Günümüzde gerek siyasette gerek iş dünyasında, kamu yönetiminde, sosyal medyada ve günlük hayatta başarı çoğu zaman “ne kadar sevildiğiniz” üzerinden değerlendiriliyor. Bir kişinin çok takip edilmesi, geniş bir çevre tarafından beğenilmesi, yüksek oy oranlarına sahip olması ya da çalışanları tarafından seviliyor olması, onun başarılı olduğu düşüncesini güçlendiriyor. Oysa burada önemli bir ayrım var: Popüler olmak ile etkin olmak aynı şey değildir.
Popülerlik, insanların bir kişiye yönelik beğeni, sempati, güven veya ilgisini ifade eder. Etkinlik ise ortaya konulan kararların, politikaların veya çalışmaların somut sonuç üretme gücünü anlatır. Başka bir ifadeyle popülerlik daha çok “insanlar beni seviyor mu?” sorusuyla, etkinlik ise “yaptığım iş sonuç veriyor mu?” sorusuyla ilgilidir.
Bu iki kavram zaman zaman birbirini destekleyebilir. Ancak her zaman aynı yönde ilerlemez.
Örneğin bir yönetici, çalışanlarının çoğu tarafından seviliyor olabilir. Çalışanlarıyla iyi iletişim kuruyor, herkesi memnun etmeye çalışıyor ve sorun çıkmasını istemiyor olabilir. Bu durum onun popüler olmasını sağlayabilir. Fakat aynı yönetici, düşük performans gösteren çalışanlarla ilgili gerekli adımları atmıyor, verimsiz süreçleri değiştirmiyor ve zor kararları sürekli erteliyorsa etkin bir yönetici olduğu söylenemez.
Tam tersine, etkin bir yönetici zaman zaman popüler olmayan kararlar almak zorunda kalabilir. İşletmenin geleceğini korumak için maliyetleri azaltabilir, verimsiz yatırımları durdurabilir, performans standartlarını yükseltebilir veya çalışma düzeninde değişiklik yapabilir. Bu kararlar kısa vadede tepki çekebilir. Ancak uzun vadede işletmenin verimliliğini, çalışanların gelişimini ve kurumun sürdürülebilirliğini artırıyorsa yönetici görevini etkin biçimde yerine getiriyor demektir.
Liderlik araştırmalarında da liderlik rolünün ortaya çıkması ile liderliğin etkin olması birbirinden farklı kavramlar olarak ele alınıyor. Bir kişinin grup içinde öne çıkması veya lider olarak görülmesi, onun mutlaka hedeflere ulaşma konusunda başarılı olduğu anlamına gelmiyor. Etkin liderlik ise grubun amaçlarına ulaşmasını sağlayabilme ve sürdürülebilir sonuçlar ortaya koyabilme kapasitesiyle ilişkilendiriliyor.
Burada özellikle siyaset açısından önemli bir nokta ortaya çıkıyor. Siyasetçiler için kamuoyunun desteği elbette önemlidir. Çünkü demokratik sistemlerde seçmen desteği olmadan iktidar veya siyasi temsil mümkün değildir. Ancak yüksek popülerlik, tek başına iyi yönetim anlamına gelmez. Bir siyasi liderin söylemleri çok beğenilebilir, sosyal medyada milyonlarca kişiye ulaşabilir veya kamuoyu araştırmalarında yüksek destek görebilir. Asıl soru ise şudur: Bu liderin politikaları ekonomide, eğitimde, sağlıkta, istihdamda ve kamu hizmetlerinde gerçekten sonuç üretiyor mu?
Çünkü popülerlik çoğu zaman bugünün duygusunu ölçer; etkinlik ise zaman içinde ortaya çıkan sonuçlarla anlaşılır.
Bir ekonomik karar buna güzel bir örnektir. Toplumun tamamını kısa vadede memnun edecek bir uygulama yapmak kolay olabilir. Fakat kamu maliyesini bozacak, enflasyonu artıracak veya gelecek yıllarda daha büyük sorunlara yol açacak bir politika uzun vadede etkin sayılamaz. Buna karşılık kısa vadede bazı kesimlerin hoşuna gitmeyen, fakat fiyat istikrarını, üretimi ve mali disiplini güçlendiren bir politika başlangıçta daha az popüler olabilir. Sonuçları olumlu olduğunda ise zaman içinde güven ve destek kazanabilir.
Bu nedenle yöneticilerin ve siyasetçilerin sürekli olarak “Bunu yaparsam insanlar beni sever mi?” sorusunu sorması yerine, “Bunu yaparsam toplum için doğru ve sürdürülebilir sonuç ortaya çıkar mı?” sorusunu sorması gerekir.
Elbette burada popülerliği küçümsemek de doğru değildir. İnsanlarla iyi iletişim kurmak, güven oluşturmak, ulaşılabilir olmak ve toplumun beklentilerini anlayabilmek etkinliğin önemli unsurlarıdır. Nitekim bazı araştırmalar, liderin popülerliği ile liderlik etkinliği arasında olumlu bir ilişki bulunabileceğini; özellikle ekip dayanışmasının bu ilişkide rol oynayabileceğini gösteriyor.
Ancak kritik nokta şudur: Popülerlik hedef değil, doğru yönetimin sonucu olduğunda değerlidir.
Bir lider sadece popüler olmak için hareket ederse zor kararları erteleyebilir. Eleştirilmekten korkabilir. Başarısız uygulamalara müdahale etmek yerine mevcut düzeni koruyabilir. Çalışanların, seçmenlerin veya kamuoyunun hoşuna gitmeyen gerçekleri söylemekten kaçınabilir. Böyle bir yaklaşım kısa vadede rahatlık sağlayabilir; ancak uzun vadede kurumun ve toplumun sorunlarını büyütebilir.
Etkinlik ise hesap verebilirlik gerektirir. Hedeflerin açık biçimde belirlenmesini, kaynakların doğru kullanılmasını ve sonuçların ölçülmesini zorunlu kılar. Başarı yalnızca alkışla değil; üretim, istihdam, verimlilik, eğitim kalitesi, sağlık hizmetlerinin niteliği, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve vatandaşların yaşam kalitesindeki gelişmelerle değerlendirilmelidir. Organizasyonel etkinlik konusunda yapılan çalışmaların önemli bir bölümü de etkinliğin yalnızca tek bir ölçüte indirgenemeyeceğini, farklı sonuçların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Günümüz sosyal medya dünyasında bu ayrım daha da önemli hale gelmiştir. Beğeni sayıları, takipçi sayıları, izlenmeler ve yorumlar insanlara büyük bir başarı hissi verebilir. Fakat milyonlarca izlenmeye ulaşan bir video toplumsal bir sorunu çözmeyebilir. Binlerce beğeni alan bir fikir ekonomik değer yaratmayabilir. Çok konuşulan bir proje, gerçek hayatta beklenen sonucu üretmeyebilir.
Bu nedenle hem bireyler hem kurumlar hem de kamu yönetimi açısından yeni bir başarı anlayışına ihtiyaç var.
Popülerlik “kaç kişinin beni desteklediğini”, etkinlik ise “ürettiğim sonuçların ne kadar değer yarattığını” gösterir.
Sağlıklı bir yönetim anlayışında ikisi birbirinin alternatifi değildir. İdeal olan, insanların güvenini kazanırken aynı zamanda doğru sonuçları üretebilmektir. Ancak ikisi arasında tercih yapılması gerektiğinde, özellikle kamu yararı söz konusuysa, geçici alkışların yerine kalıcı sonuçlar tercih edilmelidir.
Çünkü popülerlik bugün kazanılıp yarın kaybedilebilir. Etkinlik ise zaman içinde kendisini kanıtlar.
Sonuçta iyi bir liderin ölçüsü, herkes tarafından sevilmesi değil; doğru zamanda doğru kararları alabilmesi, sorumluluk üstlenmesi ve aldığı kararların toplum, kurum veya ekip açısından kalıcı değer üretmesidir.
Kısacası alkış önemli olabilir ama yeterli değildir. Asıl mesele, alkış bittikten sonra geride ne kaldığıdır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar