Avrupa Birliği’nde göç ve iltica politikaları yeni ve tartışmalı bir aşamaya giriyor. Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda, Avrupa Birliği dışında kurulması planlanan “geri dönüş merkezleri” konusunda ortak hareket etme kararı aldı. Beş ülkenin hedefi, yasal oturma hakkı bulunmayan veya iltica başvurusu reddedilen göçmenlerin üçüncü ülkelerde oluşturulacak merkezlere gönderilebilmesini sağlamak ve sistemin 2027 yılında işler hale gelmesi.
Kopenhag’da bir araya gelen beş ülkenin temsilcileri, üçüncü ülkelerle görüşmeleri hızlandırma konusunda anlaşırken, merkezlerin hangi ülkelerde kurulacağı henüz açıklanmadı. Afrika ülkeleri başta olmak üzere bazı ülkelerle temasların sürdüğü belirtiliyor. Danimarka, 2027 sonuna kadar bu merkezlere göçmen gönderilmesini hedefliyor.
Burada önemli olan nokta, Avrupa’nın göç sorununu yalnızca sınır güvenliği meselesi olmaktan çıkarıp ekonomik ve idari bir maliyet unsuru olarak da değerlendirmeye başlamasıdır. Avrupa ülkeleri, düzensiz göçün yönetilmesi için barınma, sağlık, sosyal yardım, güvenlik, sınır kontrolü ve iltica işlemlerine önemli kaynak ayırıyor. Başvurusu reddedilen kişilerin ülkelerine geri gönderilememesi ise sistemin en zor başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Amaç yalnızca sınırları korumak değil
Yeni modelin savunucuları, geri dönüş merkezlerinin Avrupa’ya yönelik düzensiz göçü azaltabileceğini düşünüyor. Mantık basit: Avrupa’da kalma hakkı bulunmayan kişilerin geri dönüş sürecinin daha hızlı işletilmesi hem kamu harcamalarının azaltılması hem de yeni düzensiz geçişlerin caydırılması açısından faydalı olabilir.
Ancak bu politikanın başarılı olabilmesi için üçüncü ülkelerle yapılacak anlaşmalar büyük önem taşıyor. Çünkü göçmenin gönderileceği ülkenin güvenli olması, geri kabul koşullarının belirlenmesi, hukuki statünün netleştirilmesi ve kişinin temel haklarının korunması gerekiyor. Beş ülke de sistemin uluslararası hukuka uygun olması gerektiğini vurguluyor.
Bu noktada Avrupa’nın karşısındaki en büyük soru işareti, “Geri gönderilecek kişi nereye gönderilecek?” sorusu. Merkezlerin kurulacağı ülkeler henüz kesinleşmiş değil. Dolayısıyla 2027 hedefinin gerçekleşmesi, sadece Avrupa ülkelerinin siyasi iradesine değil, üçüncü ülkelerle yapılacak anlaşmaların niteliğine de bağlı.
İnsan hakları tartışması büyüyor
Planın en çok tartışılan yönü ise insan hakları. İnsan hakları kuruluşları ve uluslararası kuruluşlar, Avrupa dışındaki merkezlerde tutulacak veya barındırılacak göçmenlerin hukuki güvencelerinin zayıflayabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Özellikle iltica başvurusu reddedilen kişiler ile gerçekten korunmaya ihtiyacı bulunan kişilerin birbirinden doğru biçimde ayrılması büyük önem taşıyor.
Çünkü göç politikalarında hız kadar hukuk da belirleyici. Bir kişinin başvurusunun reddedilmiş olması, onun temel insan haklarından vazgeçildiği anlamına gelmiyor. Avrupa ülkeleri bu nedenle oluşturulacak merkezlerin yalnızca “deportasyon noktaları” olarak algılanmasını önlemek istiyor.
Danimarka da merkezlerin klasik anlamda hapishane veya gözaltı kampı olmayacağını, geri dönüş sürecini kolaylaştıracak yapılar olarak tasarlanacağını belirtiyor. Ancak uygulamanın nasıl olacağı henüz netleşmiş değil.
Avrupa ekonomisi açısından maliyet hesabı
Göç meselesinin ekonomik boyutu da oldukça önemli. Avrupa ülkeleri bir yandan yaşlanan nüfus ve iş gücü açığıyla mücadele ederken, diğer yandan düzensiz göçün yönetimi için yüksek miktarda kaynak kullanıyor. Burada temel mesele, göçmenin varlığı değil, göçün kontrolsüz ve plansız biçimde gerçekleşmesinin kamu bütçelerine getirdiği maliyet.
Başarılı bir geri dönüş sistemi, teorik olarak iltica süreçlerinin daha hızlı tamamlanmasına, kamu kaynaklarının daha etkin kullanılmasına ve sınır yönetiminin güçlendirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak tersine, merkezlerin kurulması, işletilmesi, güvenliğinin sağlanması ve üçüncü ülkelere yapılacak ödemeler de yeni bir maliyet yaratacaktır.
Dolayısıyla Avrupa’nın önündeki ekonomik denklem yalnızca “göçmeni Avrupa dışında tutmak” değildir. Asıl soru, bu sistemin mevcut uygulamalardan daha düşük maliyetli ve daha etkili olup olmayacağıdır.
Yeni Avrupa göç düzeninin ilk işareti
Avrupa Birliği’nin yeni Göç ve İltica Paktı da bu dönüşümün arka planında bulunuyor. Avrupa kurumları son dönemde sınır yönetimini, iltica süreçlerini ve geri dönüş mekanizmalarını daha ortak bir çerçevede düzenlemeye çalışıyor. Yeni düzenlemeler kapsamında Avrupa dışında “return hub” olarak adlandırılan merkezlerin oluşturulmasına yönelik hukuki zeminin de güçlendiği bildiriliyor.
Ancak Avrupa’nın göç konusunda ortak politika üretmesi hâlâ kolay değil. Üye ülkelerin ekonomik şartları, siyasi yaklaşımları ve göçmen kabul kapasiteleri birbirinden farklı. Bu nedenle beş ülkenin girişimi, ilerleyen dönemde diğer AB üyelerinin katılımıyla daha geniş bir modele dönüşebilir.
Öte yandan göç konusu Avrupa siyasetinde seçimleri ve hükümet politikalarını doğrudan etkileyen başlıklardan biri haline gelmiş durumda. Kamuoyunda güvenlik, sınır kontrolü ve düzensiz göç konusunda artan hassasiyet, hükümetleri daha sert tedbirler almaya yönlendiriyor.
Sonuç olarak Almanya, Avusturya, Danimarka, Yunanistan ve Hollanda’nın 2027 hedefi, Avrupa’nın göç politikasında önemli bir dönüm noktası olabilir. Fakat bu modelin başarısı yalnızca kaç kişinin Avrupa dışındaki merkezlere gönderileceğiyle ölçülmemeli. Asıl başarı; düzensiz göçü azaltırken insan haklarını koruyabilmek, iltica süreçlerini hızlandırmak, kamu kaynaklarını etkin kullanmak ve üçüncü ülkelerle sürdürülebilir anlaşmalar kurabilmek olacaktır.
Avrupa önümüzdeki dönemde göç konusunda daha sert bir politika mı izleyecek, yoksa güvenlik ile insan hakları arasında yeni bir denge mi kuracak? 2027’ye doğru ilerlerken bu sorunun yanıtı, yalnızca Avrupa’nın göç politikasını değil, Birliğin siyasi ve ekonomik geleceğini de yakından ilgilendirecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar