Türk-İş tarafından açıklanan son verilere göre, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcamasını ifade eden açlık sınırı mayıs ayında 35 bin 174 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırı ise 114 bin 576 liraya çıktı. Bu rakamlar sadece birer istatistik değil, milyonlarca vatandaşın her gün yaşadığı ekonomik zorlukların da bir özeti niteliğinde.
Bugün Türkiye’nin birçok ilinde çalışan insanlar ay sonunu getirebilmek için büyük mücadele veriyor. Maaşlar cebe girdiği gün faturalar, kiralar, kredi kartları ve temel ihtiyaç harcamaları nedeniyle önemli ölçüde eriyor. Vatandaşın cebindeki para daha markete gitmeden eksilmeye başlıyor. Açıklanan açlık sınırı rakamı da bu gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor.
Açlık sınırı denildiğinde bazı insanlar bunun gerçek açlık anlamına geldiğini düşünebilir. Oysa bu rakam, dört kişilik bir ailenin sadece temel gıda ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli olan minimum tutarı ifade ediyor. İçinde kira yok, elektrik yok, doğal gaz yok, ulaşım yok, eğitim yok, sağlık harcamaları yok. Yani yalnızca sofraya konulacak yiyeceklerin maliyeti hesaplanıyor. Buna rağmen rakamın 35 bin lirayı aşmış olması dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.
Birçok aile artık market alışverişine listeyle gitse bile bütçesini aşmaktan kurtulamıyor. Geçmişte rahatlıkla alınabilen birçok ürün bugün daha dikkatli hesaplanıyor. Et, süt, peynir, meyve ve sebze gibi temel besinler bile aile bütçesini zorlayan kalemler haline gelmiş durumda. Vatandaşlar market raflarına baktıklarında çoğu zaman ihtiyaçları ile bütçeleri arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.
Özellikle dar gelirli kesimlerde bu durum daha belirgin hissediliyor. Emekliler, asgari ücretle çalışanlar ve sabit gelirli vatandaşlar artan yaşam maliyetleri karşısında daha fazla tasarruf yapmaya çalışıyor. Ancak tasarruf edilebilecek alanlar da giderek azalıyor. Çünkü insanlar artık lüks harcamalardan değil, temel ihtiyaçlardan kısmaya başlamış durumda.
Yoksulluk sınırının 114 bin lirayı aşması ise meselenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor. Yoksulluk sınırı, bir ailenin gıda dışında kalan diğer temel ihtiyaçlarını da karşılayabilmesi için gerekli olan gelir düzeyini gösteriyor. Kira, ulaşım, eğitim, sağlık, giyim ve benzeri giderler bu hesaplamaya dahil ediliyor. Ortaya çıkan rakam ise birçok hanenin mevcut gelirinin oldukça üzerinde bulunuyor.
Bugün büyük şehirlerde yaşayan aileler için en büyük sorunlardan biri kira giderleri. Son yıllarda konut fiyatları ve kiralar önemli ölçüde yükseldi. Birçok çalışan maaşının önemli bölümünü yalnızca barınma için harcamak zorunda kalıyor. Kira ödendikten sonra geriye kalan gelir ise diğer ihtiyaçlar için yetersiz kalabiliyor.
Ekonomik baskının yalnızca cüzdanları değil, insanların psikolojisini de etkilediği görülüyor. Sürekli artan fiyatlar karşısında vatandaşlar geleceğe ilişkin plan yapmakta zorlanıyor. Tasarruf etmek, ev almak, çocukların eğitimi için birikim yapmak veya emeklilik dönemi için para ayırmak birçok aile açısından giderek güçleşiyor. İnsanlar günlük ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanırken uzun vadeli hedefler ikinci plana düşüyor.
Uzmanlar, enflasyonla mücadelede kalıcı başarının sağlanmasının vatandaşın alım gücü açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Çünkü fiyat artışlarının yavaşlaması, gelirlerin satın alma gücünün korunması ve ekonomik istikrarın güçlenmesi toplumun genel refahını doğrudan etkiliyor. Vatandaş için önemli olan sadece maaşın artması değil, o maaşla alınabilecek ürün ve hizmet miktarının da korunabilmesi.
Türk-İş’in açıkladığı veriler, Türkiye’de geçim mücadelesinin ne kadar önemli bir gündem maddesi olmaya devam ettiğini gösteriyor. Açlık sınırının 35 bin lirayı aşması ve yoksulluk sınırının 114 bin liraya yükselmesi, ekonomik göstergelerin günlük hayattaki karşılığını ortaya koyuyor. Çünkü rakamların arkasında milyonlarca ailenin mutfak masrafı, çocuklarının eğitimi, kira ödemesi ve gelecek kaygısı bulunuyor.
Sonuç olarak, açıklanan veriler ekonomik hayatın en önemli başlıklarından birinin geçim sorunu olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Vatandaşın beklentisi ise oldukça net: Gelirlerin yaşam maliyetleri karşısında daha güçlü hale gelmesi, alım gücünün artması ve geleceğe daha güvenle bakabilmek. Çünkü ekonomik istikrarın gerçek anlamı, insanların yalnızca bugününü değil, yarınını da rahatlıkla planlayabilmesidir. Açlık ve yoksulluk sınırındaki yükseliş ise bu hedefe ulaşmanın hâlâ önemli bir gündem maddesi olduğunu gösteriyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar