Orta Doğu’nun en önemli enerji üreticilerinden biri olan İran, son yıllarda yalnızca diplomatik gerilimlerle değil, aynı zamanda derinleşen ekonomik sorunlarla da mücadele ediyor. Uzun süredir devam eden yaptırımlar, bölgesel çatışmalar, dış ticarette yaşanan kısıtlamalar ve yüksek enflasyon, ülke ekonomisini ciddi biçimde baskı altına almış durumda. Özellikle son dönemde artan savaş riskleri ve enerji koridorları üzerindeki jeopolitik gerilimler, İran ekonomisinin kırılganlığını daha görünür hale getirdi.
İran ekonomisi uzun yıllardır dış baskılar altında faaliyet göstermeye çalışıyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri tarafından uygulanan ekonomik yaptırımlar, ülkenin petrol ihracatını sınırlarken bankacılık sistemini de uluslararası finans ağından büyük ölçüde kopardı. İran için petrol gelirleri ekonominin ana damarlarından biri olmasına rağmen, yaptırımlar nedeniyle bu gelirlerin önemli kısmı ya düşüyor ya da tahsilat süreçlerinde sorun yaşanıyor. Bu durum devlet bütçesini doğrudan etkiliyor.
Petrol satışlarının azalması yalnızca döviz gelirlerinde düşüş yaratmıyor; aynı zamanda sanayi üretiminden ithalata kadar birçok alanda zincirleme sorunlara yol açıyor. İran’ın ihtiyaç duyduğu teknoloji ürünleri, sanayi ekipmanları ve bazı temel hammaddeler daha pahalı hale geliyor. Ülke, alternatif ticaret yolları geliştirmeye çalışsa da küresel finans sistemindeki izolasyon ekonomik hareket alanını daraltıyor.
Ekonomik sıkıntıların halk üzerindeki en büyük etkisi ise yüksek enflasyon olarak hissediliyor. İran’da son yıllarda gıda fiyatlarından kiralara kadar hemen her kalemde ciddi artış yaşandı. Ulusal para birimi riyalin değer kaybetmesi, vatandaşların alım gücünü önemli ölçüde düşürdü. Özellikle sabit gelirli kesimler için temel ihtiyaçlara erişim giderek zorlaşıyor.
Market raflarında fiyatların sürekli değişmesi, halkın günlük yaşamında belirsizlik hissini artırıyor. Et, süt, sebze ve ekmek gibi temel tüketim ürünleri birçok aile için artık daha büyük bir harcama kalemi haline gelmiş durumda. Genç işsizlik oranının yüksek seyretmesi de ekonomik memnuniyetsizliği derinleştiriyor. Üniversite mezunu gençlerin önemli bir kısmı ya düşük ücretli işlerde çalışıyor ya da ülke dışında fırsat arıyor.
İran yönetimi ise ekonomide direnci artırmak amacıyla “direniş ekonomisi” politikalarını öne çıkarıyor. Yerli üretimin teşvik edilmesi, ithalat bağımlılığının azaltılması ve bölgesel ticaret ilişkilerinin güçlendirilmesi bu stratejinin temel unsurları arasında bulunuyor. Ancak uzmanlara göre üretim maliyetlerinin yükselmesi ve finansmana erişimde yaşanan sorunlar nedeniyle bu hedeflere ulaşmak kolay görünmüyor.
Öte yandan savaş ve güvenlik harcamaları da ekonomi üzerinde önemli bir yük oluşturuyor. Bölgedeki gerilimlerin artması, savunma bütçesinin büyümesine neden olurken kamu kaynaklarının üretken yatırımlardan uzaklaşmasına yol açıyor. Eğitim, sağlık ve altyapı gibi alanlara ayrılabilecek kaynakların güvenlik politikalarına yönelmesi, uzun vadeli kalkınma açısından soru işaretleri yaratıyor.
İran’ın komşu ülkelerle yürüttüğü ticaret de zaman zaman jeopolitik gelişmelerden etkileniyor. Sınır geçişlerinde yaşanan aksaklıklar, taşımacılık maliyetlerindeki artış ve uluslararası sigorta sorunları ticaret hacmini baskılıyor. Özellikle enerji taşımacılığı açısından kritik bölgelerde yaşanan gerilimler, küresel piyasalarda da yakından takip ediliyor.
Bununla birlikte İran ekonomisi tamamen durağan bir tablo da çizmiyor. Ülke, sahip olduğu genç nüfus, enerji kaynakları ve sanayi altyapısıyla hâlâ önemli bir potansiyele sahip. Özellikle petrokimya, madencilik ve tarım sektörlerinde üretim kapasitesi dikkat çekiyor. Ayrıca Çin ve Rusya gibi ülkelerle geliştirilen ekonomik ilişkiler, İran’ın yaptırımlar karşısında alternatif ticaret kanalları oluşturma çabasının bir parçası olarak görülüyor.
Son dönemde uluslararası ödeme sistemlerine alternatif mekanizmaların gündeme gelmesi de İran açısından önem taşıyor. Dolar merkezli finans sistemine bağımlılığı azaltmaya yönelik girişimler, yaptırımların etkisini sınırlama amacı taşıyor. Ancak küresel yatırımcıların risk algısı nedeniyle ülkeye doğrudan yabancı yatırım girişi halen istenilen seviyeye ulaşmış değil.
Ekonomistler, İran ekonomisinin geleceğinin büyük ölçüde siyasi gelişmelere bağlı olduğuna dikkat çekiyor. Nükleer program konusunda yürütülen diplomatik görüşmeler, yaptırımların geleceği açısından belirleyici olabilir. Olası bir diplomatik yumuşama, İran’ın enerji ihracatını artırarak ekonomiye nefes aldırabilir. Ancak gerilimin daha da tırmanması halinde yeni yaptırımlar ve ticaret kısıtlamaları gündeme gelebilir.
İran halkı ise bir yandan ekonomik baskılarla mücadele ederken diğer yandan belirsizlik ortamında yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Artan hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki bozulma ve işsizlik toplumun geniş kesimlerinde gelecek kaygısını artırıyor. Özellikle orta sınıfın ekonomik olarak zayıflaması, sosyal dengeler açısından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre İran’ın önündeki en kritik meselelerden biri ekonomik istikrarı yeniden tesis etmek. Bunun için enflasyonun kontrol altına alınması, para birimindeki değer kaybının yavaşlatılması ve üretim kapasitesinin güçlendirilmesi gerekiyor. Ancak savaş risklerinin arttığı, bölgesel tansiyonun yüksek seyrettiği ve yaptırımların devam ettiği bir ortamda bu hedeflere ulaşmak oldukça zor görünüyor.
Bugün İran ekonomisi yalnızca rakamlardan ibaret bir mesele değil; aynı zamanda milyonlarca insanın günlük yaşamını, umutlarını ve geleceğe bakışını doğrudan etkileyen çok boyutlu bir kriz alanı olarak öne çıkıyor. Enerji zengini bir ülkenin ekonomik darboğaz içinde olması ise küresel siyasetin ekonomi üzerindeki etkisini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar