Yiğit Belin’in “Yurtdışı İhalelerde Kapımızdaki Tehlike, Fırsatlar ve Milli Yatırım Çalışması ” başlıklı makalesi
Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) 22 Ekim 2024 tarihli Kolin kararı AB ile kamu alımlarında karşılıklılık sağlayan bir anlaşması bulunmayan ülkelerin — Türkiye dahil — firmalarının, AB ihale mevzuatındaki eşit muamele güvencelerine dayanamayacağına hükmetti. Buna Yabancı Sübvansiyonlar Tüzüğü (YST )soruşturmaları ve 1 Ocak 2026’da kesin uygulama dönemi başlayan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) de eklenince, Türk firmaları için yurtdışı ihalelerde yeni bir dönem açıldı. Bu yazıda hem kapımızdaki tehlikenin boyutunu hem de buna karşı memleketin elindeki yaklaşık 40 milyar Euro’luk raylı sistem ve elektrikli ulaşım fırsatını değerlendiriyorum.
Hırvatistan’da yapılan bir demiryolu altyapı ihalesine başarılı bir Türk firması da teklif verdi. Ancak süreç, Hırvat yargısının konuyu ABAD’a taşıması ve Divan’ın 2024 sonunda verdiği kararla farklı bir boyut kazandı.
Çıkan karar; Türk firmaları ve AB ile kamu alımlarında karşılıklılık anlaşması bulunmayan diğer üçüncü ülkelerin firmaları açısından ciddi sonuçlar doğurdu. Buna göre bu firmalar, AB ihale mevzuatındaki eşit rekabet avantajlarından aynı şekilde yararlanamayacak. Yani eşit rekabet artık eskisi gibi olmayacak.
Zaten AB kamu alımları mevzuatına göre, AB ile karşılıklı anlaşması olmayan ülkelerin firmaları bu mevzuatın sağladığı haklardan yararlanamıyordu. Artık bu konuda en yüksek karar mercilerinde aleyhte, bağlayıcı ve emsal kararlar çıkıyor.
AB kamu ihalelerinin büyüklüğü düşünüldüğünde, bu durum 1. dakikada kendi kalemize gol yemek gibi!
Buna benzer örnekleri Covid-19 salgını öncesinde, AB ihalelerinde yeterlilik şartı olarak da gördük. DTÖ’nün **Kamu Alımları Sözleşmesini (KAS) taraf olma şartı çıktı ve tesadüfe bakın ki Türkiye bu anlaşmayı imzalamamış, sadece gözlemci statüsünde!
Bu olumsuzluğu özellikle Doğu Avrupa ülkelerinin ihalelerinde yaşadık ve birçok ihaleyi bu şekilde kaybettik. Kaynaklarımız ölçüsünde konuyu mahkemelere taşıdık. Çözüm yolunu bulduk; ancak ülkenin birikimi, zamanı ve parası su gibi aktı.
Bu yeni dönemin firmalarımız için ne anlama geldiğini :[AB İhalelerinde “Schengen” Dönemi: Vizesiz Kalmayın!](https://ekonomiyontem.com.tr/ab-ihalelerinde-turk-firmalari/36261/) başlıklı yazımda ayrı bir açıdan ele aldım.
2023’te yürürlüğe giren AB YS Tüzüğü, yani YST, devlet yardımı alan firmalar açısından yeni bir risk alanı oluşturdu. Bu düzenleme ile firmaların ihalelere girmesi, teklif verdiği ihalelerden elenmesi ve hatta imzalanmış sözleşmelerin geçersiz hale gelmesi gündeme gelebiliyor.
AB Komisyonu, 2024 yılında devlet iltisaklı Avrupa dışı bir firmanın teklif verdiği Bulgaristan’daki bir ihale için soruşturma açtı. İlgili firma, kazanma ihtimali çok yüksek olduğu ihaleden ~600 milyon Euro’nun üzerindeki teklifini geri çekti.
Her ne kadar ticari rekabet savaş olmasa da teşbihte hata olmaz. Sun Tzu’nun yaklaşık 2500 yıl önce söylediği gibi:
“Düşmanı savaşmadan bastırmak becerinin doruk noktasıdır.”
AB yüksek mahkemesinin emsal kararları, Türk firmaları için yeni zorluklar yaratmaktadır.
Uluslararası ihale ve kamu alımları mevzuatındaki değişiklikler, rekabet gücümüzü olumsuz etkileyebilir. Ancak uzmanlık ve tecrübe ile bu zorlukların üstesinden gelmek ve daha önce de başardığımız farklı ihale teklif modelleri geliştirmek mümkündür.
Lakin bu durumda Hükümetimiz ve Devletimiz, mütekabiliyet yani karşılıklılık ilkesi gereği bir şey yapmalı mı?

Ülkemizde 2035 yılına kadar, kendi sektörüm olan raylı sistem ve elektrikli ulaşım alanında, yaklaşık 3 milyar Euro’luk yüksek hızlı tren setleri de dahil olmak üzere yaklaşık 19,1 milyar Euro araç alımı olacak. Bunu yapım ve sinyal kapsamı ile birlikte düşünürsek toplam büyüklük 40 milyar Euro’ya kadar çıkıyor.
Bu arada güzel bir haber: TCDD Taşımacılık, TÜRASAŞ’tan 14 adet hızlı tren alacak. Sözleşme 30.12.2024’te imzalandı.
Tüm çözüm yollarını Devletten beklemek yerine, firmalarımız kapıdaki tehlikeler ve büyük fırsatlar için ne yapıyor? Sun Tzu’nun taktiğine karşı Hilal veya Ricat taktiği hazır mı?
Devlet, yani halkın iradesi; teknolojik birikim, uzmanlık, tesisler ve etkin girişimler hem kamuda hem özel sektörde mevcut.
Aksi halde hızlı trenlerimizi TÜRASAŞ; metro ve tramvaylarımızı Bozankaya ve Durmazlar üretemezdi. Sadece son ürünü üreten firmalarımız değil; RSC, RAYDER ve benzeri pek çok birliğimizin üyeleri de A’dan Z’ye tasarım, üretim, test, devreye alma, bakım ve garanti hizmetleri veriyor. Vatan sathında bütün raylı sistem işletmecilerinin kurduğu TÜRSİD var.
Daha önce münferit olarak geliştirdiğimiz kazan-kazan finansman modelleriyle, uzmanlığımızı ve tecrübelerimizi kullanarak 40 milyar Euro’yu memleketimize kazandırmak mümkün.
İhracat kredilerini örnek verelim. Bilinen ve bize aktarılan şekliyle, bütün ECA’ler için her zaman kredi alınacak ülkenin ürünlerini asgari %50 oranında kullanmak zorunlu mu?
Hayır, değil.
Bunu da başka zaman inceleriz.
OSTİM Teknik Üniversitesi Rektörü değerli Murat Yülek Hocam ve ekibi; benim de Başkan Yardımcısı olarak katkıda bulunduğum farklı raylı sistemler kümelenmeleri vizyoner yaklaşımları ile bir proje finansman çalışması yaptı.
“Türkiye’de Raylı Ulaşım Sistemleri Sektörünün Geliştirilmesi İçin Politika Önerileri ve Finansman Modeli” başlıklı 2019 çalışmasının sonuçları çarpıcıdır.
Çalışmaya göre, milli raylı sistem araç üretimi ve taşımacılığına 1 milyar TL yatırım yapılırsa durum şu şekildedir:
![]() |
Yatırım |
Katma Değer Çıktısı |
İstihdam Artışı (Kişi) |
| Ostim Teknik
Üniversitesi |
₺ 1.000.000.000 |
₺ 7.844.000.000 |
8000 |
İlgili çalışmada kullanılan SMH yöntemini günümüze uygulayalım. TCDD Taşımacılık’ın TÜRASAŞ’tan alacağı 14 adet YHT, İBB tarafından İstanbul için projesi yapılan HızRay ve AYGM / UAB tarafından planlanan Ankara-İstanbul Çok Yüksek Hızlı Tren projelerini milli yatırım ile yapalım.
Sonuç: Katma Değer Çıktısı 1,2 trilyon TL ve yaratacağı ek istihdam 1,2 milyon kişiden fazla.
![]() |
Yatırım |
Katma Değer Çıktısı |
İstihdam Artışı (Kişi) |
| Türasaş-TCDD
Taşımacılık Hızlı Tren Setleri |
€ 453.139.747,20 |
₺ 47.341.971.997 |
48.284 |
|
İstanbul Hızray |
$ 3.500.000.000,00 |
₺ 351.590.876.547 |
358.583 |
| Ankara- İstanbul Çok Yüksek Hızlı Tren |
€ 7.500.000.000,00 |
₺ 783.565.759.061 |
799.149 |
| Türasaş+Hızray+ ÇYHT |
– |
₺ 1.190.342.607.605 |
1.206.016 |
AB, 2026 yılında Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, yani SKDM uygulamasını başlatacak.
İlk aşamada şu sektörler var:
Ayrıca deniz taşımacılığı emisyonları da AB Emisyon Ticaret Sistemi, yani ETS kapsamına dahil edildi.
Türkiye’nin AB’ye yönelik deniz taşımacılığı ihracatı açısından bakıldığında, 2023 yılında toplam denizyolu ihracat miktarı 135 milyon 510 bin 681 ton olarak kaydedildi. 2023 yılında toplam ihracatın yaklaşık %87,5’inin denizyolu ile gerçekleştirildiği belirtilmektedir.
Bu veriler ışığında, Türkiye’nin AB’ye denizyolu ile gerçekleştirdiği ihracat miktarı ETS kapsamında karbon fiyatlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Ton başına 80-100 Euro aralığında değişen karbon fiyatları üzerinden, 2026’dan itibaren kaç milyon Euro ek maliyet çıkacağını hesaplayabildiniz mi?

Belirtmekte fayda var: Elektrikli deniz ulaşımında, Üsküdar Belediye Başkanımız değerli Sinem Dedetaş’ın İstanbul Şehir Hatları Genel Müdürlüğü görevi esnasında liderlik yaptığı elektrikli deniz ulaşım araçları projesi memleket için çok önemli bir kilometre taşıdır.
2026 yılı itibarıyla emisyon yükümlülükleri kademeli olarak uygulanacak, endüstrilere yönelik ücretsiz izin tahsisatları kaldırılacaktır. Memleketin 2023 yılında AB’ye yaptığı ihracatta, SKDM kapsamındaki sektörlerin toplam değeri yaklaşık 10 milyar dolardır. Bu alan, Türkiye’nin AB’ye toplam ihracatının yaklaşık %42’sine denk gelmektedir.
Konu lojistik olunca sektörün duayenlerinden Kerem Mağdenli ile istişare ettik.
Emisyon konusu, taşımacılık firmalarının operasyonel maliyetlerini ve stratejilerini doğrudan etkileyecek bir konu. Özellikle emisyon değerlerini düşürmek, daha etkin olmak, yakıt ve bakımda tasarruf sağlamak amacıyla elektrikli ağır çekiciler gündeme geliyor.
Ancak elektrikli ağır çekicilerin menzil ve şarj süreleri, transit sürelerinde artışa neden olabilir. Ayrıca Türkiye ve AB’deki mevzuata göre çekici, römork ve yükün toplam ağırlığı 40.000 kg ile sınırlıdır. Elektrikli çekicilerdeki batarya ağırlığı, taşınabilecek yük miktarını azaltarak kilogram başına düşen taşıma maliyetini artırabilir.
Bu da lojistik maliyetlerin yükselmesine ve rekabet gücünün azalmasına neden olabilir.
Bu nedenle batarya maliyetinden ve ağırlığından sakınmak, yani faydalı yükü artırmak için güzergâh boyunca havai hatlarla elektrik beslemesi, indüktif yani temassız şarj veya kaset şeklinde takılıp çıkarılan batarya uygulamaları hakkında fizibilite çalışmaları yapılmalı ve bu seçenekler değerlendirilmelidir.
Çünkü bu durum, “just-in-time” üretim modeliyle çalışan işletmelerde üretim aksamalarına yol açabilir ve fabrikaların stok tutma zorunluluğunu artırabilir.
Orta ve uzun vadede raylı sistem taşımacılığının “lokomotif güç” olması için mevzuat, kapasite, kamu işletmeciliği ve özel işletmecilik alanlarında çalışmalar devam etmelidir.
AB ihalelerinde Türk firmaları için yeni dönem başlamıştır. AB AD kararları, YS Tüzüğü uygulamaları ve SKDM gibi düzenlemeler, yalnızca hukuki veya teknik başlıklar değildir. Bunlar doğrudan rekabet gücü, ihracat, kamu yatırımları, milli sanayi ve istihdam meselesidir.
Türkiye’nin raylı sistem ve elektrikli ulaşım alanındaki ihtiyacı büyük; ancak bu ihtiyaç aynı zamanda büyük bir sanayi, finansman ve ihracat fırsatıdır.
Sözlerimi bitirmeden, milli sanayinin gelişmesine katkısı büyük olan ARUS’un Onursal Başkanı, değerli hocamız merhum Sedat Çelikdoğan’ı da saygıyla yad ediyorum.
Selam ve Saygılarımla Yiğit Belin
Raylı Sistem ve Elektrikli Araçlar Toplu Ulaşım , Yigitbelin.com
Yiğit Belin’in biyografisi için tıklayın
Not: Kullanılan bilgilerin kaynağı resmi yayınlar, rapor ve çalışmalardır. Ayrıca yazarın kendi raporları ve kendi değerlendirmeleridir.