Rezervlerdeki gerileme ne anlatıyor?

Ekonomist yazar
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

Türkiye ekonomisinde piyasaların yakından takip ettiği göstergelerden biri hiç şüphesiz Merkez Bankası rezervleridir. Çünkü rezervler sadece Merkez Bankası’nın kasasındaki döviz ve altın miktarını göstermiyor; aynı zamanda ekonominin dış şoklara karşı dayanıklılığı, döviz likiditesi ve piyasalara verilen güven açısından da önemli bir gösterge niteliği taşıyor.

2 Ekim 2026 haftasına ilişkin açıklanan veriler bu açıdan dikkat çekici. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın toplam rezervleri bir önceki haftaya göre 3 milyar 816 milyon dolar azalarak 167 milyar 388 milyon dolara geriledi. Bir hafta önce toplam rezervler 171 milyar 204 milyon dolar seviyesindeydi.

Burada özellikle alt kalemlere bakmak gerekiyor. 2 Ekim itibarıyla brüt döviz rezervleri 60 milyar 326 milyon dolara gerilerken, altın rezervleri 107 milyar 62 milyon dolar oldu. Bir haftalık dönemde döviz rezervlerinde 1 milyar 237 milyon dolarlık, altın rezervlerinde ise 2 milyar 578 milyon dolarlık azalış gerçekleşti.

Bence rakamların kendisinden daha önemli olan konu, bu hareketin geçici mi yoksa daha uzun süreli bir eğilimin parçası mı olduğudur.

Çünkü rezervlerdeki yükseliş veya düşüş tek başına ekonominin iyi ya da kötü gittiğini göstermez. Döviz kurlarındaki hareketler, altın fiyatları, bankacılık sistemindeki döviz talebi, dış borç ödemeleri, kamu işlemleri ve Merkez Bankası’nın likidite yönetimi gibi birçok faktör rezerv rakamlarını etkileyebilir. Bu nedenle tek haftalık veriden hareket ederek “rezervler eriyor” şeklinde kesin bir yargıya varmak doğru değildir.

Ancak son haftalardaki eğilime baktığımızda üzerinde durulması gereken bir tablo ortaya çıkıyor. 21 Ağustos haftasında toplam rezervler yaklaşık 188,4 milyar dolar seviyesine çıktıktan sonra yeniden gerilemeye başladı. 28 Ağustos’ta 188,2 milyar dolar, 4 Eylül’de 184,2 milyar dolar, 11 Eylül’de 178,7 milyar dolar, 18 Eylül’de 174,4 milyar dolar ve 25 Eylül’de 171,2 milyar dolar olarak gerçekleşen toplam rezervler, 2 Ekim haftasında 167,4 milyar dolar civarına indi. Böylece yaklaşık altı haftalık süreçte belirgin bir gerileme meydana geldi.

Şimdi asıl soru şu: Bu düşüş piyasalar açısından ne ifade ediyor?

Öncelikle rezervlerin hâlâ önemli bir büyüklüğe sahip olduğunu belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla mevcut tabloyu bir döviz likiditesi krizi olarak değerlendirmek doğru olmaz. Nitekim Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da son dönemdeki piyasa gelişmeleri karşısında Merkez Bankası’nın gerekli likidite tedbirlerini alma kapasitesinin bulunduğunu vurguladı. Fon piyasasında yaşanan dalgalanmalar sonrasında Merkez Bankası’nın likidite desteğini artırması da finansal istikrar açısından önemli bir adım oldu.

Fakat rezervlerin kalitesi ve kompozisyonu da en az toplam rakam kadar önemli. Rezervlerin içerisinde altının yüksek paya sahip olması Türkiye açısından bir çeşitlendirme avantajı sağlıyor. Buna karşılık dış borç ödemeleri, ithalat finansmanı ve döviz cinsi yükümlülükler açısından kullanılabilir döviz likiditesi ayrıca değerlendirilmelidir.

Burada net rezerv kavramı da devreye giriyor. Brüt rezervlerin yüksek olması tek başına yeterli değildir. Merkez Bankası’nın kısa vadeli dış yükümlülükleri ve swap gibi kalemler dikkate alındığında gerçek anlamda kullanılabilir rezerv kapasitesinin ayrıca analiz edilmesi gerekir.

Benim açımdan rezervlerdeki son hareketin en önemli tarafı, piyasalara verilen mesajdır. Türkiye ekonomisinde dezenflasyon programının başarısı açısından döviz piyasasındaki istikrar büyük önem taşıyor. Rezervlerin yeniden güçlü birikim sürecine girmesi, hem kur oynaklığının azaltılması hem de dış şoklara karşı güvenlik tamponunun güçlendirilmesi açısından olumlu olacaktır.

Diğer taraftan küresel piyasalarda jeopolitik risklerin, enerji fiyatlarının ve gelişmiş ülke merkez bankalarının faiz politikalarının Türkiye üzerindeki etkisini de unutmamak gerekiyor. Özellikle ABD Merkez Bankası’nın kararları ve küresel sermaye hareketleri gelişmekte olan ülkelerin rezerv dinamiklerini doğrudan etkileyebiliyor.

Sonuç olarak 2 Ekim haftasındaki yaklaşık 3,8 milyar dolarlık rezerv düşüşünü alarm zili olarak değil, dikkatle izlenmesi gereken bir gösterge olarak değerlendirmek gerekir.

Türkiye’nin bundan sonraki süreçte ihtiyacı olan şey yalnızca rezerv rakamının büyümesi değildir. Aynı zamanda rezervlerin sürdürülebilir biçimde artırılması, cari dengenin güçlendirilmesi, ihracat gelirlerinin yükseltilmesi, enerji ithalatına olan bağımlılığın azaltılması ve yabancı sermaye girişlerinin kalıcı hale getirilmesidir.

Çünkü güçlü ekonomi yalnızca kasasında yüksek miktarda döviz bulunan ekonomi değildir. Güçlü ekonomi, ihtiyaç duyduğunda dış finansmana erişebilen, döviz kazandırıcı faaliyetlerini artırabilen, enflasyonunu kontrol altında tutabilen ve piyasalara güven verebilen ekonomidir.

Bu nedenle önümüzdeki haftalarda rezerv rakamlarının yönü kadar, bu rezervlerin hangi kaynaklardan oluştuğu ve neden değiştiği de yakından takip edilmelidir. Bana göre piyasaların asıl bakacağı nokta da burası olacaktır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

 

Yayınlama: 09.10.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.