındaki demiryolu hattımız, karayoluna kıyasla karbon emisyonlarını anlamlı bir ölçüde düşürüyor. Hem operasyonel verimlilik hem de emisyon azaltım konularında ortak hedeflerimiz doğrultusundaki bu çözümle, etkili sonuçlar sağlanıyor.
Türkiye lojistik sektörü son yıllarda önemli bir büyüme ivmesi yakalayarak küresel rekabette daha görünür bir konuma geldi. Bugün sektörün büyüklüğü yaklaşık 122 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda ve lojistik hizmetleri Türkiye’nin hizmet ihracatının yaklaşık %35–40’ını oluşturarak ekonomiye ciddi bir katkı sağlıyor. Bu tablo, lojistiğin artık sadece bir operasyon alanı değil, aynı zamanda Türkiye’nin dış ticaret rekabet gücünü belirleyen stratejik bir sektör olduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin en büyük avantajı ise jeostratejik konumu. Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika pazarlarının kesişim noktasında yer almamız; kara, deniz, hava ve demiryolu taşımacılığının entegre şekilde gelişmesine olanak tanıyor. Bu durum Türkiye’yi sadece bir transit ülke değil, aynı zamanda bölgesel bir lojistik merkez haline getirme potansiyeline sahip.
Bununla birlikte küresel rekabette daha üst sıralara çıkabilmek için sektörün dijitalleşme, sürdürülebilir lojistik çözümleri, akıllı depolama teknolojileri ve uluslararası lojistik ağlarının güçlendirilmesi gibi alanlara yatırım yapması kritik önem taşıyor.
Özetle, Türkiye lojistik sektörü bugün küresel rekabetin güçlü ve yükselen oyuncularından biri. Doğru yatırımlar ve stratejik iş birlikleriyle Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda bölgesel bir lojistik üs ve küresel tedarik zincirlerinin kritik bir merkezi haline geleceğine inanıyoruz.

Sektörümüzün en önemli gündem maddelerinden biri, hiç kuşkusuz nitelikli insan kaynağı ve özellikle sürücü temini konusu. Lojistik sektörü son yıllarda çok hızlı büyürken, bu büyümeye paralel şekilde yetişmiş iş gücü arzı aynı hızda artmadı. Özellikle uzun yol taşımacılığında genç kuşakların kariyer tercihleri ve uluslararası operasyonların getirdiği operasyonel zorluklar, sektörde belirli bir sürücü açığının oluşmasına neden oluyor.
Sürücü ve nitelikli iş gücü konusu yalnızca şirketlerin değil, tüm lojistik ekosisteminin birlikte ele alması gereken stratejik bir konu. Doğru eğitim, teknoloji ve sektör iş birlikleriyle bu zorluğun aynı zamanda önemli bir dönüşüm fırsatına dönüşeceğine inanıyoruz.
Amacımız kadınların operasyonel sahadan liderlik pozisyonlarına kadar her seviyede daha görünür olduğu, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir kurum kültürü oluşturmak.
2021 yılında hayata geçirdiğimiz “Eşitliğin Cinsiyeti Yoktur” projemizde odaklandığımız başlıklardan biri de kadın istihdamıydı. Bu proje ile birlikte yeni işe alımlarda kadın istihdamını artırmaya yönelik hedefleri stratejik planlamamıza dahil ederek süreci daha sistematik ve ölçülebilir bir yapıya kavuşturduk. Stratejik planlamalarımızda, her yıl güncellediğimiz oran ile kadın istihdamını bir önceki yıla kıyasla artırma hedefi bulunuyor.
Bu yaklaşımın sonuçlarını son yıllarda net biçimde görüyoruz. Son beş yılın verilerini karşılaştırdığımızda kadın çalışan sayımızda %109’luk bir artış gerçekleşti. Üstelik bu artış yalnızca ofis rollerinde değil; depo operasyonları ve uluslararası karayolu taşımacılığı gibi sektörümüzde geleneksel olarak erkek egemen kabul edilen alanlarda da yaşandı. Bugün 22 kadın tır sürücüsüyle sektörde öncü şirketlerden biri konumundayız.
Sektörde en büyük yapısal sorunlardan biri, lojistik faaliyetlerin yüksek maliyet baskısı altında yürütülmesi ve maliyet yapısının öngörülebilir olmamasıdır. Akaryakıt fiyatları, döviz kuru dalgalanmaları, finansman maliyetleri ve operasyonel giderler lojistik şirketlerinin maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bu durum, özellikle uluslararası rekabette fiyatlama ve sürdürülebilir kârlılık açısından sektör oyuncuları üzerinde ciddi bir baskı oluşturabiliyor.
Ayrıca altyapı entegrasyonu ve çok modlu taşımacılığın yeterince etkin kullanılmaması da sektörün yapısal konuları arasında yer alıyor. Türkiye önemli limanlara, güçlü kara yolu ağlarına ve gelişen demiryolu yatırımlarına sahip olsa da bu modların daha entegre şekilde çalışması lojistik verimliliğini ciddi ölçüde artırabilir.
Özetle, sektörün önündeki en büyük yapısal gündem; maliyet baskısını yönetebilen, ölçek ekonomisini yakalayabilen ve çok modlu taşımacılığı daha etkin kullanan bir lojistik ekosistemi oluşturmak. Bu dönüşüm sağlandığında Türkiye’nin küresel lojistik rekabetinde çok daha güçlü bir konuma ulaşacağına inanıyoruz.
Merkezde konumlandırdığımız sektöre özel yazılmış ve süreçlerimize göre özelleştirilmiş ERP uygulamamızı, kendi bünyemizde geliştirdiğimiz teknolojik çözümlerle entegre ederek verimliliği sağlıyoruz. Bu teknolojik çözümler web yazılımları olduğu gibi, yapay zeka çözümlerini de içeriyor.
Yapay zeka çözümlerini, bilgi teknolojilerinde yardım masasından, finansal süreçlere geniş bir yelpazede uygulamamızın yanısıra operasyonel süreçlerimizin de birçok noktasında uyarlamaya devam ediyoruz.