Fon krizinde bugün yapılan açıklamalar, meselenin artık yalnızca birkaç fon ve birkaç kişiyle sınırlı olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasıyla soruşturmanın kapsamının genişlediğini ve sermaye piyasalarındaki bazı işlemlerin de mercek altına alındığını gördük. Bence bugün gelinen nokta, fon mağduriyetinin yalnızca geçmişte yaşanan bir olay olarak değerlendirilmemesi gerektiğini açık biçimde gösteriyor.
Gürlek’in verdiği bilgilere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada bugün beşinci dalga operasyon gerçekleştirildi. Bu kapsamda 34 şüpheli hakkında arama, el koyma ve gözaltı kararı verildi. Böylece soruşturmalarda bugüne kadar hakkında işlem yapılan şüpheli sayısı 217’ye ulaştı. Bunların 56’sı tutuklanırken, 88 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulandı.
Ancak bugünkü açıklamanın bana göre en dikkat çekici tarafı, soruşturmanın fonlarla sınırlı kalmaması.
Adalet Bakanı Gürlek, spekülatif ve manipülatif işlemlere konu olduğu değerlendirilen 26 hisse senedindeki hareketlerin ayrıntılı biçimde incelendiğini açıkladı. Özellikle kısa sürede olağan dışı kazanç elde eden kişi ve hesapların işlem geçmişleri, para hareketleri ve bağlantıları araştırılıyor.
İşte burada sermaye piyasaları açısından önemli bir süreç başlıyor.
Çünkü yatırım piyasalarının temel unsurlarından biri güvendir. Vatandaş parasını bir fona, hisse senedine veya başka bir sermaye piyasası aracına yatırırken sadece getiri beklentisiyle hareket etmez. Aynı zamanda sistemin denetlendiğine, kuralların uygulandığına ve olağan dışı işlemlerin tespit edileceğine inanır.
Bu güven zedelendiğinde ortaya çıkan zarar sadece mağdur yatırımcının hesabındaki rakamdan ibaret değildir. Sermaye piyasalarına duyulan güvenin azalması, yatırım davranışlarını da etkileyebilir.
Bu nedenle bugün açıklanan 26 hisse senedine ilişkin incelemeyi de bu geniş çerçevede değerlendirmek gerekiyor.
Burada önemli olan bir başka konu ise paranın izinin sürülmesi.
Gürlek, suçtan elde edildiği tespit edilen mal varlığı değerlerinin, kanunun öngördüğü usuller çerçevesinde TMSF bünyesinde oluşturulacak fona aktarılmasına yönelik hukuki süreçlerin işletileceğini açıkladı.
Bu açıklama mağdur yatırımcılar açısından önemli olmakla birlikte, burada beklentiyi doğru kurmak gerekiyor. Bir soruşturmanın yürütülmesi ile mağduriyetlerin tamamen giderilmesi aynı şey değildir. Öncelikle hukuki süreçlerin tamamlanması, suçtan elde edildiği tespit edilen varlıkların belirlenmesi, bunların güvence altına alınması ve daha sonra kanuni prosedürlerin uygulanması gerekiyor.
Dolayısıyla mağdurların asıl merak ettiği konu bundan sonraki aşamada ortaya çıkıyor: Ne kadar para geri kazanılabilecek ve bu paranın hak sahiplerine ulaşması ne zaman mümkün olacak?
Bu soruların cevabı bugün itibarıyla kesinleşmiş değil.
Benim açımdan burada en önemli mesele, sürecin şeffaf yürütülmesidir. Hangi varlıkların tespit edildiği, hangi tutarların güvence altına alındığı, hukuki süreçlerin hangi aşamada bulunduğu ve mağdur yatırımcıların haklarına nasıl ulaşacağı konusunda düzenli ve anlaşılır bilgilendirme yapılması gerekiyor.
Çünkü fon krizinin ekonomik boyutu kadar psikolojik boyutu da var.
Yıllarca çalışan, tasarruf eden ve birikimini finansal sisteme emanet eden vatandaş açısından kayıp yalnızca parasal değildir. İnsanların finansal sisteme duyduğu güven de bu süreçten etkilenmektedir.
Bu nedenle bugünkü operasyonları yalnızca yeni gözaltılar veya yeni soruşturma başlıkları olarak görmemek gerekir. Asıl önemli olan, bu sürecin sonunda sermaye piyasalarının daha güçlü denetim mekanizmalarına kavuşup kavuşmayacağıdır.
Ben ekonomide her zaman güvenin para kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Bir ülkede vatandaş parasını bankaya, fona veya sermaye piyasasına güvenerek yatırabiliyorsa finansal sistem güçlenir. Güven azalırsa insanlar tasarruflarını sistemin dışına çıkarabilir, yatırım kararlarını erteleyebilir veya daha farklı araçlara yönelebilir.
Bugünkü gelişmeler bize bir kez daha şunu gösteriyor:
Fon soruşturması henüz bitmiş değil. Aksine kapsam genişliyor.
34 yeni şüpheli, toplam 217 işlem gören kişi ve inceleme altındaki 26 hisse senedi, olayın ulaştığı boyutu gösteriyor. Bundan sonraki aşamada hem hukuki sorumlulukların netleşmesi hem de mağdur vatandaşların haklarının mümkün olan en hızlı ve şeffaf biçimde korunması büyük önem taşıyor.
Benim beklentim, soruşturmanın yalnızca kişileri ortaya çıkarmakla kalmaması, aynı zamanda sermaye piyasalarında benzer olayların tekrar yaşanmaması için kalıcı dersler çıkarılmasını sağlamasıdır.
Çünkü mesele sadece kaybolan veya tartışmalı hale gelen para değildir.
Asıl mesele, vatandaşın finansal sisteme duyduğu güvenin yeniden tesis edilmesidir.
Bu güven sağlanmadan sermaye piyasalarının uzun vadeli ve sağlıklı biçimde büyümesi de kolay olmayacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar