Lojistik sektörü, küresel ve yerel düzlemde tarihinin en zorlu maliyet sınavlarından birini veriyor. Artık sadece yük taşımak değil, bu yükün altındaki ekonomik baskıyı yönetmek asıl mesele haline geldi. Bugün sektörün karşısında duran üç devasa gerçek var, Avrupa otoyol ücretlerindeki dramatik artışlar, petrol varil fiyatlarındaki istikrarsızlık ve Türkiye’nin üretim maliyetlerindeki yükseliş.
Avrupa Otoyol Ücretleri ve LKW-MAUT BaskısıAvrupa, özellikle Almanya örneğinde gördüğümüz üzere, karbon emisyon sınıflarına göre otoyol ücretlerine (MAUT) %80’e varan zamlar uyguladı. Bu durum, karayolu taşımacılığında navlun fiyatlarını doğrudan etkileyen ve kaçınılması mümkün olmayan bir maliyet kalemi oluşturdu.
Bu noktada tek çıkış yolu, filo kompozisyonunun hızla Euro 6 ve üzeri standartlara optimize edilmesi ve parsiyel taşımacılıkta doluluk oranı verimliliğini %95’in üzerine çıkarmaktır. Şirketler artık tek başına rota çizmemeli, ortak yükleme platformları ve akıllı hacim yönetimi ile birim maliyeti düşürecek iş birliklerine gitmelidir.
Petrol varil fiyatlarındaki dalgalanma ve küresel jeopolitik riskler, akaryakıt giderlerini öngörülemez bir seviyeye taşıdı. Enerji maliyetlerini sadece “zam” olarak yansıtmak, ihracatçımızın küresel pazardaki rekabet gücünü kırmaktadır.
Bu krizden çıkışın reçetesi Intermodal Taşımacılıktır. Karayoluna olan bağımlılığı azaltıp, deniz ve demiryolu hatlarını ana artere yerleştirmeliyiz. Tren ve gemi entegrasyonu, akaryakıt dalgalanmalarına karşı lojistikçiye bir kalkan sağlar. Akaryakıt ek ücreti mekanizmalarını şeffaf ve veri odaklı yöneterek hem taşıyıcıyı hem de yük sahibini koruyan bir denge kurmak zorundayız.
İçeride artan işçilik, enerji ve hammadde maliyetleri, Türk ürünlerinin dünya pazarındaki uygun fiyat avantajını zorluyor. Üretim maliyetlerinin arttığı bir dönemde lojistik, bir ek maliyet değil, bir maliyet düşürme merkezi olarak konumlanmalıdır.
Lojistikte dijitalleşme artık bir lüks değil, bu maliyetleri absorbe etme aracıdır. Predictive Analytics kullanarak boş dönüşleri sıfıra yaklaştırmak, depo yönetiminde otomasyonla insan hatasını minimize etmek ve Just-in-Time modelini kusursuz işleterek stok maliyetlerini düşürmek zorundayız. İhracatçımızın üzerindeki yükü, operasyonel hızımızla ve verimliliğimizle hafifletmek temel görevimizdir.
2026 lojistik dünyasında hamaset değil, matematik kazanacak. Avrupa’daki otoyol zammını, varil fiyatındaki artışı veya üretimdeki enflasyonu kontrol edemeyebiliriz; ancak bu değişkenleri nasıl yöneteceğimizi biz belirleriz. Çözüm, daha fazla tır yatırımı değil, daha akıllı operasyonel mühendisliktir. Türkiye’nin ihracat hedeflerine ulaşması için lojistik sektörü, bu maliyet kıskacından verimlilik ve stratejik iş birlikleriyle çıkmak zorundadır.