S-400 FÜZELERİ
Türkiye’nin son yıllarda en çok tartışılan savunma yatırımlarından biri hiç kuşkusuz S-400 hava savunma füze sistemi oldu. Kimi bu sistemi Türkiye’nin güvenliği için tarihi bir adım olarak değerlendirirken, kimi ise ekonomik ve diplomatik maliyetinin çok ağır olduğunu savundu. Aradan geçen yıllara rağmen S-400’ler hâlâ gündemdeki yerini koruyor.
Peki S-400 nedir? Türkiye bu sistemi neden satın aldı? Kaç milyar dolar ödedi? Bugün aktif olarak kullanılıyor mu? Son gelişmeler neler? Gelin bütün bu soruların cevaplarını birlikte inceleyelim.
Öncelikle S-400, Rusya tarafından geliştirilen uzun menzilli hava savunma sistemidir. Görevi; savaş uçaklarını, seyir füzelerini, balistik füzeleri ve bazı hava tehditlerini çok uzak mesafelerden tespit ederek etkisiz hale getirmektir. Dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Türkiye uzun yıllardır kendi hava savunmasını güçlendirmek istiyordu. Özellikle Suriye’de yaşanan iç savaş, sınır güvenliği sorunları ve bölgede artan füze tehditleri Ankara’yı yeni bir sistem arayışına yöneltti.
İlk etapta Türkiye, ABD’den Patriot hava savunma sistemi almak istedi. Ancak teknoloji paylaşımı, ortak üretim ve fiyat konusunda taraflar anlaşma sağlayamadı. Bunun üzerine Türkiye farklı seçenekleri değerlendirmeye başladı.
2017 yılında Türkiye ile Rusya arasında yaklaşık 2,5 milyar dolar tutarında S-400 anlaşması imzalandı. Bu rakam o dönemin döviz kuru dikkate alındığında oldukça büyük bir savunma yatırımı anlamına geliyordu.
Anlaşmaya göre sistemin bir bölümü peşin ödeme ile alınırken, kalan kısmı Rusya’nın sağladığı krediyle finanse edildi. Türkiye böylece NATO üyesi olmasına rağmen ilk kez Rus yapımı stratejik bir hava savunma sistemi satın almış oldu.
2019 yılı temmuz ayında ilk S-400 parçaları Ankara’daki Mürted Hava Üssü’ne ulaşmaya başladı. Dev kargo uçaklarının Türkiye’ye inişi günlerce dünya basınında manşet oldu. Böylece Türkiye, sistemi teslim alan ilk NATO ülkesi olarak tarihe geçti.
Ancak asıl tartışmalar da bu teslimatla birlikte başladı.
ABD yönetimi, Rus yapımı S-400 sistemlerinin NATO savunma ağıyla uyumlu olmadığını ve özellikle F-35 savaş uçaklarının güvenliğini riske atacağını savundu.
Washington, Türkiye’yi defalarca bu alımdan vazgeçmesi konusunda uyardı. Ancak Türkiye geri adım atmadı.
Bunun üzerine ABD, Türkiye’yi F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı’ndan çıkardı. Oysa Türkiye bu projeye yıllarca katkı sağlamış, milyarlarca dolarlık yatırım yapmış ve birçok Türk savunma sanayi şirketi F-35 parçaları üretmeye başlamıştı.
Sadece bununla da kalınmadı.
2020 yılında ABD, “CAATSA” olarak bilinen yaptırım yasasını uygulamaya koydu. Bu kapsamda Savunma Sanayii Başkanlığı ile bazı yetkililere yaptırım kararı alındı. Böylece Türkiye-ABD ilişkilerinde önemli bir kriz yaşandı.
Ekonomik açıdan bakıldığında ise S-400 alımının doğrudan maliyetinin yaklaşık 2,5 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Ancak dolaylı maliyetler de sıkça tartışılıyor.
Bazı uzmanlara göre F-35 programından çıkarılmanın Türkiye’ye maliyeti milyarlarca doları buldu. Çünkü hem üretim gelirleri kaybedildi hem de yeni nesil savaş uçağı planlarında değişiklik yapmak zorunda kalındı.
Diğer taraftan hükümet ise S-400 kararının tamamen milli güvenlik ihtiyaçlarından kaynaklandığını ve hiçbir ülkenin Türkiye’nin savunma tercihine müdahale edemeyeceğini savundu.
Peki bugün S-400’ler aktif olarak kullanılıyor mu?
İşte en çok merak edilen sorulardan biri de bu.
Kamuoyuna açık bilgiler doğrultusunda sistem Türkiye envanterinde bulunmaya devam ediyor. Ancak sürekli aktif görev yaptığına ilişkin resmi ve ayrıntılı bilgiler paylaşılmıyor. Zaman zaman bakım, eğitim ve test faaliyetlerinin gerçekleştirildiği bilinse de sistemin hangi bölgelerde ve hangi kapsamda konuşlandırıldığı devlet güvenliği nedeniyle açıklanmıyor.
Son yıllarda ABD ile Türkiye arasında F-16 savaş uçaklarının modernizasyonu ve yeni alımları konusunda önemli görüşmeler yapıldı. Bu süreçte S-400 konusu da zaman zaman yeniden gündeme geldi.
ABD tarafı zaman zaman S-400 sisteminin tamamen devre dışı bırakılması veya farklı bir çözüme kavuşturulması yönünde beklentisini dile getirdi.
Türkiye ise sistemin satın alınmış bir milli savunma yatırımı olduğunu, ülkenin egemenlik hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamayı sürdürdü.
Son dönemde Türkiye’nin geliştirdiği yerli hava savunma sistemleri de dikkat çekiyor. Özellikle SİPER uzun menzilli hava savunma sistemi, HİSAR-A+, HİSAR-O+, KORKUT ve ÇELİK KUBBE projesi sayesinde Türkiye, dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.
Savunma uzmanları, yerli sistemlerin gelişmesiyle birlikte önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin hava savunmasında çok daha güçlü ve bağımsız bir yapıya kavuşacağını ifade ediyor.
Bugün gelinen noktada S-400 meselesi yalnızca bir füze sistemi olmaktan çıkmış durumda. Bu konu; dış politika, savunma sanayii, NATO ilişkileri, ABD ile diplomatik temaslar, Rusya ile iş birliği ve Türkiye’nin stratejik tercihleri açısından önemli bir başlık olmayı sürdürüyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye ile ABD arasında savunma alanındaki ilişkilerin nasıl şekilleneceği, F-35 programına ilişkin olası yeni gelişmeler, yerli hava savunma projelerinin başarısı ve bölgesel güvenlik dengeleri S-400 tartışmalarını yeniden gündeme taşıyabilir.
Sonuç olarak S-400 alımı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli savunma kararlarından biri olarak kayıtlara geçti. Yaklaşık 2,5 milyar dolarlık bu yatırım sadece askeri bir satın alma olmadı; aynı zamanda uluslararası siyaseti, ekonomiyi ve diplomatik ilişkileri de derinden etkileyen stratejik bir dönüm noktası haline geldi. Bundan sonraki süreçte Türkiye’nin hem milli güvenliğini güçlendirmesi hem de uluslararası ortaklarıyla dengeli ilişkiler kurması, savunma politikalarının en önemli hedeflerinden biri olmaya devam edecek.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar