Türkiye’de ücretler ve çalışanların satın alma gücü uzun zamandır ekonominin en önemli tartışma başlıklarından biri. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde yalnızca ücret artışının ne kadar olduğu değil, bu artışın yıl boyunca çalışanı ne kadar koruyabildiği de büyük önem taşıyor. Bu nedenle memurlar açısından yılda iki kez, asgari ücretteki gelişmelere paralel bir ücret güncellemesi yapılması fikrinin ciddi biçimde tartışılması gerektiğini düşünüyorum.
Burada söz konusu olan, memura doğrudan “asgari ücret” ödenmesi değil; memur maaşlarının yıl içerisinde en az iki kez, ekonomik şartlara ve özellikle temel ücret seviyesindeki değişimlere göre yeniden değerlendirilmesidir. Çünkü günümüzde ocak ayında yapılan bir ücret artışının yılın ilerleyen aylarında enflasyon karşısında erimesi, çalışanların yaşam standardını doğrudan etkiliyor.
Memur maaşıyla geçinen milyonlarca insanın bütçesi sadece maaştan oluşmuyor. Kira, gıda, ulaşım, eğitim, sağlık, enerji ve diğer zorunlu harcamalar sürekli artıyor. Maaş aynı kaldığında ise çalışan aslında aynı parayla daha az mal ve hizmet satın alabiliyor. Ekonominin temel gerçeği burada ortaya çıkıyor: Önemli olan nominal gelir değil, reel gelirdir.
Bu nedenle yılda iki kez yapılacak bir ücret düzenlemesi, memurun satın alma gücünü korumak açısından önemli olabilir.
Bence sistemin temelinde enflasyon ve hayat pahalılığı bulunmalı. Örneğin yılın ilk altı ayında fiyatlar belirgin biçimde yükselmişse, temmuz ayında yapılacak ikinci düzenleme yalnızca daha önce açıklanmış bir zam oranının uygulanması şeklinde olmamalı. Çalışanın gerçek yaşam maliyetindeki değişim de dikkate alınmalı.
Ancak burada çok önemli bir ayrıntı var. Ücret artışlarının sürekli olarak enflasyonu takip ettiği bir sistem, enflasyon sorununu tek başına çözmez. Tam tersine, üretim artışı olmadan yapılan yüksek oranlı ücret artışları maliyetleri yükselterek fiyatlar üzerinde yeni baskılar oluşturabilir. Bu nedenle ücret politikası ile enflasyonla mücadele politikası birlikte yürütülmelidir.
Memura yılda iki kez ücret güncellemesi yapılmasının bir başka olumlu tarafı da kamu çalışanının geleceğe ilişkin belirsizliğini azaltmasıdır. İnsanlar bütçelerini daha rahat planlayabilir. Özellikle sabit gelirli çalışan açısından “Yılın ikinci yarısında ne olacak?” sorusunun cevabı çok önemlidir.
Aile bütçesi açısından baktığımızda ise konu daha da önemli hale geliyor. Bir memurun maaşı çoğu zaman yalnızca kendisinin değil, eşinin ve çocuklarının da geçimini sağlıyor. Çocuğun okul masrafı, kira, mutfak gideri ve faturalar aynı anda yükselirken yıl boyunca değişmeyen bir gelirle yaşamaya çalışmak giderek zorlaşıyor.
Burada asıl hedefin yalnızca memurun maaşını artırmak değil, orta sınıfın ekonomik gücünü korumak olması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü güçlü bir orta sınıf, ekonominin de önemli dayanaklarından biridir. Geliri yeterli olan çalışan tüketimini sürdürebilir, konut ve otomobil gibi büyük harcamaları planlayabilir, çocuklarının eğitimine daha fazla kaynak ayırabilir. Buna karşılık satın alma gücü sürekli düşen bir çalışan, önce tasarruflarından vazgeçer, sonra borçlanır ve sonunda tüketimini kısmaya başlar.
Bu durum yalnızca çalışanı değil, işletmeleri de etkiler. Vatandaşın harcama gücü düştüğünde esnafın, perakendecinin ve hizmet sektörünün cirosu da bundan payını alır. Dolayısıyla memur maaşlarının reel olarak korunması, belirli ölçüde iç talebin dengeli biçimde devam etmesine de katkı sağlayabilir.
Fakat kamu maliyesi açısından da gerçekçi olmak zorundayız. Devletin milyonlarca kamu çalışanına yapacağı ilave ödemelerin bütçeye önemli bir maliyeti olacaktır. Bu nedenle böyle bir sistem kurulacaksa bunun bütçe dengeleri, vergi gelirleri, ekonomik büyüme ve enflasyon hedefleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Benim önerim, yılda iki kez otomatik ve sınırsız ücret artışı değil; şeffaf kriterlere dayanan bir güncelleme mekanizmasıdır. Ocak ayında temel ücret düzenlemesi yapılırken, temmuz ayında enflasyon, satın alma gücü, ekonomik büyüme ve bütçe dengeleri birlikte değerlendirilmelidir.
Ayrıca düşük maaş alan memurlara daha yüksek oranda koruma sağlanması da sosyal adalet açısından önemlidir. Herkese aynı oranda zam yapmak, gelir grupları arasındaki farkı her zaman azaltmaz. Bu nedenle özellikle düşük ve orta gelirli kamu çalışanlarının satın alma gücünü koruyacak kademeli bir model üzerinde durulabilir.
Sonuç olarak memura yılda iki kez ücret düzenlemesi yapılması, Türkiye’nin yüksek enflasyonla mücadele ettiği dönemlerde çalışanların gelir kaybını sınırlayabilecek önemli bir araç olabilir. Ancak bunun kalıcı çözüm olmadığını da unutmamak gerekir.
Asıl çözüm; enflasyonu düşürmek, üretimi artırmak, verimliliği yükseltmek, konut ve gıda başta olmak üzere temel ihtiyaçlardaki fiyat baskısını azaltmak ve insanların kazandığı paranın değerini korumaktır.
Çünkü çalışanı sürekli zamla korumaya çalışmak yerine, ekonomiyi öyle bir noktaya getirmeliyiz ki vatandaş aldığı maaşın birkaç ay içinde erimesinden endişe etmesin.
Benim açımdan mesele sadece memura ne kadar zam yapılacağı değildir. Asıl mesele, çalışanın aldığı ücretle insanca yaşayabilmesidir. Yılda iki kez ücret güncellemesi bu hedefe ulaşmada geçici ama önemli bir araç olabilir. Kalıcı çözüm ise vatandaşın gelirinin enflasyon karşısında ezilmediği, üretimin ve refahın arttığı bir ekonomik düzen kurmaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar