Sektörler Arası Yapısal Dengesizlikler

Ekonomist yazar
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

Türkiye ekonomisi son on yılda güçlü dalgalanmalar, kırılgan sermaye akımları ve küresel ticaretteki dönüşümler nedeniyle önemli bir yeniden yapılanma sürecinin içine girdi. Ancak bu dönüşüm, tüm sektörlere eşit yansımadı. Aksine, sektörler arası yapısal dengesizlikler giderek daha belirgin bir hâl aldı. Sanayinin düşük katma değerli alanlara sıkışması, hizmetlerin istihdamı sırtlaması ama verimlilik yaratamaması, tarımın kronik küçülmesi ve teknoloji yoğun sektörlerin beklenen hızda gelişememesi; ekonominin uzun vadeli direncini sınırlayan başlıklar hâline geldi. Bugün artık sorun sadece hızlı büyüyüp büyüyememek değil, büyürken hangi sektörlerin ekonomiyi taşıdığı ve hangilerinin geri kaldığıdır.

Sanayide Orta Teknoloji Tuzağı Derinleşiyor

Türkiye ekonomisinin üretim omurgasını oluşturan imalat sanayi, uzun yıllardır orta düşük teknolojili üretime bağımlı. Makine, elektronik, kimya gibi yüksek katma değerli alanlarda istenen genişleme bir türlü sağlanamazken, tekstil, hazır giyim, mobilya ve gıda gibi emek yoğun sektörler ihracatın önemli bölümünü sırtlamaya devam ediyor. Bu tablo, bir yandan Türkiye’nin ihracatının küresel rekabet baskısına daha açık hâle gelmesine, diğer yandan işgücü verimliliğinin sınırlı artmasına neden oluyor.
Daha da önemlisi, sanayinin teknoloji dengesizliği kendi içinde kutuplaşmayı artırıyor. Savunma sanayi, yazılım bileşenli makine parkuru ve medikal cihaz gibi alanlarda başarılı şirketler hızla büyürken, geleneksel sanayi firmaları enerji maliyetleri, hammadde fiyatları ve finansmana erişim sorunlarıyla mücadele ediyor. Böylece sanayinin bir bölümü “yüksek teknoloji adacıkları” oluşturarak ileriye sıçrarken geri kalan büyük kesim bir tür yapısal durgunluğa sıkışmış durumda.

Hizmet Sektöründe Yüksek İstihdam – Düşük Verimlilik Paradoksu

Türkiye’de hizmet sektörü istihdamın yarısından fazlasını oluşturuyor. Ancak bu devasa sektör, verimlilik artışı açısından sanayinin oldukça gerisinde. Perakende, konaklama, yiyecek-içecek, ulaştırma gibi alanlar yüksek istihdam sağlasa da düşük katma değerle çalışıyor. Özellikle pandemiden sonra hızlanan dijital hizmetleşme, teknoloji yatırımı yapamayan hizmet işletmelerini daha da kırılgan hâle getirdi.
Bu dengesizlik, işgücü piyasasına ciddi bir etki yapıyor. Milyonlarca çalışan, ekonominin en geniş sektöründe çalışsa da yüksek ücret elde edemiyor. Hizmetlerin ağırlığının artmasıyla kişi başı gelir artışının yavaşlaması arasındaki ilişki artık daha net görülüyor. Ekonominin büyüklüğü artarken hane halkının refahını sınırlayan temel nedenlerden biri bu “yüksek istihdam – düşük verimlilik” paradoksu.

Tarımın Gerilemesi: Stratejik Bir Sektörün Zayıflaması

Tarım sektöründeki dengesizlikler, Türkiye’nin ekonomik yapısal sorunları içinde en derin olanlardan biri. Son 20 yılda tarımın GSYH içindeki payı düzenli olarak gerilerken, istihdamdaki payı çok daha hızlı düşüyor. Genç nüfusun tarımdan uzaklaşması, parsel ölçeklerinin küçüklüğü, sulama altyapısının yetersizliği, girdi maliyetlerinin yüksekliği ve tarımsal AR-GE’ye ayrılan payın sınırlı olması; sektörde yapısal erozyon yaratıyor.
Bu durum yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda ulusal gıda güvenliği açısından stratejik bir risk. Tarımsal üretimdeki zayıflama, gıda fiyatlarını baskılayan yapısal bir enflasyonist etki yaratıyor. Sanayi ve hizmetlerdeki dalgalanmalardan farklı olarak tarımdaki dengesizlikler, uzun vadede geri dönüşü en zor olan kırılganlıkları oluşturuyor.

İnşaat Sektörünün Aşırı Büyümesi ve Kaynak Dağılımı Sorunu

2000’lerin ikinci yarısından itibaren Türkiye ekonomisine damgasını vuran inşaat sektörü, sermayenin ve kredinin önemli bir kısmını kendine çekti. Bu, kısa vadede istihdam ve büyüme sağlasa da uzun vadede kaynak dağılımı dengesizliğine yol açtı. Sanayi için gerekli olan finansman, teknoloji yatırımları ve verimlilik artırıcı projeler; büyük ölçüde inşaat sektöründeki hızlı genişleme nedeniyle geri planda kaldı.
Bugün gelinen noktada inşaatın ekonomideki ağırlığı hâlâ yüksek. Ancak sektörün büyümesi daha çok konut talebi ve arsa değerleri üzerinden şekillendiği için katma değeri sınırlı kaldı. Böylece ekonominin temel üç sektöründen biri, uzun süre kaynak emici bir mekanizma olarak çalıştı; bu da sektörler arası dengesizlikleri derinleştirdi.

Teknoloji Sektöründeki Sıçrama Gecikiyor

Dünya ekonomisinde büyümenin motoru artık dijital teknolojiler, yarı iletkenler, yapay zekâ, biyoteknoloji ve ileri malzeme sektörleri. Türkiye bu alanlarda belirli başarılar elde etse de henüz güçlü bir “yeni nesil teknoloji ekosistemi” oluşturabilmiş değil. AR-GE harcamalarının GSYH’ye oranı hâlâ gelişmiş ülke ortalamalarının altında; teknoloji şirketleri ölçek büyütmede zorlanıyor.
Bu gecikme, sektörler arası dengesizliği iki yönlü büyütüyor:

Sanayi, teknolojik dönüşümü yeterince içselleştiremiyor.
Hizmetler yüksek verimlilik üreten bilgi yoğun alanlara kayamıyor.
Sonuçta teknoloji sektörü, ekonomik yapıyı dengede tutacak kadar güçlü bir lokomotif görevini üstlenemiyor.

Nereye Gidiyoruz? Yeni Bir Sektörel Mimariye İhtiyaç Var

Türkiye ekonomisindeki sektörler arası yapısal dengesizlikler, sadece kısa vadeli dalgalanmaların değil, uzun soluklu bir kalkınma modelinin yeniden tasarlanması gerektiğinin işareti. Bu yeniden tasarımın üç temel ayağı bulunuyor:
1. Sanayide yüksek teknolojiye geçişi hızlandırmak:
Katma değeri düşük üretimden bilgi yoğun üretime geçiş için daha agresif teşvikler, teknoloji kümelenmeleri ve nitelikli işgücü yatırımları şart.
2. Hizmet sektöründe verimlilik devrimi başlatmak:
Dijitalleşme, e-ticaret altyapısı, veri yönetimi, eğitim ve sertifikasyon programlarıyla hizmet sektörünün verimliliği artırılmalı.
3. Tarımda modernizasyon ve ölçek büyütme:
Kuraklık yönetimi, üretici örgütlenmesi, tarım teknolojileri ve planlamaya dayalı üretim modeli; tarımın yeniden stratejik bir sektör olmasını sağlayabilir.
4. İnşaat odaklı büyüme yerine üretim odaklı büyüme:
Kaynakların teknoloji, sanayi, dijital hizmetler ve yeşil dönüşüm yatırımlarına yönelmesi orta vadede ekonomik dengeyi güçlendirecektir.

Sonuç: Dengeli Sektörel Dağılım Olmadan Sürdürülebilir Kalkınma Mümkün Değil

Türkiye, sektörler arası dengesizliklerin giderek belirginleştiği kritik bir eşiğe gelmiş durumda. Ekonominin farklı alanları arasındaki bu yapısal kopukluk giderilmediği sürece büyüme hızlansa bile refah artışı sınırlı kalacaktır. Önümüzdeki on yıl, sadece ekonomik büyüklüğü artırma değil, aynı zamanda büyümenin hangi sektörlerden geldiğini yeniden şekillendirme dönemi olmak zorunda.
Daha dengeli, daha üretken ve daha dirençli bir ekonomik yapı; sektörler arası uçurumları kapatacak cesur politikalarla mümkün olacaktır.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com

Yayınlama: 15.01.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

error: Content is protected !!