Enerji fiyatları yükseldiğinde aslında yalnızca benzin, motorin veya doğal gaz faturası artmıyor. Enerjinin ekonominin bütün damarlarında kullanılması nedeniyle maliyetler zincirleme biçimde yükseliyor. Üretimden ulaştırmaya, tarımdan sanayiye, ihracattan hane halkının bütçesine kadar geniş bir alanda etkisini gösteriyor. Türkiye açısından ise konu biraz daha önemli. Çünkü enerji ihtiyacımızın önemli bölümünü ithalat yoluyla karşılıyoruz. Dolayısıyla dünya enerji fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye’nin hem enflasyonunu hem cari dengesini hem de döviz ihtiyacını doğrudan etkileyebiliyor.
Son dönemde küresel enerji piyasalarında yaşanan hareketlilik bu nedenle dikkatle izlenmeli. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da enerji fiyatlarının yüksek ve dalgalı seyrinin devam ettiğine dikkat çekiyor. Merkez Bankası’nın eylül ayı değerlendirmesinde, jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları ve tedarik zincirleri üzerinde önemli belirsizlik oluşturduğu belirtiliyor.
Türkiye ekonomisinin enerji fiyatlarına karşı en önemli hassasiyetlerinden biri ithalat faturasıdır. Petrol ve doğal gaz fiyatlarının yükselmesi, aynı miktarda enerji ithal edilse bile daha fazla döviz ödenmesi anlamına geliyor. Bu durum dış ticaret açığını ve dolayısıyla cari açığı artırabilecek bir etki yaratıyor.
Nitekim Merkez Bankası’nın analizinde 2026 yılının ikinci çeyreğinde Brent petrol fiyatının yıllık bazda yüzde 55,2, doğal gaz fiyatının ise yüzde 28,2 arttığı belirtiliyor. Aynı dönemde enerji ithalatı da yıllık bazda yüzde 32,4 yükseldi.
Burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekiyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi otomatik olarak cari açığın aynı oranda artacağı anlamına gelmiyor. Türkiye’nin ihracat performansı, turizm gelirleri, iç talep ve diğer ithalat kalemleri de cari dengeyi belirliyor. Ancak enerji faturası yükseldikçe ekonominin dış finansman ihtiyacının artması yönünde önemli bir risk oluşuyor.
İkinci önemli etki enflasyon üzerinde görülüyor.
Akaryakıt fiyatları yükseldiğinde bunun ilk etkisini vatandaş doğrudan pompa fiyatında görüyor. Ancak asıl ekonomik etki bununla sınırlı kalmıyor. Kamyonun, otobüsün, traktörün, fabrikanın ve dağıtım aracının kullandığı yakıt pahalandığında taşımacılık maliyetleri yükseliyor. Üretici de bu maliyet artışını zaman içinde ürün fiyatlarına yansıtmak zorunda kalabiliyor.
Merkez Bankası verileri bu mekanizmanın güncel bir örneğini gösteriyor. Ağustos ayında enerji fiyatları aylık yüzde 5,46 arttı. Merkez Bankası, bu artışta uluslararası petrol fiyatlarının etkisiyle yükselen akaryakıt fiyatlarının belirleyici olduğunu belirtti. Aynı dönemde enerji grubunun yıllık tüketici enflasyonuna katkısı da arttı.
Üretici açısından tablo daha da önemli. Ağustos ayında yurt içi üretici fiyatları yüzde 2,57 artarken enerji fiyatlarında aylık artış yüzde 6,99 oldu. Rafine petrol ürünleri ve elektrik gibi enerjiyle bağlantılı kalemler de fiyat artışında öne çıktı.
Bu gelişme sanayicinin maliyet hesabını doğrudan etkiliyor. Enerji yoğun çalışan demir-çelik, cam, çimento, kimya, seramik, tekstil ve gıda gibi sektörlerde enerji fiyatları önemli bir maliyet kalemi. Enerji maliyetlerinin yükselmesi şirketlerin kâr marjlarını daraltabileceği gibi, satış fiyatlarının yükselmesine de neden olabilir.
Burada ihracatçı açısından da önemli bir sorun ortaya çıkıyor. Türkiye’nin rakip ülkelerinde enerji maliyetleri daha düşük kalırken Türkiye’deki enerji maliyetleri yükselirse, Türk ürünlerinin uluslararası pazarlardaki fiyat avantajı azalabilir. Bu nedenle enerji politikası aynı zamanda sanayi ve ihracat politikasıdır.
Hane halkı açısından baktığımızda ise enerji fiyatlarının yükselmesi bütçenin diğer harcamalarına ayrılabilecek kaynağı azaltıyor. Akaryakıt, elektrik ve doğal gaz faturaları yükseldiğinde vatandaş gıda, giyim, eğitim veya sosyal harcamalarında kısıntıya gidebiliyor. Böylece enerji fiyatları yalnızca enflasyonu değil, tüketim davranışlarını da etkiliyor.
Türkiye’nin önündeki en önemli çözüm yollarından biri enerji kaynaklarını çeşitlendirmek ve yerli-yenilenebilir üretimi artırmak. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr yatırımlarında son yıllarda önemli bir kapasite oluşturduğu görülüyor. 2015-2025 döneminde güneş ve rüzgârdan toplam 442,2 teravatsaat elektrik üretildiği açıklanırken, 2035 yılı için yenilenebilir enerji kapasitesinin daha da artırılması hedefleniyor.
Nükleer enerji, depolama teknolojileri, güneş ve rüzgâr yatırımları ile enerji verimliliği de bu çerçevenin parçaları. Türkiye’nin küçük modüler reaktör konusunda 2030’ların ilk yarısına yönelik hedef açıklaması da enerji arzını çeşitlendirme arayışının devam ettiğini gösteriyor.
Sonuç olarak enerji fiyatlarındaki yükselişi yalnızca akaryakıt istasyonundaki fiyat etiketi üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Enerji maliyeti; enflasyon, cari açık, döviz ihtiyacı, sanayi üretimi, ihracat rekabeti, şirket kârlılığı ve hane halkı bütçesi üzerinde aynı anda etkili oluyor.
Benim açımdan Türkiye’nin enerji konusunda en önemli hedefi, fiyatların geçici olarak düşmesini beklemek yerine enerjiye olan dış bağımlılığı azaltacak kalıcı bir yapı kurmak olmalıdır. Çünkü dünya enerji piyasalarında jeopolitik riskler devam ettiği sürece petrol ve doğal gaz fiyatlarında yeni dalgalanmalar yaşanabilir.
Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak, yalnızca enerji güvenliği sağlamayacak; aynı zamanda enflasyonla mücadeleye, cari açığın kontrolüne, sanayinin rekabet gücüne ve vatandaşın satın alma gücüne de katkı sağlayacaktır. Ekonominin geleceği açısından enerji artık yalnızca bir maliyet kalemi değil, doğrudan doğruya stratejik bir ekonomik mesele haline gelmiştir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar