Dünya enerji piyasalarının kalbi olarak görülen Hürmüz Boğazı, bir kez daha küresel siyasetin merkezine yerleşti. ABD eski Başkanı Donald Trump’ın danışmanlarından gelen “Çin devreye girmeli” çağrısı, yalnızca bölgesel bir güvenlik tartışması değil; aynı zamanda dünya ekonomisinin geleceğini ilgilendiren çok katmanlı bir jeopolitik mesaj olarak değerlendiriliyor.
Küresel petrol ticaretinin yaklaşık üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kapanma ya da ciddi güvenlik riski, petrol fiyatlarından enflasyona, lojistikten sanayi üretimine kadar pek çok alanı doğrudan etkiliyor. Özellikle son dönemde Orta Doğu’daki gerilimin yeniden yükselmesi, enerji piyasalarında tedirginliği artırırken, Washington’dan gelen açıklamalar dikkat çekici bir diplomatik stratejinin işaretlerini veriyor.
ABD cephesinde bazı Trump danışmanları, Çin’in İran üzerindeki ekonomik etkisini kullanarak Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasına katkı sağlaması gerektiğini savunuyor. Bu çağrının temelinde ise oldukça net bir gerçek yatıyor: Çin, İran petrolünün en büyük müşterilerinden biri konumunda bulunuyor. Dolayısıyla Pekin yönetiminin bölgede istikrar istemesi, ekonomik çıkarları açısından da kritik önem taşıyor.
HÜRMÜZ BOĞAZI NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Yaklaşık 39 kilometrelik en dar geçiş noktasına sahip olan Hürmüz Boğazı, dünya enerji arzının en stratejik geçitlerinden biri olarak kabul ediliyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Irak ve İran gibi büyük petrol üreticilerinin sevkiyatları büyük ölçüde bu güzergâh üzerinden gerçekleştiriliyor.
Günde yaklaşık 20 milyon varilden fazla petrol ve petrol ürünü bu dar koridordan geçiyor. Küresel LNG ticaretinin önemli bölümü de yine aynı güzergâhı kullanıyor. Bu nedenle bölgede yaşanabilecek küçük çaplı bir kriz bile enerji fiyatlarında büyük dalgalanmalar yaratabiliyor.
Uzmanlara göre Hürmüz Boğazı’nın kapanması halinde petrol fiyatlarının kısa sürede sert biçimde yükselmesi olası görülüyor. Böyle bir senaryo, zaten yüksek enflasyon baskısıyla mücadele eden dünya ekonomileri için yeni bir maliyet şoku anlamına geliyor.
ABD’NİN ÇİN’E MESAJI
Trump’a yakın danışmanların Çin’e yönelik çağrısı, klasik diplomatik söylemin ötesinde stratejik bir yön taşıyor. Washington aslında Pekin’e şu mesajı veriyor: “Enerji güvenliği artık yalnızca Batı’nın sorumluluğu değil.”
Son yıllarda Çin, Orta Doğu’da ekonomik etkisini ciddi ölçüde artırdı. Özellikle İran ile imzalanan uzun vadeli enerji ve altyapı anlaşmaları, Pekin’in bölgede önemli bir oyuncu haline gelmesine yol açtı. Çin’in “Kuşak ve Yol Girişimi” kapsamında Orta Doğu limanlarına ve enerji altyapılarına yaptığı yatırımlar da bu etkinin büyümesini hızlandırdı.
ABD ise uzun süre boyunca Basra Körfezi’nin güvenliğini sağlayan temel askeri güç olarak hareket etti. Ancak Washington’daki bazı çevreler artık bu yükün paylaşılması gerektiğini düşünüyor. Trump çizgisine yakın isimlerin açıklamalarında da bu yaklaşım açık biçimde hissediliyor.
Bu durum, aynı zamanda ABD dış politikasındaki dönüşümün de bir yansıması olarak görülüyor. Çünkü Trump döneminde sıkça dile getirilen “önce Amerika” yaklaşımı, ABD’nin küresel güvenlik maliyetlerini azaltma isteğini beraberinde getirmişti.
ÇİN NEDEN TEMKİNLİ?
Her ne kadar Çin’in bölgedeki ekonomik çıkarları büyük olsa da Pekin yönetimi geleneksel olarak doğrudan güvenlik krizlerinin içine girmekten kaçınıyor. Çin diplomasisi daha çok ekonomik iş birlikleri ve tarafsız arabuluculuk üzerine kurulmuş durumda.
Pekin açısından en önemli öncelik enerji akışının kesintisiz sürmesi. Çünkü Çin ekonomisi büyük ölçüde enerji ithalatına bağımlı. Özellikle sanayi üretimi ve ihracat kapasitesi düşünüldüğünde petrol arzındaki büyük bir kesinti, Çin ekonomisini de doğrudan sarsabilir.
Ancak Çin’in İran üzerindeki etkisi sınırsız değil. Her ne kadar Tahran yönetimi açısından Çin kritik bir ekonomik ortak olsa da İran, dış politika kararlarında bağımsız hareket etmeye büyük önem veriyor. Bu nedenle Pekin’in doğrudan baskısıyla hızlı sonuç alınabileceği düşüncesi her çevrede kabul görmüyor.
Bununla birlikte Çin’in diplomatik kanalları kullanarak tansiyonun düşürülmesine katkı sunabileceği değerlendiriliyor. Özellikle son yıllarda Çin’in Suudi Arabistan ile İran arasındaki yakınlaşma sürecinde oynadığı rol, Pekin’in bölgesel diplomasi kapasitesini ortaya koymuştu.
PETROL FİYATLARI VE KÜRESEL ENFLASYON RİSKİ
Hürmüz Boğazı’na ilişkin her gerilim haberi, küresel enerji piyasalarında anında fiyat hareketine yol açıyor. Çünkü yatırımcılar olası arz kesintilerini fiyatlamaya başlıyor.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş ise yalnızca enerji sektörünü etkilemiyor. Ulaştırma maliyetlerinden gıda fiyatlarına kadar geniş bir alanda zincirleme etki oluşuyor. Bu durum merkez bankalarının enflasyonla mücadelesini daha da zorlaştırıyor.
Özellikle Avrupa ekonomileri enerji maliyetlerindeki artışa karşı hassas durumda bulunuyor. Asya ülkeleri için de benzer riskler söz konusu. Çin, Japonya, Güney Kore ve Hindistan gibi büyük enerji ithalatçıları açısından Hürmüz Boğazı’nın açık kalması ekonomik istikrarın temel şartlarından biri olarak görülüyor.
Türkiye açısından da gelişmeler dikkatle takip ediliyor. Enerji ithalatçısı konumundaki Türkiye’de petrol fiyatlarındaki artış; akaryakıt maliyetleri, enflasyon ve cari açık üzerinde baskı oluşturabiliyor. Bu nedenle Orta Doğu’daki jeopolitik riskler, Ankara’nın ekonomi yönetimi açısından da kritik önem taşıyor.
YENİ JEOPOLİTİK DÖNEMİN İŞARETİ
Trump danışmanlarının Çin’e yaptığı çağrı, aslında uluslararası sistemde değişen güç dengelerinin de bir göstergesi niteliğinde. ABD, artık Çin’in yalnızca ekonomik bir rakip değil; aynı zamanda küresel krizlerin çözümünde sorumluluk üstlenmesi gereken bir aktör olduğunu vurguluyor.
Bu yaklaşım, gelecekte enerji güvenliği, deniz yollarının korunması ve bölgesel krizlerin yönetimi gibi konularda yeni uluslararası iş birliklerinin gündeme gelebileceğine işaret ediyor.
Ancak uzmanlara göre bu süreç aynı zamanda yeni rekabet alanları da doğurabilir. Çünkü Washington ile Pekin arasındaki stratejik rekabet devam ederken, tarafların Orta Doğu’da nasıl bir denge kuracağı büyük önem taşıyor.
Önümüzdeki dönemde Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler yalnızca petrol piyasalarının değil, küresel diplomasinin de yönünü belirleyecek temel başlıklardan biri olmaya devam edecek gibi görünüyor. Dünya ekonomisinin can damarlarından biri üzerindeki her gerilim, artık yalnızca bölgesel bir mesele değil; küresel sistemin dayanıklılığını test eden stratejik bir sınav niteliği taşıyor.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar