Morgan Stanley’den TCMB için faiz senaryosu

Ekonomist yazar
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

Türkiye ekonomisinin en önemli gündem maddelerinden biri olan faiz politikasında gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) önümüzdeki toplantısına çevrilirken, uluslararası finans kuruluşlarından gelen değerlendirmeler de piyasaların yönünü belirlemeye devam ediyor. ABD’li yatırım bankası Morgan Stanley’nin son raporu, Türkiye’de faiz indirim sürecinin yeniden gündeme gelmesi açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.

Morgan Stanley’nin tahminine göre TCMB, eylül ayında yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tutacak. Ancak banka, bu bekleyişin uzun sürmeyeceğini ve yılın son çeyreğinde faiz indirimlerinin başlayacağını öngörüyor. Morgan Stanley’nin senaryosunda ekim ve aralık aylarında 100’er baz puanlık iki faiz indirimi bulunuyor. Böylece politika faizinin 2026 sonunda yüzde 35 seviyesine gerilemesi bekleniyor.

Bu tahminin arkasındaki temel gerekçe ise dezenflasyon sürecinin yılın son çeyreğinde yeniden hız kazanacağı beklentisi. Başka bir ifadeyle Morgan Stanley, fiyat artışlarının ana eğiliminde belirgin bir yavaşlama görülmesi halinde TCMB’nin para politikasında kontrollü bir gevşemeye gidebileceğini düşünüyor.

Eylül ayında neden bekle-gör politikası?

İlk bakışta politika faizinin yüzde 37’de tutulması, faiz indirim beklentileri açısından olumsuz bir gelişme gibi görülebilir. Ancak ekonomi yönetimi açısından bakıldığında bunun daha çok “temkinli bekleme” anlamına geldiği söylenebilir.

Merkez bankalarının faiz kararlarında yalnızca mevcut enflasyon oranı değil, enflasyonun gelecekteki seyri, beklentiler, iç talep, döviz kuru ve finansal koşullar birlikte değerlendirilir. Dolayısıyla TCMB’nin eylül ayında faizi sabit bırakması, ilerleyen aylarda indirim yapılmayacağı anlamına gelmiyor.

Tam tersine Morgan Stanley’nin değerlendirmesi, eylül ayındaki bekleyişin ardından ekim ayında ilk indirimin gelebileceğine işaret ediyor. Banka, ekim ve aralık toplantılarında 100’er baz puanlık indirim bekliyor. Böylece mevcut yüzde 37 seviyesinden yıl sonunda yüzde 35’e ulaşan bir politika faizi ortaya çıkıyor.

Faiz indirimi vatandaşa ne anlatıyor?

Faiz oranlarındaki düşüş yalnızca finans piyasalarını ilgilendiren teknik bir konu değildir. Faiz kararlarının vatandaşın kredi maliyetlerinden konut piyasasına, otomobil satışlarından şirket yatırımlarına kadar geniş bir etkisi bulunuyor.

Politika faizinin düşmesi, zaman içerisinde kredi faizlerinin de aşağı gelmesine zemin hazırlayabilir. Bunun gerçekleşmesi halinde özellikle konut, taşıt ve tüketici kredilerinde finansman maliyetlerinin azalması beklenebilir.

Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Politika faizindeki 100 baz puanlık indirim, bankaların kredi faizlerinin aynı oranda ve aynı hızda düşeceği anlamına gelmez. Bankaların fonlama maliyetleri, mevduat faizleri, risk primleri ve piyasa beklentileri kredi faizlerinin seviyesinde belirleyici olmaya devam eder.

Dolayısıyla vatandaş açısından asıl önemli olan sadece TCMB faizinin düşmesi değil, bu düşüşün piyasa faizlerine ne ölçüde yansıyacağıdır.

Enflasyon belirleyici olmaya devam edecek

Türkiye ekonomisinin faiz politikasındaki en kritik unsur ise kuşkusuz enflasyon. Morgan Stanley de faiz tahminlerinin üzerinde yukarı yönlü risklerin devam ettiğine dikkat çekiyor.

Bu nokta oldukça önemli. Çünkü enflasyon beklenenden daha dirençli bir görünüm sergilerse faiz indirimlerinin ertelenmesi gündeme gelebilir. Buna karşılık fiyat artışlarında kalıcı bir yavaşlama görülmesi, Merkez Bankası’nın daha rahat hareket etmesini sağlayabilir.

Dolayısıyla Morgan Stanley’nin yüzde 35’lik yıl sonu tahmini kesinleşmiş bir sonuç değil, mevcut ekonomik koşullar üzerinden oluşturulmuş bir senaryo olarak değerlendirilmelidir.

2027 için daha düşük faiz beklentisi

Morgan Stanley’nin dikkat çeken bir diğer öngörüsü ise faiz indirimlerinin 2027 yılında da devam edeceği yönünde. Banka, politika faizinin 2027 yıl sonunda yüzde 27,50 seviyesine kadar gerileyebileceğini tahmin ediyor.

Bu öngörünün gerçekleşebilmesi için Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadelenin kalıcı başarı sağlaması gerekiyor. Çünkü yüksek enflasyon devam ederken hızlı faiz indirimlerine gidilmesi, döviz kuru ve enflasyon beklentileri üzerinde yeni baskılar oluşturabilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde “faiz ne kadar düşecek?” sorusundan daha önemli olan soru, “enflasyon ne kadar kalıcı biçimde düşecek?” sorusudur.

TL açısından olumlu mesaj

Morgan Stanley’nin değerlendirmesinde Türk lirası açısından da dikkat çekici mesajlar bulunuyor. Banka, mevcut para politikası çerçevesinin dayanıklılığını koruduğunu belirtirken TL bazlı carry trade işlemlerine yönelik olumlu görüşünü sürdürüyor. Ayrıca üç aylık vadede dolar/TL’de kısa pozisyonları tercih etmeye devam ettiğini ifade ediyor.

Bu yaklaşım, uluslararası yatırımcıların Türkiye’deki yüksek faiz ile kur hareketleri arasındaki ilişkiyi yakından izlediğini gösteriyor. TL’nin değer kaybının vadeli piyasalarda fiyatlanan seviyelerin altında kalması, yatırımcı açısından faiz gelirini cazip kılabiliyor.

Piyasalar için yeni dönem

Morgan Stanley’nin tahmini gerçekleşirse Türkiye ekonomisi açısından 2026’nın son çeyreği yeni bir para politikası döneminin başlangıcı olabilir. Eylül ayında yüzde 37’de sabit kalan politika faizi, ekim ve aralık aylarında yapılacak toplam 200 baz puanlık indirimle yüzde 35’e gerileyebilir.

Ancak bu sürecin başarıya ulaşmasının temel şartı, faiz indirimlerinin enflasyondaki kalıcı iyileşmeyle birlikte yürütülmesi olacaktır.

Türkiye ekonomisinin önündeki temel sınav burada ortaya çıkıyor: Faizi düşürürken enflasyonla mücadeleden taviz vermemek.

Çünkü faiz indirimi tek başına ekonomik başarı değildir. Asıl başarı; daha düşük faiz, daha düşük enflasyon, istikrarlı kur, artan yatırım ve vatandaşın satın alma gücünün birlikte güçlenmesidir.

Morgan Stanley’nin yüzde 35’lik yıl sonu tahmini bu açıdan yalnızca bir faiz öngörüsü değil, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki aylarda izleyeceği yolun uluslararası finans çevrelerince nasıl değerlendirildiğini gösteren önemli bir işaret niteliğinde. Önümüzdeki dönemde piyasaların gözü ise TCMB’nin kararlarından çok, bu kararların enflasyon ve beklentiler üzerindeki etkisinde olacak.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

 

Yayınlama: 08.09.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.