Nitelikli İş Gücünün Yurtdışına Yönelmesi

Ekonomist yazar
Not: Bu yazı, yazarın kişisel görüş ve değerlendirmelerini içermektedir.

Bir ülkenin en değerli kaynağı yalnızca yer altındaki madenleri, fabrikaları ya da sahip olduğu finansal sermaye değildir. Asıl büyük güç; iyi yetişmiş insan kaynağıdır. Mühendis, doktor, yazılımcı, akademisyen, öğretmen, teknisyen, girişimci ve araştırmacılar bir ülkenin geleceğini inşa eden temel unsurlardır. Ancak son yıllarda Türkiye açısından giderek daha fazla tartışılan bir konu var: Nitelikli iş gücünün yurtdışına yönelmesi.

Bu durum yalnızca birkaç kişinin daha iyi ücret almak için başka ülkelere gitmesi olarak görülmemelidir. Çünkü yetişmiş bir insanın ülkeden ayrılması, aynı zamanda yıllarca yapılan eğitim yatırımının, deneyimin ve üretim kapasitesinin başka bir ekonomiye taşınması anlamına geliyor.

Beyin göçü artık görmezden gelinemeyecek bir konu

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 yılı verilerine göre yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı yüzde 2 oldu. Oran ilk bakışta küçük görünebilir. Ancak özellikle yüksek beceri gerektiren alanlarda yetişmiş insanların yurtdışına gitmesi, toplam sayıdan daha büyük bir ekonomik etki yaratabilir. ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Hollanda ve Kanada, Türkiye’den lisans mezunlarının öne çıkan göç destinasyonları arasında yer aldı.

Üstelik mesele yalnızca üniversite mezunu olmak da değil. Özellikle mühendislik, bilişim, sağlık ve bilim alanlarında yetişmiş insanların uluslararası iş piyasalarında karşılık bulması, bu hareketliliği daha önemli hale getiriyor.

TÜİK’in 2025 yükseköğretim istihdam verileri de Türkiye’deki insan kaynağının niteliğini ortaya koyuyor. Lisans mezunlarında kayıtlı istihdam oranı yüzde 73,9 olurken; sağlık ve refah alanında bu oran yüzde 84,5, mühendislik, imalat ve inşaatta yüzde 82,1, bilişim ve iletişim teknolojilerinde ise yüzde 76,7 olarak gerçekleşti.

Yani Türkiye’nin yetiştirdiği insan kaynağı aslında ekonominin en değerli sermayelerinden biri.

İnsanlar neden gidiyor?

Nitelikli iş gücünün yurtdışına yönelmesinin tek bir nedeni yok. Ücret düzeyi önemli olmakla birlikte, kararın arkasında daha geniş bir beklentiler bütünü bulunuyor.

İnsanlar daha yüksek gelir kadar kariyer fırsatı, liyakat, çalışma koşulları, mesleki gelişim, araştırma imkânı, özgür çalışma ortamı, sosyal yaşam kalitesi ve gelecek beklentisini de dikkate alıyor.

Bir mühendis, yalnızca daha yüksek maaş için değil, geliştirdiği projenin dünyada karşılık bulabileceğini düşündüğü için de yurtdışına gidebilir.

Bir akademisyen, yalnızca daha iyi ücret için değil, araştırmasına daha fazla kaynak ve daha geniş bir bilimsel çevre bulabileceği için ülke değiştirebilir.

Bir yazılımcı, yalnızca döviz üzerinden gelir elde etmek için değil, uluslararası şirketlerde çalışarak kariyerini küresel ölçekte geliştirmek için de başka bir ülkeyi tercih edebilir.

Dolayısıyla meseleye yalnızca “maaşlar düşük, o nedenle gidiyorlar” şeklinde bakmak eksik kalır.

Asıl sorun: Gelecek duygusunun zayıflaması

Bir ülkede genç ve nitelikli insanların geleceğe ilişkin beklentileri zayıflıyorsa, ekonomik sorun daha da derinleşir.

Çünkü insanın ülkesinde kalması için yalnızca bugünün koşulları değil, yarının nasıl olacağına ilişkin inancı da önemlidir.

Genç bir üniversite mezunu kendisine şu soruları sorar:

“Burada mesleğimde ilerleyebilir miyim?”

“Çalışmamın karşılığını alabilecek miyim?”

“Yeteneklerim değerlendirilecek mi?”

“Yeni fikirlerimi özgürce ortaya koyabilecek miyim?”

“Çocuklarım için daha iyi bir gelecek kurabilecek miyim?”

Bu sorulara olumlu cevap verilemiyorsa, yurtdışı seçeneği giderek daha cazip hale gelir.

Eğitim veriyoruz, başkaları istihdam ediyor

Burada Türkiye açısından önemli bir ekonomik çelişki ortaya çıkıyor.

Bir öğrencinin yetişmesi için yıllarca eğitim harcanıyor. Ailesi fedakârlık yapıyor, devlet eğitim altyapısı sağlıyor, üniversiteler öğretim görevlileri ve kaynaklar kullanıyor. Öğrenci mezun oluyor, deneyim kazanıyor ve belirli bir uzmanlık seviyesine ulaşıyor.

Ancak bu insan daha sonra başka bir ülkeye gidiyor.

Sonuçta Türkiye’nin yaptığı eğitim yatırımı başka bir ekonominin üretim gücüne dönüşebiliyor.

Bu nedenle beyin göçü yalnızca demografik veya sosyal bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik bir sermaye kaybıdır.

Şirketler de sorumluluk taşıyor

Nitelikli iş gücünün ülkede tutulması yalnızca devletin görevi değildir. Özel sektörün de burada önemli bir sorumluluğu bulunuyor.

Çalışanını yalnızca bir maliyet kalemi olarak gören şirketlerin uzun vadede nitelikli insanları elde tutması zorlaşır.

Buna karşılık çalışanına yatırım yapan, kariyer yolları açan, başarıyı ödüllendiren, fikirleri dinleyen ve çalışanların karar süreçlerine katılmasını sağlayan şirketler daha güçlü bir insan kaynağı oluşturabilir.

Bugünün çalışanı yalnızca maaş bordrosuna bakmıyor. “Bu kurumda kendimi geliştirebilir miyim?” sorusunu da soruyor.

Dolayısıyla şirketlerin insan kaynakları politikaları artık ekonomik rekabetin merkezinde yer alıyor.

Çözüm yalnızca ücret artışı değil

Nitelikli iş gücünü ülkede tutmak için ücretlerin iyileştirilmesi elbette önemlidir. Ancak tek başına yeterli değildir.

Türkiye’nin aynı zamanda;

  • Liyakat ve adalet duygusunu güçlendirmesi,
  • Gençlerin kariyer fırsatlarını artırması,
  • Ar-GE ve inovasyona daha fazla kaynak ayırması,
  • Üniversite-sanayi iş birliğini geliştirmesi,
  • Girişimcilerin önünü açması,
  • Çalışma hayatında psikolojik güvenliği güçlendirmesi,
  • Nitelikli çalışanların karar süreçlerine katılımını artırması,
  • Bilim insanlarına ve araştırmacılara daha güçlü çalışma ortamları sunması

Gerekiyor.

Çünkü insanı ülkede tutan yalnızca para değildir. Değer görmek, üretmek, gelişmek ve geleceğe inanmak da en az gelir kadar önemlidir.

Gidenleri suçlamak yerine neden gittiklerini anlamalıyız

Beyin göçü tartışmalarında bazen yurtdışına giden gençler eleştirilebiliyor. Oysa meseleyi bu şekilde ele almak çözüm üretmez.

Bir insan daha iyi bir yaşam, daha iyi bir kariyer veya daha geniş imkânlar arıyorsa bunun nedenlerini anlamak gerekir.

Asıl sorulması gereken soru şudur:

“Gençler neden gidiyor?”

Daha da önemlisi:

“Onların gitmek zorunda hissetmediği bir Türkiye’yi nasıl oluşturabiliriz?”

Çünkü amaç insanların yurtdışına çıkmasını yasaklamak veya engellemek değil; Türkiye’nin de onların kalmak isteyeceği kadar güçlü bir ekonomik ve sosyal ortam oluşturmasıdır.

Beyin göçü tersine çevrilebilir mi?

Evet.

Dünyada birçok ülke, nitelikli insanlarını kaybettikten sonra onları geri çekebilmek için özel politikalar uyguladı. Türkiye de benzer biçimde yurtdışındaki nitelikli vatandaşlarıyla daha güçlü bağlar kurabilir.

Ancak bunun için yalnızca “geri dönün” çağrısı yapmak yetmez.

Geri dönen bilim insanına laboratuvar, girişimciye finansman, mühendise proje, akademisyene araştırma imkânı, genç profesyonele kariyer fırsatı sunmak gerekir.

Başka bir ifadeyle insanı geri çağırmak değil, geri dönmesini anlamlı hale getirmek gerekir.

Sonuç: En büyük sermayemiz insan

Türkiye’nin gelecekteki ekonomik gücü yalnızca döviz rezervleriyle, fabrikaların sayısıyla veya ihracat rakamlarıyla ölçülemez.

Bir ülkenin gerçek gücü, yetiştirdiği insanları ne ölçüde ülkede tutabildiği ve onların yeteneklerini ne kadar üretime dönüştürebildiğiyle de ilgilidir.

2025 yılında Türkiye’den yurtdışına toplam 403 bin 216 kişi göç etti; bunların 155 bin 119’u Türk vatandaşıydı. Bu toplamın tamamının nitelikli iş gücünden oluşmadığını özellikle belirtmek gerekir. Ancak rakam, uluslararası hareketliliğin büyüklüğünü göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Bugün Türkiye’nin önündeki en önemli sorulardan biri belki de şudur:

Gençlerimize sadece diploma mı vereceğiz, yoksa o diplomayla ülkelerinde güçlü bir gelecek kurabilecekleri bir ekonomik düzen de oluşturacak mıyız?

Çünkü beyin göçü yalnızca insanların ülkeden ayrılması değildir.

Bazen bir ülkenin geleceğe ilişkin umutlarının sessizce başka ülkelere taşınmasıdır.

Ve unutulmamalıdır:

Bir ülke yetişmiş insanını kaybettiğinde yalnızca bugünkü çalışanını değil, yarının girişimcisini, bilim insanını, yöneticisini ve üreticisini de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.

Bu nedenle nitelikli iş gücünü ülkede tutmak, artık yalnızca bir insan kaynakları politikası değil; Türkiye’nin uzun vadeli kalkınma stratejisinin temel başlıklarından biri olmak zorundadır.

ZAFER ÖZCİVAN

Ekonomist-Yazar

Zaferozcivan59@gmail.com

 

Yayınlama: 23.08.2026
A+
A-
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.