Türkiye sermaye piyasaları son dönemde oldukça önemli bir sınavdan geçiyor. Yatırım fonlarında yaşanan gelişmeler, yalnızca fon yatırımcılarını değil, borsaya ve sermaye piyasalarına güven duyan milyonlarca kişiyi de yakından ilgilendiriyor. Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17 Eylül 2026 tarihli kararları kapsamında 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiye sürecine alınması, olayın boyutunu ortaya koydu. SPK verilerine göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Bugün gelinen noktada bazı önemli adımlar atılmış durumda. Ancak yatırımcıların zihnindeki soruların tamamı henüz cevaplanmış değil.
En önemli soru, yatırımcıların toplam zararının ne kadar olduğu. Fonların portföylerinde bulunan varlıkların gerçek piyasa değerleri nedir? Hangi varlık ne kadara satılabilecek? Tasfiye tamamlandığında yatırımcıların ellerine geçecek nihai tutar ne olacak? Bu soruların cevabı, yatırımcıların geleceğe ilişkin planlarını doğrudan etkileyecek.
SPK, 1 Ekim itibarıyla tasfiye sürecindeki belirli fonlar için önemli bir ara ödeme mekanizması açıkladı. Mutabakatı tamamlanan yatırımcılara, nihai tasfiye tutarından mahsup edilmek üzere ödeme yapılacak. Net yatırım tutarı 1 milyon TL’nin altında olanlara bu tutarın tamamı, 1 milyon TL ve üzerindekilere ise fon başına en fazla 1 milyon TL ara ödeme yapılacak. Uygulamanın öncelikle para piyasası fonlarından başlaması kararlaştırıldı.
Bu gelişme önemli olmakla birlikte şu soru hâlâ ortada duruyor: Nihai ödeme ne zaman ve hangi miktarda yapılacak?
Çünkü ara ödeme ile tasfiye sonundaki nihai ödeme aynı şey değil. Ara ödeme, yatırımcının hakkının tamamının ödendiği anlamına gelmiyor. Nihai tutarın belirlenebilmesi için fon varlıklarının satılması, borç ve alacakların netleştirilmesi ve tasfiye hesabının tamamlanması gerekiyor.
Bir başka kritik soru da fonların portföylerindeki varlıkların nasıl ve hangi fiyatlardan satılacağı. Özellikle likiditesi düşük hisselerde yoğunlaşan portföylerin kısa sürede satılması piyasa fiyatları açısından da önem taşıyor. SPK, tasfiye süresini 3 aydan 6 aya çıkardı ve bunun gerekçesini portföy yapıları ile piyasa koşullarının dikkate alınarak varlıkların mümkün olduğunca uygun koşullarda satılabilmesine imkân sağlamak olarak açıkladı. Ayrıca 6 aylık sürenin mutlaka bekleneceği anlamına gelmediğini belirtti.
Burada yatırımcının beklediği şey aslında çok açık: Hangi varlık ne zaman satıldı, kaça satıldı ve satış sonucunda fona ne kadar kaynak girdi?
Şeffaflık açısından bu bilgilerin mümkün olduğunca düzenli paylaşılması piyasa güveni açısından büyük önem taşıyor.
Bir diğer soru ise krizin nasıl bu noktaya geldiği. SPK’nın 18 Eylül tarihli açıklamasında, 2025 yılının son çeyreğinde özellikle serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları üzerinden bazı düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerinin gözlemlendiği belirtildi. SPK ayrıca bu konunun Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi gündemine geldiğini açıkladı.
Bu nedenle yatırımcıların haklı olarak sorduğu bir başka soru var: Riskler daha önce tespit edildiyse neden daha erken ve daha güçlü önlemler alınmadı?
Bu soru yalnızca geçmişi sorgulamak açısından değil, gelecekte benzer olayların yaşanmaması açısından da önemli.
Bir diğer mesele fahiş kazanç elde edenlerin durumu. SPK bugün itibarıyla tasfiye kararından önceki dönemde fon payı satışlarından fahiş kazanç elde eden kişilerin gönüllü olarak bu kazançları ilgili fonlara iade edebilmesi amacıyla TMSF adına “İsteğe Bağlı İade Hesapları” açıldığını duyurdu. İade edilen tutarların yalnızca ilgili fonun tasfiye malvarlığına dahil edilerek o fonun yatırımcılarına yapılacak ödemelerde kullanılması öngörülüyor.
Burada da cevap bekleyen soru şu: Ne kadar para geri dönecek ve bu para kaç yatırımcının zararını telafi edebilecek?
Ayrıca 17 Eylül tarihinde TEFAS üzerinden iletilen ve platform tarafından iptal edilen alım-satım talimatlarının da tasfiye bakiyesinden, fondaki katılma payı sahipliği oranında karşılanacağı açıklandı. Bu karar önemli bir belirsizliği ortadan kaldırdı. Ancak yatırımcıların hesabına bu tutarların ne zaman yansıyacağı da ayrıca önem taşıyor.
Benim açımdan bu krizde en önemli konu sadece paranın geri ödenmesi değil, güvenin yeniden inşa edilmesi. Çünkü yatırım fonları milyonlarca vatandaşın tasarruflarını ekonomiye aktaran önemli finansal araçlar. Bir fon yatırımcısı, profesyonel yönetim ve denetim mekanizmalarının bulunduğuna güvenerek parasını bu sisteme emanet ediyor.
Dolayısıyla bundan sonraki dönemde yalnızca zararların telafisine değil, sistemin hangi noktalarında aksama yaşandığının açık biçimde ortaya konulmasına ihtiyaç var.
Fon krizinin gerçek bilançosu, tasfiye işlemleri tamamlandığında daha net görülecek. Ancak şimdiden yapılması gerekenler belli: Yatırımcıya düzenli bilgi verilmesi, varlık satışlarının şeffaflaştırılması, nihai ödeme takviminin mümkün olduğunca netleştirilmesi ve sorumluluk zincirinin ortaya konulması.
Çünkü piyasaların temel sermayesi sadece para değildir. Güvendir.
Bugün yüz binlerce yatırımcının beklediği yalnızca parasının hesabına geçmesi değil; “Param nerede, ne kadarını geri alacağım ve bundan sonra aynı olay tekrar yaşanır mı?” sorularının açık ve anlaşılır biçimde cevaplanmasıdır.
Fon krizinden çıkarılacak en önemli ders de burada yatıyor. Sermaye piyasalarının büyümesi için yatırımcı sayısını artırmak kadar, mevcut yatırımcının sisteme duyduğu güveni korumak da zorunludur. Bu nedenle önümüzdeki dönem, sadece bir tasfiye sürecinin değil, aynı zamanda sermaye piyasalarında güvenin yeniden tesis edilmesi sürecinin de sınavı olacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar