Türkiye’nin İhracat Sorunu Satış Değil, Eşgüdüm Sorunu

1985 Bursa doğumlu olan Onur Kurtay, Ukrayna Kiev Avrupa Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı eğitimi aldı. Ukrayna’da bulunduğu süre içerisinde öğrenci birliği ve iş adamları dernekleriyle ortaklaşa çalışmalarda bulunan Kurtay, Türkiye konsolosluğu ile kültür gelişimi çalışmalarında yer almış, düzenlenen çeşitli fuar organizasyonlarında iş adamları ve diplomat karşılamalarında görev almıştır. Aktif olarak Profesyonel iş hayatında Pazar araştırması, Uluslararası Pazarlama, Dış Ticaret , Markalaşma ve Uluslararası Ticari Işbirlikleri konularında çalışmalarına devam eden Onur Kurtay, Sivil Toplum Kuruluşlarında aktif görev almış, Gemlik Kent Konseyi Gençlik Meclisinde başkanlık yapmış, Ukrayna İş Adamları Derneği (TUİD) ve Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) ile ortak faaliyetlerde bulunmuştur.
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

Türkiye 2025 yılını 273,4 milyar dolarlık mal ihracatıyla kapattı. Rakam büyük. Hatta ilk bakışta güven veriyor. Fakat tek başına bu büyüklük, aynı ölçüde güç üretmiyor. Çünkü ihracatın artması ile şirketlerin zenginleşmesi aynı şey değildir. Türkiye bugün daha fazla mal satıyor olabilir, ama aynı anda o satışı kurumsal güce, nakit akışına ve sürdürülebilir kâra çevirme konusunda hâlâ ciddi bir yapısal zaaf taşıyor.

Biz uzun yıllardır ihracatı daha çok satış yapmak olarak okuduk. Oysa asıl mesele satışın kendisi değil, satışın nasıl taşındığı, nasıl yönetildiği ve şirket içinde hangi karar yapısıyladesteklendiğidir. Bugün birçok firmada satış bir şey söylüyor, dış ticaret başka bir öncelikle hareket ediyor, lojistik sadece sevkiyatı yetiştirmeye çalışıyor, finans ise bütün bu dağınık yapının sonucunu ay sonunda raporda görüyor. Herkes kendi görevini yaptığını sanıyor. Ama şirket toplam etkiyi yönetemiyor.

Tam kırılma burada başlıyor.

Türkiye’nin ihracat meselesi artık pazar bulma meselesi olmaktan çıktı. Asıl mesele, bulunan pazarın içeride ne kadar doğru yönetildiği meselesidir. Çünkü dışarıda alınan sipariş, içeride yanlış eşgüdümle yürütülüyorsa büyüme güç üretmez, sadece yük üretir. Şirket daha fazla çalışır, daha fazla hareket eder, daha fazla sevkiyat yapar, ama bilanço aynı kuvvetle toparlanmaz. Yönetim bunu çoğu zaman geç fark eder. Çünkü sorun tek bir departmanın hatası değildir. Sorun, departmanların aynı sonuca göre hizalanmamış olmasıdır.

Dünya Bankası’nın 2023 Lojistik Performans Endeksi de bize zaten kaba resmi veriyor. Türkiye 3,4 puanda. Üst ligde oynayan ekonomiler ise 4 puan çevresinde ya da üzerinde dolaşıyor. Bu fark sadece lojistik sektörünün meselesi değildir. Bu fark, bir ülkenin ticareti ne kadar akıllı yönettiğiyle ilgilidir. Yani hız, öngörü, takip, koordinasyon ve teslim disiplinidir. Başka bir ifadeyle mesele, malı göndermek değil, akışı yönetmektir.

Benim sahada gördüğüm temel sorun şudur; Şirketler hâlâ maliyeti fiyat zannediyor. Oysa asıl maliyet, çoğu zaman fiyatın kendisinde değil, karar gecikmesinde, koordinasyon eksikliğinde ve birbirini görmeyen süreçlerdedir. Geç hazırlanan evrak, yanlış planlanan yükleme, satışın verdiği terminle operasyonun gerçek kapasitesi arasındaki kopukluk, sevkiyat sonrası ortaya çıkan düzeltme maliyetleri… Bunların hiçbiri tek başına büyük görünmez. Ama hepsi birlikte şirketin kâr kalitesini aşağı çeker.

Türkiye’nin ihracatta yeni eşiği daha fazla hacim değildir.
Daha yüksek eşgüdümdür.

Çünkü satış büyümeyi başlatır.
Eşgüdüm ise onu kâra çevirir.

 

Yayınlama: 30.03.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.