Eskiden dünya güç mücadelesi denildiğinde insanların aklına tanklar, savaş uçakları ve ordular gelirdi. Bir ülkenin güçlü olması çoğu zaman sahip olduğu asker sayısıyla veya silah kapasitesiyle ölçülürdü. Ancak günümüzde dünya büyük ölçüde değişti. Artık ülkeler birbirleriyle sadece savaş meydanlarında değil; ticarette, enerjide, teknolojide ve üretimde de yarışıyor. İşte bu yeni güç mücadelesinin adına “jeoekonomi” deniliyor.
Basit bir ifadeyle jeoekonomi, ekonomik gücün siyasi ve stratejik amaçlar için kullanılması anlamına geliyor. Yani ülkeler ekonomik araçları kullanarak dünyadaki etkilerini artırmaya çalışıyor. Bir ülke başka bir ülkeye doğrudan askeri baskı yapmak yerine ticaret anlaşmaları, enerji politikaları, yaptırımlar veya yatırım kararları üzerinden etkide bulunabiliyor.
Bugün dünyaya baktığımızda bunun birçok örneğini görüyoruz. Petrol, doğal gaz, teknoloji çipleri, limanlar ve hatta tarım ürünleri bile artık sadece ekonomik ürünler değil; aynı zamanda stratejik güç araçları haline geldi.
Bir zamanlar “parası olan kazanır” düşüncesi yaygındı. Ancak günümüzde mesele sadece para değil. Önemli olan; üretmek, teknoloji geliştirmek, kritik ürünleri kontrol etmek ve küresel ticaret yollarında söz sahibi olmak.
Örneğin bir ülke dünyanın en önemli enerji kaynaklarına sahipse büyük avantaj elde ediyor. Çünkü enerji olmadan fabrikalar çalışmaz, ulaşım sistemleri işlemez ve ekonomik hayat yavaşlar. Bu nedenle enerji kaynaklarına sahip ülkeler sadece ekonomik değil, siyasi olarak da güçlü hale geliyor.
Benzer durum teknoloji alanında da yaşanıyor. Günümüzde küçük görünen bir bilgisayar çipi bile ülkeler arasında ciddi rekabet oluşturabiliyor. Çünkü akıllı telefonlardan otomobillere, savunma sanayisinden sağlık cihazlarına kadar pek çok ürün bu teknolojilere bağlı durumda.
Pandemi döneminde insanlar jeoekonominin ne kadar önemli olduğunu daha açık gördü. Salgın sırasında birçok ülkede maske, ilaç, tıbbi ekipman ve çeşitli ürünlerin tedarikinde sorunlar yaşandı. İnsanlar market raflarında eksilen ürünleri görünce ilk kez küresel üretim zincirlerinin ne kadar önemli olduğunu fark etti.
Bir ürünün yalnızca son üretildiği ülkeye bakmak artık yeterli değil. Çünkü bir telefonun tasarımı başka ülkede yapılabiliyor, işlemcisi başka ülkede üretiliyor, parçaları farklı ülkelerden geliyor ve montajı başka yerde tamamlanabiliyor.
Bu durum ülkelerin birbirine ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor. Ancak aynı zamanda yeni riskleri de ortaya çıkarıyor. Çünkü bir yerde yaşanan kriz dünyanın başka bir bölgesindeki ekonomiyi etkileyebiliyor.
Örneğin dünyanın önemli deniz yollarından birinde yaşanacak sorun, birçok ülkenin ticaretini aksatabiliyor. Gemiler geciktiğinde ürünler geç geliyor, maliyetler artıyor ve fiyatlar yükseliyor. Vatandaş ise bunu markette, pazarda veya akaryakıt istasyonunda hissediyor.
Jeoekonomi aslında yalnızca devletlerin meselesi de değildir. Bu durum vatandaşın günlük hayatına da doğrudan yansıyor. Market fiyatlarından iş imkanlarına, elektrik faturalarından döviz hareketlerine kadar pek çok konuda etkisini görmek mümkün.
Bugün bir ülkede yaşanan ekonomik yaptırım başka ülkelerde fiyat artışlarına neden olabiliyor. Bir enerji krizinin etkisi yalnızca enerji sektöründe kalmıyor; taşımacılığı, sanayiyi ve hatta gıda fiyatlarını bile etkileyebiliyor.
Bu nedenle ülkeler artık yalnızca güçlü ekonomi kurmak istemiyor; aynı zamanda dayanıklı ekonomi oluşturmak istiyor. Çünkü sadece büyümek yeterli olmuyor. Kriz zamanlarında ayakta kalabilmek de önem taşıyor.
Son yıllarda sıkça duyduğumuz “yerli üretim”, “tedarik güvenliği”, “enerji bağımsızlığı” ve “stratejik sektörler” gibi ifadeler de jeoekonominin parçalarıdır. Çünkü ülkeler kritik alanlarda dışa bağımlılığı azaltmaya çalışıyor.
Gelecekte jeoekonominin daha da önemli hale gelmesi bekleniyor. Yapay zekâ, temiz enerji teknolojileri, elektrikli araçlar, veri merkezleri ve nadir bulunan madenler yeni dönemin güç alanları olarak görülüyor. Eskiden petrol için yaşanan rekabetin benzeri, yarın teknoloji hammaddeleri veya veri alanında yaşanabilir.
Kısacası dünya artık yalnızca silahların değil ekonominin de konuştuğu bir döneme girmiş durumda. Ülkeler artık sadece sınırlarını değil; üretim güçlerini, enerji kaynaklarını, teknolojik kapasitelerini ve ticaret ağlarını da korumaya çalışıyor.
Jeoekonomi bize şunu gösteriyor: Günümüz dünyasında güç sadece ordularla ölçülmüyor. Fabrikalar, limanlar, enerji hatları, teknoloji yatırımları ve ekonomik ilişkiler de yeni dönemin sessiz ama etkili güç araçları haline geliyor. Ve görünen o ki geleceğin dünyasında ekonomik güç, en az askeri güç kadar belirleyici olmaya devam edecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar