Gıda, insan hayatının vazgeçilmezidir. Her gün tükettiğimiz ekmekten peynire, etten zeytinyağına, sütten baharata kadar çok sayıda ürün soframızda yer alıyor. Ancak son yıllarda gıda ürünlerinde yapılan hilelerin daha fazla gündeme gelmesi, yalnızca tüketicinin sağlığını değil, piyasaya duyulan güveni de tehdit ediyor. Çünkü gıda hilesi sadece bir ürünün içeriğinin değiştirilmesi anlamına gelmiyor. Aynı zamanda tüketicinin parasının, sağlığının ve güveninin istismar edilmesi anlamına geliyor.
Gıda hilelerinin en önemli nedenlerinden biri maliyet baskısıdır. Üretim maliyetlerinin yükseldiği, enerji, işçilik, hammadde, lojistik ve finansman giderlerinin arttığı dönemlerde bazı işletmeler maliyetlerini düşürmek amacıyla mevzuata aykırı yöntemlere başvurabiliyor. Ürünün gerçek niteliğini değiştiren katkılar kullanılması, daha ucuz hammaddenin tercih edilmesi, ürünün içeriğinin olduğundan farklı gösterilmesi veya tüketiciyi yanıltan etiket bilgilerinin kullanılması bu sorunun farklı boyutlarını oluşturuyor.
Burada önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Her maliyet düşürme yöntemi gıda hilesi değildir. İşletmeler elbette verimliliklerini artırabilir, firelerini azaltabilir, daha uygun tedarikçi bulabilir ve üretim süreçlerini geliştirebilir. Ancak maliyet avantajı sağlamak amacıyla tüketicinin sağlığını veya ekonomik çıkarlarını riske atacak yöntemlere başvurulması kabul edilemez.
Gıda hileleri konusunda tüketicinin en büyük sorunu ise bilgi asimetrisidir. Bir tüketici market rafında gördüğü ürünün üretim sürecini, kullanılan hammaddeleri ve işletmenin üretim koşullarını birebir kontrol edemez. Tüketici büyük ölçüde etikete, markaya ve denetim sistemine güvenmek zorundadır. Dolayısıyla bu güvenin kötüye kullanılması, piyasadaki bütün işletmeleri etkileyen bir sonuç doğurur.
Özellikle taklit ve tağşiş konusu burada büyük önem taşıyor. Bir ürünün başka bir ürünmüş gibi satılması veya ürünün içeriğinde mevzuata aykırı değişiklikler yapılması, dürüst üretim yapan işletmeler açısından da ciddi bir haksız rekabet yaratıyor. Kurallara uygun üretim yapan işletme daha yüksek maliyetle çalışırken, hile yapan işletme maliyet avantajı elde edebiliyor. Bu durumda piyasanın sağlıklı işlemesi mümkün olmuyor.
Dolayısıyla gıda güvenliği yalnızca Tarım ve Orman Bakanlığı’nın veya denetim yapan kurumların sorumluluğu değildir. Üreticiden dağıtıcıya, marketten restorana kadar bütün zincirin sorumluluğu vardır. Tüketicinin de bilinçli davranması gerekir. Ancak burada sorumluluğun tamamını tüketiciye yüklemek doğru değildir. Çünkü vatandaşın laboratuvar ortamında ürün analiz etme imkânı bulunmuyor. Devletin etkin ve düzenli denetim yapması bu nedenle büyük önem taşıyor.
Bence denetim kadar caydırıcılık da önemlidir. Hile yaptığı tespit edilen işletmeye yalnızca kısa süreli bir yaptırım uygulanması, sorunun kalıcı biçimde çözülmesini sağlamayabilir. Özellikle insan sağlığını doğrudan ilgilendiren ihlallerde yaptırımların ekonomik olarak caydırıcı olması gerekiyor. Bunun yanında kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi de önem taşıyor. Tüketici hangi ürünün neden sorunlu olduğunu, hangi işletmenin hangi ihlal nedeniyle işlem gördüğünü açık ve anlaşılır biçimde bilmelidir.
Teknoloji de bu mücadelede önemli bir araç olabilir. Dijital izlenebilirlik sistemleri sayesinde bir gıdanın hangi üreticiden çıktığı, hangi aşamalardan geçtiği ve hangi satış noktalarına ulaştığı daha kolay takip edilebilir. Yapay zekâ ve veri analitiği kullanılarak riskli ürün grupları ve olağandışı üretim veya satış hareketleri daha erken tespit edilebilir. Böylece denetim yalnızca şikâyet geldikten sonra yapılan bir işlem olmaktan çıkar, risk esaslı ve önleyici bir sisteme dönüşebilir.
Ancak bütün bunların yanında tüketicinin de dikkat etmesi gereken noktalar var. Aşırı ucuz ürünlere karşı temkinli olmak, ambalaj ve etiket bilgilerini kontrol etmek, güvenilir satış noktalarını tercih etmek ve şüpheli durumlarda resmi kanallara bildirimde bulunmak önem taşıyor. Fakat fiyatın tek başına ürünün hileli olduğunu göstermediğini de unutmamak gerekiyor.
Sonuç olarak gıda hileleri ekonomik bir sorun olduğu kadar bir halk sağlığı ve güven sorunudur. Soframıza gelen her ürünün güvenilir olması gerekir. Bunun yolu ise üreticinin sorumluluğundan, etkin devlet denetiminden, caydırıcı yaptırımlardan, teknolojik izlenebilirlikten ve bilinçli tüketiciden geçiyor.
Gıda sektöründe güven kaybedildiğinde sadece bir marka değil, bütün sektör zarar görür. Bu nedenle hedefimiz yalnızca hile yapanı yakalamak değil, hile yapmayı ekonomik olarak anlamsız ve hukuken caydırıcı hale getiren şeffaf, güçlü ve sürdürülebilir bir gıda sistemi kurmak olmalıdır. Çünkü tüketicinin sofrasındaki güven, aslında ekonominin tamamındaki güvenin önemli bir göstergesidir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar