Türkiye Transit Ülke mi, Koridor Tasarımcısı mı? Stratejik Bir Tartışma

Prof. Dr. Avni Zafer Acar, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Lojistik ve Tedarik Zinciri Yönetimi alanında çalışmalar yapan bir akademisyendir. Bilgi Üniversitesi’nin Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanlığı görevini sürdüren Prof. Dr. A. Zafer Acar, Lisansüstü Programları kapsamında direktörlük görevini yürütmektedir. Uzmanlık alanları arasında lojistik stratejileri, tedarik zinciri yönetimi ve taşımacılık sistemlerinin gelişimi bulunmaktadır. Prof. Dr. Acar, lojistik eğitimi ve müfredat geliştirme üzerine ulusal ve uluslararası birçok projede yer almıştır. Örneğin, Türkiye’de lojistik eğitiminin standartlarının belirlenmesi ve taşımacılıktan lojistiğe geçiş gibi çalışmalarda katkılar sunmuştur. Ayrıca, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin projelerine de destek sağlamış ve “Orta Koridor” ile ilgili birçok uluslararası konferansta konuşmacı olarak yer almıştır .
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

Değerli dostlar, merhaba

Değerli okurlar, uzun zamandır ara verdiğim yazılarıma, çevremizde cereyan eden silahlı çatışmaların tedarik zincirleri ve dolayısıyla ulusal ekonomiler üzerindeki etkilerinin giderek belirginleşmesi nedeniyle, bu krizin ardından yeniden şekillenmesini beklediğim dünya ticareti ve tedarik zincirleri bağlamında Türkiye’nin üstleneceği rolü stratejik bir perspektiften ele alarak, yeniden başlıyorum.

Konuya şu söz ile başlayalım:

“Taktik amatörlerin işidir; profesyoneller ise lojistikle ilgilenir.”

  1. Dünya Savaşı esnasında meşhur olan bu sözü yıllardır kullanırım. Ama bugün geldiğimiz noktada literatüre lojistik bağlamında yeni bir motto ile ekleme yapmak gerekiyor – hadi, bu da benden olsun…!

“Operasyon yapanlar taşır, strateji kuranlar yönetir.”

Çünkü artık mesele sadece malların bir noktadan diğerine taşınması değil; o akışın kim tarafından tasarlandığı, kim tarafından yönetildiği ve nihayetinde değerin kimde toplandığı meselesidir. Bugün Türkiye’nin önünde duran soru da tam olarak budur: Biz bir transit geçiş ülkesi miyiz, yoksa bir küresel tedarik zincirleri içinde koridor tasarımcısı mı olacağız?

Türkiye’yi konuşurken çoğu zaman “jeostratejik konum” der geçeriz. Bildiğiniz üzere bu ifade doğru ama eksiktir. Evet, Türkiye Avrasya’nın ortasında, enerji havzalarının kesişiminde ve ticaret yollarının doğal kavşağında yer alır. Ancak asıl mesele, bu coğrafyanın nasıl kullanıldığıdır. Çünkü bu ülkenin aynı zamanda genç ve dinamik bir nüfusu, köklü bir üretim kültürü, güçlü bir sanayi altyapısı ve sahayı bilen bir lojistik refleksi vardır. Yani Türkiye sadece bir geçiş noktası değildir; isterse değer üreten, yön veren ve akışı şekillendiren bir aktör olabilir. Tam da bu nedenle mevcut sıkıntılarımız bağlamında bir vurgu yapmak istiyorum.

Türkiye’nin lojistik alanındaki sorunu kapasite meselesi değil, stratejik bakış ve rol tayini meselesidir.

Bu rol tartışmasını daha iyi anlamak için müsaadenizle çok kısa olarak tarihsel köklerine dokunarak teoriye uğramak zorundayım.

Halford Mackinder’in 20’nci yüzyılın başında ortaya attığı “Kalpgâh” yaklaşımı, Avrasya’nın kontrolünün küresel güç üretimiyle ilişkisini ortaya koyar. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları temelde bu jeopolitik yaklaşıma uygun olarak cereyan eder. İkinci Dünya Savaşının sonlarına gelindiğinde ise Nicholas Spykman, biraz da güçlenen Rusya’yı enterne etmeyi amaçlar şekilde, bu kontrolün çevre kuşaklar üzerinden sağlanacağını söyler. Bu iki yaklaşımın kesişim noktasında yer alan Türkiye, aslında yalnızca coğrafi bir avantaj değil, stratejik bir karar noktasıdır.

Ancak, bugüne geldiğimizde, küresel stratejilere jeopolitik bakış anlamında kritik bir dönüşüm yaşanmış olduğunu görmekteyiz. Artık güç sadece coğrafyayı kontrol etmekle değil, o coğrafya üzerindeki ekonomik akışları tasarlamakla elde ediliyor. Yani klasik jeopolitik yerini giderek tedarik zinciri jeopolitiğine bırakıyor.

Bugün çoğu zaman “küreselleşme” dediğimiz olgu ise aslında bu küresel tedarik zincirleri içindeki üretimin, finansın ve lojistiğin bilinçli ve kontrollü bir şekilde dağıtılmasıdır. Bildiğiniz üzere üretim bir yerde (örn. Çin), tasarım başka bir yerde (örn. ABD), finans ise bambaşka bir merkezde (Örn. Londra ya da Dubai) konumlanır. Elbette bir bunlara dair dijital kontrol sistemlerinin ve veri bankalarının konumlandırılması da varki bu yazının çerçevesini aşacağı için başka bir zamana bırakıyorum.

Bu konumlandırmalar bir tesadüf değil, planlı bir tedarik zinciri mimarisidir. Lojistik ise bu sistemi (operasyonel anlamda) işletir. Ancak tedarik zinciri yönetimi bu sistemin kurgusunu belirler. Dolayısıyla sadece lojistikte güçlü olmak, otomatik olarak stratejik güç üretmez. Eğer üretim kararlarını siz vermiyorsanız, talep gerçekleştirmenin kontrolü ve finans sizde değilse, yalnızca başkalarının sistemini optimize ederek onların gelirlerini artırıyorsunuz demektir.

Tam da bu noktada uluslararası ticaret ve lojistik koridorları meselesi devreye girer. Genellikle koridorlar mesafe kısaltan, maliyet düşüren operasyonel hatlar olarak anlatılır. Oysa gerçekte koridorlar, değerin hangi yönde akacağını belirleyen stratejik araçlardır. Derslerimize geri dönersek; ürün hangi yöne akarsa finansal fonlar aynı kanaldan onun ters yönüne doğru akar. 

Bir koridoru kullanan ülke ile o koridoru tasarlayan ülke arasında ciddi bir fark vardır. İlki akışa uyum sağlar, ikincisi ürün ve değer akışının yönünü belirler. Bugün küresel ölçekte gördüğümüz büyük altyapı hamleleri de aslında bu nedenle önemlidir. Çünkü mesele sadece yük taşımak değil, o yükün ekonomik anlamını kontrol etmektir.

Son dönemdeki mevcut dünya düzenini sarsan askeri hareketlerle gün yüzüne çıkan jeoekonomik kırılmalar, bu gerçeği daha da görünür hale getirdi. Bildiğiniz üzere enerji hatlarında ve deniz taşımacılığında yaşanan riskler, mevcut ticaret yollarını ciddi şekilde sorgulatıyor. Bu tür büyük krizler ise yalnızca kesinti yaratmıyor aynı zamanda yeni akışların da önünü açıyor. İşte tam bu noktada Türkiye için yeni bir oyun alanı oluşması muhtemeldir. Ancak burada belirleyici olan şey, bu dönüşüm sürecini izlemek değil, bu süreci tasarlamaktır.

Başka bir ifadeyle mevcut rekabet ringinde kan revan içinde mücadele etmek değil, yeni bir oyun kurmaktır.

Şüphesiz bu küresel akış kanalları içinde transit ülke olmak, ilk bakışta cazip görünebilir. Akış vardır, hareket vardır, gelir vardır. Ancak bu modelde değer sınırlıdır ve karar mekanizması dışarıdadır. Buna karşılık o stratejik koridorların tasarımcısı olmak, yalnızca taşımayı değil, üretimi, dağıtımı ve kuralları belirlemeyi içerir. Bu farkı basit bir şekilde şöyle ifade edebiliriz:

Lojistik hareketi yönetir, tedarik zinciri ise değeri …!

Bu çerçevede Türkiye’nin yapması gerekenler aslında karmaşık değil, fakat bütüncül ve stratejik bir bakış gerektiriyor. Öncelikle koridorları bir ulaşım hattı olarak değil, bir değer üretim sistemi olarak görmek gerekiyor. Lojistik merkezlerin üretimle entegre edilmesi, demiryolu–liman bağlantılarının güçlendirilmesi, dijital altyapının kurulması ve sürdürülebilirlik kriterlerinin sisteme dahil edilmesi bu yaklaşımın temel unsurlarıdır. Bunun yanında teknik darboğazların (gümrük, veri akışı ve güvenliği ile finansman güçlükleri gibi) çözülmesi de kritik önemdedir. Çünkü kesintili bir hat, doğru tasarlanmış bir sistem değildir ve tercih edilmesi oldukça güçtür.

Son söz olarak izin verirseniz başa dönelim.

“Taktik amatörlerin işidir; profesyoneller lojistikle ilgilenir” demiştik. Bugün bu sözü bir adım daha ileri taşıyabiliriz: Transit ülkeler akışı takip eder, koridor tasarımcıları ise akışı belirler.

Ve şimdi asıl soruyu bir kez daha soralım: Türkiye bu akışların içinde kendine yer arayıp başkasının operasyonel gereci mi olacak (örn. BRI içinde Çin’in), yoksa o akışları tanımlayan ve tasarlayan ülkelerden biri mi olacak?

Cevap aslında lojistikte değil; tedarik zincirlerine stratejik bir bakış geliştirip geliştiremediğimizde gizlidir.

Çünkü lojistik taşır, tedarik zinciri ise rekabette kimin kazanacağını belirler.

Esen kalın.

Prof.Dr.A.Zafer ACAR

İstanbul Bilgi Üniversitesi

Uygulamalı bilimler Fakültesi Dekanı

Lojistik Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi

Yayınlama: 06.04.2026
Düzenleme: 06.04.2026 07:39
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.