Fon Krizinde Gözler Ödemelerde ve Güvenin Yeniden Tesisi

Ekonomist yazar
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bugün fon piyasasında yaşanan gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamalar, son haftalarda yatırımcıların ve finans piyasalarının yakından izlediği sürece yeni bir boyut kazandırdı. Şimşek, piyasa bozucu işlemlere karışanlara yönelik hukuki sürecin devam ettiğini belirtirken, bu faaliyetlerle ilgisi bulunmayan kişi ve şirketlere herhangi bir işlem yapılmayacağını açıkladı. Ayrıca fon yatırımcılarının meşru haklarının gözetildiğini ve finansal sistem ile reel ekonominin olumsuz etkilenmemesi için gerekli tedbirlerin sürdürüleceğini ifade etti.

Bu açıklamanın özellikle iki açıdan önemli olduğunu düşünüyorum. Birincisi, soruşturmanın kapsamı konusunda piyasalara verilen mesajdır. İkincisi ise fon yatırımcılarının paralarının ve haklarının nasıl korunacağı konusundaki beklentidir.

Çünkü bugün gelinen noktada mesele yalnızca belirli yatırım fonlarının tasfiye edilmesinden ibaret değildir. Yüz binlerce yatırımcının doğrudan veya dolaylı biçimde etkilendiği bir süreçten söz ediyoruz. Dolayısıyla atılacak her adımın yalnızca hukuki sonuçları değil, sermaye piyasalarına duyulan güven açısından da önemli sonuçları olacaktır.

Şimşek’in açıklamasında reel sektör vurgusu da dikkat çekti. Bakan, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat kapasitesinin korunmasının öncelik olduğunu belirtti. Finans piyasalarında ortaya çıkan bir problemin bankacılık sistemi, şirketlerin finansmana erişimi, borsa ve yatırımcı davranışları üzerinden reel ekonomiye yansıma ihtimali ekonomi yönetiminin neden özellikle likidite konusuna vurgu yaptığını gösteriyor.

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Bir yatırım fonunda yaşanan sorun ile bütün finansal sistemin sorunlu olması aynı şey değildir. Nitekim Şimşek daha önce yaptığı açıklamalarda problemin sınırlı sayıdaki fonda ortaya çıktığını, sistemik bir risk bulunmadığını ve Türkiye’deki fon piyasasının büyük bölümünün faaliyetlerine devam ettiğini belirtmişti. 7 portföy yönetim şirketinin işlettiği 131 fonun tasfiye sürecine alındığı da açıklanmıştı.

Ancak yatırımcı açısından bakıldığında matematik kadar önemli başka bir konu daha vardır: güven.

Bir yatırımcı parasını bir finansal ürüne yatırırken yalnızca getiri beklentisiyle hareket etmez. Sistemin çalışacağına, işlemlerin zamanında gerçekleşeceğine, kuralların uygulanacağına ve gerektiğinde haklarının korunacağına inanır. Bu nedenle fon krizinin ekonomik maliyeti, yalnızca bilançolarda görünen zararlarla ölçülemez. Güven kaybının uzun vadeli etkileri de dikkate alınmalıdır.

Bugün yatırımcıların en fazla merak ettiği konu ise doğal olarak ödeme sürecidir.

SPK tarafından tasfiye sürecine ilişkin yapılan açıklamada, 17 Eylül’de TEFAS’a iletilen ve daha sonra iptal edilen bazı alım-satım talimatlarının sahiplerine, tasfiye bakiyesinden fondaki katılma payı sahipliği oranında ödeme yapılacağı belirtildi.

Bu nedenle yatırımcıların bundan sonraki aşamada yalnızca açıklamaları değil, tasfiye ve ödeme takviminin somut ayrıntılarını da yakından takip etmesi gerekiyor.

Önümüzdeki dönemde üç başlık özellikle önem taşıyor.

Birincisi, tasfiye edilen fonların gerçek varlıklarının ne olduğu ve bunların ne ölçüde nakde dönüştürülebileceğidir.

İkincisi, yatırımcıların alacaklarının hangi yöntemle ve hangi takvim içerisinde ödeneceğidir.

Üçüncüsü ise benzer olayların tekrar yaşanmaması için sermaye piyasası düzenlemelerinde hangi değişikliklerin yapılacağıdır.

Aslında bugün yaşananlar Türkiye’de finansal okuryazarlığın önemini de yeniden ortaya koyuyor. Yatırımcıların yüksek getiri vaadine değil, ürünün riskine, portföy yapısına, likiditesine, yönetim biçimine ve hukuki çerçevesine bakması gerekiyor. “Yüksek getiri” ile “düşük risk” aynı anda sunuluyorsa bunun mutlaka sorgulanması gerekir.

Ekonomi yönetiminin görevi ise yalnızca sorun ortaya çıktığında müdahale etmek değil, piyasanın güvenilir ve şeffaf biçimde işlemesini sağlayacak mekanizmaları sürekli geliştirmektir.

Şimşek’in bugünkü açıklaması bu açıdan bir güvence mesajı niteliğinde. Fakat piyasaların asıl ihtiyacı bundan sonraki süreçte açıklamaların uygulamaya dönüşmesini görmek olacaktır.

Fon yatırımcıları açısından beklenti açıktır: Hak kayıplarının mümkün olduğunca azaltılması, ödemelerin şeffaf bir takvimle gerçekleştirilmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi.

Piyasa açısından beklenti ise daha geniştir. Sermaye piyasalarına duyulan güvenin korunması, kurallara uyan şirketlerin soruşturmadan zarar görmemesi ve finansal sistemde oluşabilecek güven probleminin reel sektöre taşınmamasıdır.

Sonuç olarak fon krizinde artık yalnızca “kim sorumlu?” sorusuna değil, “yatırımcıların hakları nasıl ve ne zaman korunacak?” sorusuna da cevap verilmesi gerekiyor.

Bugünkü açıklamalar önemli bir çerçeve çizdi. Bundan sonraki aşamada ise yatırımcıların beklediği şey somutluk olacaktır. Çünkü finans piyasalarında güven, yalnızca sözlerle değil, zamanında ve şeffaf biçimde atılan adımlarla yeniden inşa edilir.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

 

Yayınlama: 29.09.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.