Türkiye ekonomisinin dış ticaretinde Eylül 2026 verileri, ithalatın hız kesmeden devam ettiğini ancak ihracatın daha güçlü bir performans sergilemesi sayesinde dış ticaret açığının gerilediğini gösteriyor. Ticaret Bakanlığı verilerine göre Eylül ayında Türkiye’nin ithalatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,9 artarak 31 milyar 208 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde ihracat yüzde 15,4 artışla 25 milyar 976 milyon dolara çıktı. Böylece dış ticaret hacmi 57 milyar 185 milyon dolara ulaşırken, dış ticaret açığı yüzde 24,8 azalarak 5 milyar 232 milyon dolar oldu.
Burada benim özellikle dikkat çekmek istediğim nokta, ithalat rakamının kendisinden çok bu ithalatın nereden yapıldığı ve ekonominin hangi ihtiyaçlarını karşıladığıdır. Çünkü ithalatın yapısı, Türkiye’nin üretim kapasitesi ve dışa bağımlılığı hakkında önemli ipuçları veriyor.
Çin açık ara ilk sırada
Eylül ayında Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülke Çin oldu. Çin’den gerçekleştirilen ithalat 5 milyar 267 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Çin’i 2 milyar 248 milyon dolarla Almanya, 1 milyar 776 milyon dolarla ABD izledi. İlk 10 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yaklaşık yüzde 49’unu oluşturdu.
Çin’in açık ara ilk sırada olması artık Türkiye açısından yeni bir gelişme değil. Ancak rakamın büyüklüğü, ekonomik ilişkilerin geldiği noktayı gösteriyor. Çin’den Türkiye’ye yalnızca tüketim ürünleri gelmiyor. Makine ve ekipman, elektronik ürünler, elektrikli cihazlar, çeşitli sanayi girdileri ve ara malları da Çin ithalatında önemli yer tutuyor.
Dolayısıyla Çin ile olan ticaret dengesini değerlendirirken yalnızca “Çin’den çok fazla ürün alıyoruz” demek yeterli değildir. Asıl soru, bu ürünlerin ne kadarının Türkiye’deki üretimin devamlılığı için gerekli olduğu ve ne kadarının yerli üretimle ikame edilebileceğidir.
Almanya ve ABD de önemli tedarikçiler
Eylül ayında ikinci sırada Almanya bulunuyor. Almanya’dan yapılan ithalat 2 milyar 248 milyon dolar olarak gerçekleşti. Almanya’nın Türkiye açısından önemi, sadece ticaret hacminden kaynaklanmıyor. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler özellikle otomotiv, makine, kimya, sanayi ekipmanları ve teknoloji alanlarında yoğunlaşıyor.
Üçüncü sıradaki ABD’den yapılan ithalat ise 1 milyar 776 milyon dolar oldu. ABD ile ticarette enerji ürünleri, teknoloji, kimyasal ürünler, makine ve çeşitli sanayi girdileri önemli başlıklar arasında bulunuyor.
Burada dikkat çeken tablo şu: Türkiye’nin en büyük ithalat ortakları arasında hem Asya’nın üretim merkezi Çin hem Avrupa’nın sanayi devi Almanya hem de dünyanın en büyük ekonomilerinden ABD bulunuyor. Bu da Türkiye’nin tedarik zincirinin tek bir bölgeye bağlı olmadığını, ancak özellikle Çin kaynaklı ithalatın ciddi ağırlık taşıdığını gösteriyor.
İthalatın büyük kısmı üretim için
Eylül ayındaki ithalatın mal gruplarına dağılımı ise ekonominin başka bir gerçeğini ortaya koyuyor. En büyük ithalat kalemi ham madde ve ara malları oldu. Bu grupta ithalat yüzde 7,1 artarak 21 milyar 827 milyon dolara ulaştı. Yatırım malları ithalatı yüzde 9,6 artışla 4 milyar 797 milyon dolar, tüketim malları ithalatı ise yüzde 0,5 düşüşle 4 milyar 535 milyon dolar oldu.
Başka bir ifadeyle, 31,2 milyar dolarlık ithalatın yaklaşık 22 milyar dolarlık bölümü ara mallarından oluşuyor. Bu tabloyu sadece olumsuz değerlendirmemek gerekir.
Çünkü Türkiye üretim yapan bir ülkedir. İhracatımızın önemli bölümü de ithal edilen hammadde, enerji, makine ve ara mallarının kullanılmasıyla gerçekleştiriliyor. Fakat sorun, üretimin devamı için gerekli girdilerde dışa bağımlılığın yüksek olmasıdır.
Enerji fiyatlarının yükseldiği, küresel ticaretin korumacılık politikalarıyla yeniden şekillendiği bir dönemde bu bağımlılık Türkiye açısından önemli bir risk oluşturuyor.
Sanayi ithalatın merkezinde
Sektörlere baktığımızda da benzer bir tablo görüyoruz. Eylül ayında ithalatın 25 milyar 550 milyon doları imalat sanayisinden geldi. İmalat sanayisinin toplam ithalattaki payı yüzde 81,9 oldu. Madencilik ve taş ocakçılığının ithalattaki payı yüzde 13, tarım, ormancılık ve balıkçılığın payı ise yüzde 2,5 olarak gerçekleşti.
Bu rakamlar bize açıkça şunu söylüyor: Türkiye’nin ithalat sorunu esas olarak sanayinin dış kaynak ihtiyacıyla bağlantılıdır.
Bu nedenle ithalatı azaltmanın yolu yalnızca gümrük vergilerini yükseltmek veya bazı ürünlerin ithalatını sınırlamak değildir. Asıl çözüm; yerli makine üretimini artırmak, enerji maliyetlerini düşürmek, teknoloji üretimini geliştirmek, yüksek katma değerli ara mallarını Türkiye’de üretmek ve özellikle KOBİ’lerin üretim kapasitesini güçlendirmektir.
Dokuz ayda 282 milyar dolara yaklaştı
Yılın ilk dokuz ayına baktığımızda Türkiye’nin ithalatı yüzde 5,4 artışla 281 milyar 998 milyon dolara yükseldi. Aynı dönemde ihracat yüzde 5,2 artarak 210 milyar 973 milyon dolar oldu. Böylece Ocak-Eylül dönemindeki dış ticaret açığı 71 milyar 25 milyon dolar olarak gerçekleşti. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 74,8 oldu.
Eylül rakamları bana göre Türkiye ekonomisinde önemli bir dönüşüm ihtiyacını bir kez daha ortaya koyuyor. İhracatı artırmak elbette çok önemli, fakat tek başına yeterli değil. İhracat yaparken kullandığımız ithal girdilerin oranını da azaltmamız gerekiyor.
Çin’den 5,3 milyar dolar, Almanya’dan 2,2 milyar dolar, ABD’den 1,8 milyar dolar ithalat yaptığımız bir tabloda artık “ne kadar ithalat yaptık?” sorusundan daha önemli olan soru “neden bu ürünleri içeride yeterince üretemiyoruz?” sorusudur.
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde hedefi yalnızca daha fazla ihracat yapan bir ekonomi olmak değil, aynı zamanda daha fazla yerli katma değer üreten bir ekonomi olmak zorundadır.
Çünkü gerçek dış ticaret başarısı, ithalatı sıfırlamak değil; üretim gücünü artırarak ithal girdiye olan zorunlu bağımlılığı azaltmak ve her 1 dolarlık ithalatın karşılığında daha yüksek katma değerli ihracat yapabilmektir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar