Dünyanın en önemli deniz yollarından biri olan Kızıldeniz, son yıllarda sadece bölge ülkelerinin değil, küresel ekonominin de en kritik noktalarından biri haline geldi. Süveyş Kanalı’na açılan bu stratejik su yolu, Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin can damarı olarak görülüyor. Dünyada deniz yoluyla taşınan yüklerin önemli bir bölümü bu güzergâhtan geçiyor. Petrol, doğalgaz, gıda ürünleri, otomobiller, elektronik eşyalar ve daha sayısız ürün Kızıldeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaşıyor.
Ancak bölgede artan saldırılar, gemilere yönelik tehditler ve güvenlik sorunları uluslararası ticareti ciddi şekilde zorlamaya başladı. İşte tam da bu nedenle birçok ülke ortak hareket etmek için çok uluslu bir koalisyon oluşturma hazırlığında. Türkiye’nin de bu girişime destek vermesi hem ülkemizin dış politikası hem de ekonomik çıkarları açısından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
SADECE BÖLGEYİ DEĞİL, TÜM DÜNYAYI İLGİLENDİRİYOR
Bazı insanlar Kızıldeniz’i haritada uzak bir bölge olarak görebilir. Oysa bu denizde yaşanan her kriz, kısa süre içinde Türkiye’deki pazarlara kadar uzanabiliyor.
Çünkü bir geminin rotasını değiştirmesi demek, binlerce kilometre daha fazla yol yapması anlamına geliyor. Bu da yakıt maliyetlerini artırıyor, teslimat sürelerini uzatıyor ve sonunda ürünlerin fiyatına yansıyor.
Bugün markette gördüğümüz birçok ithal ürünün fiyatı, aslında dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan lojistik sorunlardan etkileniyor. Aynı durum ihracat yapan Türk şirketleri için de geçerli. Ürünlerin zamanında teslim edilememesi hem maliyetleri artırıyor hem de rekabet gücünü azaltıyor.
TÜRKİYE NEDEN DESTEK VERİYOR?
Türkiye üç kıtanın kesişim noktasında bulunan bir ülke. Deniz ticaretine büyük önem veren Türkiye, ihracatının önemli bölümünü deniz yoluyla gerçekleştiriyor.
Bu nedenle Kızıldeniz’in güvenli olması sadece bölgesel barış açısından değil, ekonomik açıdan da büyük önem taşıyor.
Türkiye’nin destek verdiği uluslararası güvenlik girişimleri;
Bunun yanında Türkiye, uluslararası hukuk çerçevesinde hareket edilmesini savunan ülkeler arasında yer alıyor. Denizlerde serbest ticaretin korunması, uzun vadede tüm ülkelerin ortak çıkarı olarak görülüyor.
EKONOMİYE ETKİSİ BÜYÜK OLABİLİR
Son yıllarda pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki gerilimler nedeniyle dünya ticaretinde önemli aksaklıklar yaşandı.
Şimdi buna Kızıldeniz’deki güvenlik sorunu da eklenirse;
Nakliye ücretleri yeniden yükselebilir.
Sigorta maliyetleri artabilir.
Teslimat süreleri uzayabilir.
Sanayi üretiminde kullanılan hammaddeler geç ulaşabilir.
Enerji fiyatlarında dalgalanmalar görülebilir.
Bütün bunların sonunda vatandaşın cebini etkileyen yeni fiyat artışları ortaya çıkabilir.
İşte bu nedenle Kızıldeniz’deki güvenliğin sağlanması yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik bir konu olarak değerlendiriliyor.
ENERJİ GÜVENLİĞİ DAHA DA ÖNEM KAZANIYOR
Petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz taşıyan tankerlerin önemli bölümü bu bölgeden geçiyor.
Herhangi bir saldırı veya uzun süreli kriz yaşanması halinde petrol fiyatlarında ani yükselişler görülebilir.
Petrol fiyatındaki artış ise;
Akaryakıt fiyatlarını,
Ulaşım maliyetlerini,
Üretim giderlerini,
Elektrik maliyetlerini
Ve en sonunda enflasyonu yukarı çekebilir.
Bu nedenle enerji güvenliği ile deniz güvenliği artık birbirinden ayrılmaz hale gelmiş durumda.
TÜRKİYE’NİN STRATEJİK KONUMU GÜÇLENEBİLİR
Türkiye son yıllarda hem Karadeniz’de hem Akdeniz’de hem de Orta Doğu’da diplomatik girişimlerini artırıyor.
Kızıldeniz konusunda uluslararası iş birliğine destek verilmesi, Türkiye’nin bölgesel istikrarın korunmasına katkı sağlayan ülkelerden biri olarak öne çıkmasına da yardımcı olabilir.
Bu durum gelecekte;
Uluslararası ticarette,
Lojistik yatırımlarında,
Savunma sanayisinde,
Enerji projelerinde
Türkiye’nin daha güçlü bir konuma gelmesini sağlayabilir.
GELECEKTE NELER OLABİLİR?
Uzmanlara göre önümüzdeki dönemde üç farklı senaryo öne çıkıyor.
İlk senaryoda uluslararası koalisyon başarılı olur ve deniz güvenliği yeniden sağlanır. Bu durumda ticaret normale döner, navlun fiyatları düşer ve küresel ekonomide rahatlama yaşanabilir.
İkinci senaryoda zaman zaman güvenlik sorunları devam eder ancak uluslararası güçlerin varlığı nedeniyle büyük krizlerin önüne geçilebilir.
En olumsuz senaryoda ise çatışmalar büyür, saldırılar artar ve ticaret gemileri farklı rotalara yönelmek zorunda kalır. Böyle bir durumda dünya ekonomisinde yeni maliyet artışları ve enflasyon baskısı kaçınılmaz olabilir.
DÜNYA TİCARETİNİN NABZI KIZILDENİZ’DE ATIYOR
Bugün yaşanan gelişmeler gösteriyor ki deniz yollarının güvenliği artık sadece askerlerin veya diplomatların konusu değil. Çiftçiden sanayiciye, ihracatçıdan market alışverişi yapan vatandaşa kadar herkes bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor.
Kızıldeniz’de kurulması planlanan çok uluslu koalisyon, yalnızca gemileri korumayı hedeflemiyor. Aynı zamanda dünya ekonomisinin işleyişini, enerji arzını ve küresel ticaretin sürekliliğini güvence altına almayı amaçlıyor.
Türkiye’nin bu süreçte yapıcı bir rol üstlenmesi hem ekonomik çıkarlarının korunması hem de uluslararası istikrara katkı sağlaması açısından önemli bir adım olarak görülüyor. Önümüzdeki dönemde Kızıldeniz’de atılacak her adım, sadece bölgenin değil, dünya ekonomisinin ve Türkiye’nin geleceğini de yakından etkilemeye devam edecek gibi görünüyor.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar