Finansal piyasalarda güven, en az sermaye kadar önemli bir unsurdur. Yatırımcı parasını bir fona emanet ederken yalnızca getiri beklentisiyle hareket etmez; aynı zamanda kuralların işlediğine, denetimin etkin olduğuna ve gerektiğinde haklarının korunacağına inanmak ister. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 20 Ekim 2026 tarihinde fon piyasalarına ilişkin yaptığı açıklamalar, Türkiye sermaye piyasalarının tam da bu güven sınavından geçtiği bir döneme denk geliyor.
Şimşek’in açıklamalarında öne çıkan başlıklar; sorunlu fonların tasfiye süreci, yatırımcıların haklarının korunması, ara ödeme düzenlemesi ve piyasa bozucu işlemlere yönelik yaptırımların artırılması oldu. Bakan, tasfiye sürecinin belirlenen çerçevede ilerlediğini ve kamu kaynaklarının bu amaçla kullanılmayacağını ifade etti. Ayrıca ilgili yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle belirli koşullar altında 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasının hızlandırılabileceğini belirtti.
Tasfiyede hız kadar adalet de önemli
Açıklamalara göre Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tasfiye sürecine alınan 131 fonun 66’sının tasfiyesi tamamlandı. Yedi portföy yönetim şirketinden üçünün de tamamen tasfiye edildiği bildirildi. Bu rakamlar, sürecin belirli bir aşamaya geldiğini gösteriyor. Ancak tasfiyenin ilerlemesi ile bütün yatırımcıların mağduriyetlerinin giderilmesi aynı şey değil. Asıl ölçüt, yatırımcıların hak ettikleri tutarlara ne zaman ve hangi yöntemle ulaşabilecekleridir.
Burada özellikle ara ödeme mekanizması önem taşıyor. Nihai tasfiye işlemlerinin uzun sürmesi, parasına ulaşamayan yatırımcılar açısından ciddi bir belirsizlik yaratabilir. Birikimlerini ev almak, çocuklarının eğitim masraflarını karşılamak veya emeklilik dönemini güvence altına almak amacıyla değerlendiren vatandaşlar için beklemek yalnızca finansal değil, aynı zamanda sosyal bir sorundur.
Bununla birlikte, ara ödeme yapılacak tutarların fonların gerçek varlıklarına, alacaklarına ve hukuki durumlarına bağlı olacağı unutulmamalıdır. Dolayısıyla açıklanan üst sınır, her yatırımcının aynı tutarı veya parasının tamamını kesin olarak alacağı anlamına gelmemektedir. Sürecin ayrıntıları açık biçimde ortaya konulmalıdır.
Kamu kaynağı kullanılmayacaksa çözüm nasıl sağlanacak?
Şimşek’in özellikle vurguladığı konulardan biri, tasfiye için kamu kaynaklarının kullanılmayacağı yönündeki yaklaşım. Bu, kamu bütçesi ile özel yatırım kararları arasındaki sınırın korunması bakımından önemli bir tartışmadır. Ancak yatırımcıların doğal olarak sorduğu soru şudur: Kamu kaynağı kullanılmadan, sorunlu fonlardaki varlıklar hangi yöntemle nakde çevrilecek ve ortaya çıkan kayıplar nasıl hesaplanacaktır?
Bu soruların yanıtı, fonların portföy yapısının şeffaf biçimde açıklanmasından geçiyor. Varlıkların gerçek değeri, borçların büyüklüğü, tahsil edilebilir alacaklar ve tasfiye masrafları anlaşılır biçimde ortaya konulmadan yatırımcıların sağlıklı bir beklenti oluşturması mümkün değildir. Şeffaflık yalnızca bir açıklama ilkesi değil, mağduriyetlerin adil biçimde giderilmesinin de temelidir.
Borsaya ve reel sektöre etkisi
Fon piyasalarında yaşanan sorunlar, yalnızca fon yatırımcılarını ilgilendirmiyor. Sermaye piyasaları ile bankacılık sistemi, şirketlerin finansman imkânları ve yabancı yatırımcıların Türkiye algısı arasında güçlü bağlantılar bulunuyor. Güven kaybının büyümesi, yatırım kararlarının ertelenmesine, risk primlerinin yükselmesine ve şirketlerin finansmana erişiminin zorlaşmasına neden olabilir.
Nitekim Şimşek, daha önceki açıklamalarında sorunlu fonların diğer piyasa oyuncularından ayrıştırılmasına ve sistemik riskin sınırlandırılmasına dikkat çekmişti. Bu yaklaşımın başarıya ulaşması, sorunlu alanın sınırlandırılması kadar sağlıklı şirketlerin ve yatırımcıların gereksiz yere zarar görmemesine de bağlıdır.
Piyasaların ihtiyacı, yalnızca kısa vadeli likidite sağlanması değildir. Kalıcı güven için denetim standartlarının güçlendirilmesi, fonların risklerinin doğru açıklanması ve piyasa bozucu işlemlere karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanması gerekir.
Yatırımcı güveni yeniden nasıl kazanılacak?
Bundan sonraki dönemde üç konu belirleyici olacaktır. Birincisi, tasfiye takviminin ve ara ödeme koşullarının açık biçimde duyurulmasıdır. İkincisi, sorumluluğu bulunan kişi ve kuruluşlarla herhangi bir ilgisi olmayan yatırımcıların haklarının birbirinden ayrılmasıdır. Üçüncüsü ise benzer sorunların yeniden yaşanmaması için denetim ve gözetim mekanizmalarının güçlendirilmesidir.
Özellikle yüksek getiri beklentisiyle hareket eden yatırımcıların riskleri doğru değerlendirmesi kadar, finansal kuruluşların da yatırımcıya karşı sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesi gerekir. Fonların yapısı, taşıdığı riskler ve likidite koşulları konusunda yeterli bilgi sunulması, finansal okuryazarlığın da ayrılmaz bir parçasıdır.
Sonuç olarak Mehmet Şimşek’in açıklamaları, fon piyasasındaki sorunun çözümü açısından önemli başlıklar içeriyor. Ancak açıklamaların gerçek karşılığı, tasfiye işlemlerinin tamamlanması, yatırımcıların haklarına erişmesi ve sermaye piyasalarında güvenin yeniden tesis edilmesiyle ölçülecektir.
Unutulmamalıdır ki finansal piyasalarda güveni yeniden kazanmak, kaybetmekten çok daha uzun sürer. Türkiye’nin ihtiyacı, yalnızca bugünkü fon sorununu geride bırakmak değil; yatırımcının yarın parasını hangi finansal araca emanet ederse etsin, kuralların herkese eşit uygulandığına inanmasını sağlamaktır. Çünkü sermaye piyasalarının sürdürülebilir büyümesi, rakamlardan önce güvene dayanır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar